Tarihî MHP Kurultayı’na Dair Sağdan/Soldan/Ortadan Değerlendirmeler

Dr. Hayati BİCE

4 Kasım 2012 günü yapılan ve pek çok yönü ile tarihe geçecek nitelikte olan MHP 10. Olağan Kurultayı, ülkücü hareket için sancılı bir sürecin son safhasını teşkil etti. Kullanılan 1214 geçerli oyun 725’ini alan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Hareketin lideri” olduğunu  kanıtladı. Devlet Bahçeli karşıtlığı üzerine en az bir yıldır organize bir şekilde çalışan ve hayatta bir araya gelmez denilen isimlerin bir araya geldiği “muhalefet cephesinin koçbaşı” Koray Aydın ise 441 oy ile “MHP Genel Başkanlığı hayâli”ni bir başka sonbahara ertelemek zorunda kaldı.[1]

1979 yılında Tıp Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi genç bir ülkücü olarak katıldığım ilk MHP kongresinden tam tamına 33 yıl sonra, henüz bıyığı terlememiş genç ülkücüler de dâhil bütün salonun “Başbuğ Türkeş” sloganı ile inlediği anlar eminim ki, birçok ülküdaşımızın gözlerini yaşarttı. Ki, o gençlerin bir çoğu Başbuğ Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997 günü ebedi âleme göç edip, uçmağa vasıl olduğunda ya dünyaya yeni gelmiş veya henüz ana kuzusu idiler. 1979 MHP kurultayında aralıksız 10 dakika süren “Başbuğ Türkeş”tezahüratının yapıldığı Atatürk Spor Salonu’nda değildik ama, 4 Kasım 2012’de Arena Spor Salonu’ndaki muhteşem kongreye tanıklık edenler de anılarını eminim bundan 33 yıl sonra -2045 yılında- en az benim kadar hissederek, gözleri yaşararak hatırlayacaklardır.

4 Kasım 2012 kurultayı öncesinde yazdığım üç yazı nedeniyle muhatab olduğum yüzlerce soruya en güzel cevabı veren MHP delege kurulunun birçok üyesi, yüzyüze görüşmelerde kongre öncesinde yazdığım yazıların dikkatle takip edildiğini gösterdi. (Bu vesile ile kongre ile ilgili  yazılarımı fotokopi ile çoğaltarak çevrelerinde dağıttıklarını öğrendiğim tüm ülküdaşlarıma teşekkür ediyorum.) Yazılanların işe yaradığını görme duygusu, bu duygunun bir yazara verdiği, “su üzerine yazı yazmak değil bu” karşılığı bir yana; bir ülkücü olarak, şerefli mazimizin kefil olduğu istikbalimiz adına hissettirdiği güven hiçbir şey ile değişilemez.

Nostaljiyi bir yana bırakıp, bu yazımda MHP kongresine sağdan/soldan/ortadan bakan birkaç gazeteci / yazar / akademisyenin kongre öncesi ve sonrasından yazdığı yazılardan yola çıkarak bir değerlendirme yapacağım.

Soldan Bakıldığında Görülen MHP ve 4 Kasım 2012 Kongresi
Bu konuda iki gazetenin -Cumhuriyet ve Aydınlık- MHP Kongresini nasıl verdiği çok şey söylemektedir. Ayrıca Tarhan Erdem’in kongre sonrası yazdığı yazıya da değineceğim. Bazı ulusalcı çizgide isimlerin Kızılelma koalisyonunda ortaklığa talip oldukları Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfadan gördüğü MHP Kurultayına dair haberin alt başlığı çok dikkat çekicidir: “Katliam Sanığı MYK Listesine Girdi.”  Yoruma gerek var mı?

Aydınlık gazetesinin başlığı ideolojik olarak çok daha anlamlı idi: “Bahçeli İşleri Duaya Bıraktı”. MHP lideri Bahçeli’nin veciz kongre konuşmasını noktalarken “Bayrak Şairi” Arif Nihat Asya’dan ilham ile dillendirdiği duaya atıfta bulunulduğu açıktır. Bu gazetenin Ankara’da ihlaslı işlerin iş takipçiliği ile temayüz etmiş bir gazeteciyi transfer ettiğini, adı geçenin son kurultayda isim babası karşısındaki aday adına tepe tepe kullanıldığı gazetede yazarken Cuma namazı gibi hassas bir konu üzerinden MHP camiasının iç işlerine müdahil olduğunu; MHP Genel Merkezi mescidinin Cuma imamı ağzından iftira ettiğini; nefsinin dahalevvâme makamına erdiği şüpheli olduğuna bakmadan, koskoca bir camianın başındaki mümin bir insana manevî racon kesmeğe kalktığını, üstüne üstlük “eskitilmiş bir ülkücü” olduğunu birkaç alternatif halinde iddia/itiraf ettiğini bilmeyen var mı? [2]

Aydınlık gazetesinin ideolojik saldırısını açıkça dile getiren isim ise liberal solun akil isimlerinden birisi olarak tanınan Tarhan Erdem oldu. Tarhan Erdem, Radikal’e yazdığı “Devlet Bahçeli’nin Hayalleri” başlıklı kongre değerlendirmesinde “Önce siyaseti dine bulaştırmasını not edeyim: Sayın Bahçeli, değindiği hemen her devlet işini dinî kurallara bağlayarak anlattı. ‘Milliyetçilik’ ilkesi partinin iktidara geçmesi için yeterli görülmüyor da İslamcı bir parti olmaya mı karar verildi?” diye yazarken Erdem’in karın ağrısının sebebinin ne olduğu karın bölgesi röntgeni (tıpta buna “ayakta direkt batın grafisi” diyorlar) çektirilmeden anlaşılıyordu.[3]

Aslında, bunca gaf ve yanlışa rağmen iktidarın nasıl olup da bunca oy alabildiğinin arkaplanında,  saçı-başı ağarmış Tarhan Erdem kuşağının laiklik anlayışları yatmaktadır. Sağ partilerin hitap ettiği %75 lik kitlenin oy kullanma saikleri arasında en önde gelen faktörlerden birisinin inanç eksenli yaklaşımlar, hatta istismarlar olduğunu, tüm ülkede en az yirmi yıldır kamuoyu araştırmacısı kimliği ile tanınan Erdem tarafından bilinmiyor olması düşünülebilir mi?

Ortadan Bakıldığında Görülen MHP ve 4 Kasım 2012 Kongresi
Sağ kesimin kongre sonrasındaki tavrına örnek olacak değerlendirmelere geçmeden önce, Hürriyet yazarı Şükrü Küçükşahin’in kurultay sonrası yazdığı değerlendirmeye de değinmek istiyorum. Küçükşahin’in“Bahçeli’nin Dokunulmazlığı Kalktı” başlıklı yazısında şunları yazdı: “Konuşmanın bütününün pek heyecan yaratmadığını rahatlıkla söylemeliyim.

Bahçeli’ye en büyük alkış desteğinin, “MHP’yi AKP’nin borazanı görenler ahlaksızdır” dedikten sonra Erdoğan’ın tabanlarına ve partisine yönelik sert ifadelerini tek tek sıraladığında verilmesine de dikkat çekmeliyim. Bir gözlemim de bu alkışlara rağmen Bahçeli’nin, AKP’nin bazı kararlarına verdiği destek konusunda delegeyi yeterince ikna edemediği yönündedir.”

MHP kamuoyunun -ve daha da önemlisi MHP Genel Merkezi’nin basın mensupları ile ilişki tesis ederken- dikkate alması gereken bir yaklaşım ise Küçükşahin’in, Bahçeli’nin başarısını, delegeler üzerinden rakiplerinin güçsüzlüğü ile irtibatlandıran satırlarına gizlenmişti[4]: “Ciddi sayıdaki delegenin bu açık duruşunun yanına bir de ‘Rakipleri yeterince güçlü değil’ anlayışındakileri eklemeli. Bu nedenlerle, MHP’de artık taşların yerinden oynadığını; koşulların daha güçlü muhalefet dalgalan oluşturmaya uygun hale geldiği için her an bir sürpriz yaşanabileceğini, Bahçeli dâhil, herkesin gördüğünü sanıyoruz.”

Bu satırların ardındaki baklanın ne olabileceğini, hayatlarını MHP siyaseti ile bütünleştirmiş bütün ülkücüler anlamış olmalıdır. (Bilmem, Koray Aydın ile diğer başkan adaylarını destekleyen ülküdaşlarım da anladılar mı?)

10. MHP kurultayı hakkında seçimin hemen ardından yazıldığı anlaşılan ve önce Hürriyet’in internet versiyonunda yayınlanan akademisyen Hüseyin Yayman’ın yazısı dışarıdan bakan birisi için oldukça önemli bir değerlendirme olarak görülebilir. Yayman’ın yazısının giriş cümlesi olan “MHP, politik özgül ağırlığı, aritmetik başarılarından yüksek bir parti.” tesbiti tek başına bir makaleyi hak ediyor.  “Konuşmalarda milliyetçilerin politik vizyonu değil, ağırlıkla iktidar eleştirisi yapıldığı kongre, ontolojik sorunların, cevaplarının bir kez daha ertelendiği bir toplantı oldu.” diyen Yayman’ın akademik kişiliği ile çerçevesini çizdiği şu soru da tartışılmağa muhtaçtır: “MHP ‘milliyetçilik-ulusalcılık’ gerilimini aşabilir mi?”
Yayman, Türk milliyetçilerinin fikrî birikimine yabancı biri olmamakla beraber yine de “MHP ve Türk milliyetçileri neredeyse kırk yıldır; Toplumcu milliyetçilik-devletçi milliyetçilik’; ‘Reaksiyoner milliyetçilik, inşaa edici milliyetçilik’; ‘Kentli milliyetçilik-taşra asabiyesine yaslanan milliyetçilik’; ‘Milliyetçilik-ulusalcılık; cumhuriyetçilik-demokratlık’ tartışmalarına cevap arıyor.” tesbiti üzerinde düşünülmelidir.

“MHP nasıl iktidar olacak?” diye soran Yayman, bu soruya cevabını “MHP’nin iktidar olabilmesi için yeni toplumsal kesimlerine açılması, yeni ittifaklar kurması ve yeni açılımlar yapması gerekiyor.” gibi her yöne çekilebilecek muğlak bir ifadeyle verip, konunun o kadar da kolay olmadığını itiraf ederken, MHP’nin “iktidar olabilmesi için daha ışıltılı bir gelecek vaadinde bulunması gerektiği”ne işaret ediyordu.[5]

Sağdan Bakıldığında Görülen MHP ve 4 Kasım 2012 Kongresi
Sağ kesim olarak bilinen muhafazakâr çevrenin önde gelen gazeteleri de MHP kongresi hakkında haberleri verip yorumlarken ilginç bir tavır sergilediler.  MHP liderinin kurultay konuşmasında bir cümle ile yer alan“okyanus ötesi”ne atıf adresini bulmuş olmalı ki, Zaman gazetesi MHP kurultayını birinci sayfadan görememişti. Ülkenin bütün gazetelerinde ana sayfadan görülen bir haberin yanlışlıkla atlandığını düşünmek için çok saf olmak gerek. Cemaatin MHP ile ilgili önyargısına başkaca hiçbir kanıt olmasa, Türkiye’nin başkentinde yeri yerinden oynatan MHP kurultayını ilk sayfada görmezden gelişi yeterlidir. Oysa cemaatin ülkücü duyarlılığa yakın olduğunu bildiğim muhabir kadrosu, evlerinden işyerlerine gelene kadar en az on yerde üç hilalli, “Türk Milleti Sensiz Asla” sloganının yer aldığı pankartlarla karşılaşmış olmalıdırlar.  Türkiye gazetesi, artık örfî hukuk haline getirerek özümsediği, iktidar olabilme potansiyeli olan ‘her bir tarafa hoş görünme’ çabasını koruduğunu ele veren bir tavırla MHP kurultayını manşetten görebilmeyi -iktidarın aforozuna uğrama tehlikesine karşı, ihlaslarını koruyarak-  başarmıştı oysa…Yenişafak, MHP kurultayını sadece gazetecilik refleksini yansıtan nötr bir manşet ile verdi. (Gazetelerin MHP kurultayını ilk sayfalarında nasıl gördüklerini izlemek için bkz: FOTOGALERİ)

MHP kongresi hakkında sağ kesimin en sağlıklı değerlendirmelerini -sevelim veya sevmeyelim-, Akitgazetesinde gördüm. Ülkücü geleneğin, hiç değilse ilk tekevvün evresini iyi bilen Necmettin Türinay’ın MHP lideri Devlet Bahçeli’nin kurultay konuşması ile ilgili değerlendirmesi bir hakşinaslık örneği idi:“(Kurultaydaki) konuşmalara göre Devlet Bahçeli geleneği, Koray Aydın ise değişimi temsil ediyor. Kongre salonundaki canlı, dinamik hava, her iki vurguya da ihtiyacı artırıyor. Daha doğrusu da hem geleneği koruyarak, hem de değişimi öne çıkararak yeni bir arayış bu kongrenin özeti!.. Fakat Bahçeli’nin konuşmasını her kim kaleme almışsa, o kişiyi veya grubu bayağı merak eder hale geldim. Gerek Bahçeli’nin kendinde ve gerekse Koray Aydın’ın şahsında temsili ve tezâhürü kalmamış, MHP’nin eski, tarihî misyonu ve muhtevası, bu metinde derli toplu bir ifadeye dönüşmüş geldi bize. Bir de şu tesbitten geri durmamak icabeder: MHP, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından, yani iki bloklu dünyanın sona ermesinden bu yana zemini kaybolmuş bir parti gibi görünürken, ilk defa bu kongre ile, kendini yeniden üretme sürecine girecekmiş gibi bir görünüm veriyor.”

——————————————-

İletişim: http://www.hayatibice.net

[1] Bir başka sonbaharda, 12 Ekim 2003 MHP Kurultayında 1.142 delegenin oy kullandığı seçimde, geçerli sayılan 1.127 oyun 688’ni alan Devlet Bahçeli, ilk turda genel başkan seçildi. Ramiz Ongun 300, Koray Aydın 137 oyda kaldı. Basının MHP ile ilgili uzman muhabirlerini olmayışının somut bir kanıtı olarak son kurultayı “çok adaylı ilk MHP kurultayı” olarak algılayan basının MHP ile ilgili diğer değerlendirmelerinin tutarlılığı da buna bakılarak anlaşılabilir. 3 adaylı, 12 Ekim 2003 MHP Kurultayının ayrıntıları için bkz: “MHP, Bahçeli ile ‘devam’ dedi”, 13.10.2003, http://www.milliyet.com.tr/2003/10/13/siyaset/siy02.html

[2] 12 Eylül öncesinde Ilıcak’ların sahibi olduğu Tercüman gazetesinin paravan şirketi Gün-Tur Matbaası’nda basılan Aydınlık nüshalarının bilmem kaç Türk milliyetçisinin hayatına mal olan iğrenç manşetlerinde kayıtlı sabıkasını, bizim kuşağımızdan ülkücüler tiksinerek hatırlar. Adı geçen iş takipçisi, yeni işyerinde nerede oynatacağını şaşırdığı kalemini, ülkücü hareketin liderine akıl almaz imalarda bulunacak kadar şirretleştirmiştir.

[3] KONDA adlı kamuoyu araştırma şirketinin genel müdürü olarak kamuoyunun iyi tanıdığı Tarhan Erdem’in yazısı için bkz: [4] CNNTURK’de Ahmet Hakan’ın yönettiği Tarafsız Bölge programında “mal varlığı”konusunda sorduğu kontra sorularla Koray Aydın’ın gardını düşüren Şükrü Küçükşahin, bu yazısı ile 441 oyun ardına düşerek MHP için “olağanüstü kurultay çağrısı” kışkırtması yapan çevrelerin paraleline düştü. Küçükşahin’in yazısı için bkz: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21851980.asp

[5] Pek çok ülkücü akademisyenin görev yaptığı Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Doç Dr. Hüseyin Yayman’ın yazısı için bkz. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21850947.asp