Seçimlerde MHP ve Cemaatler -2

-MHP İslâmi Cemaatlere Yaklaşımını Nasıl Düzenlemeli?- 

Dr. Hayati BİCE

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin özellikle cemaat mensubları içerisinde dine mesafeli bir kişi olarak lanse edildiği bilinmektedir.  Anadolu deyimi ile “alnı secdeye değmeyen birisi” diye iftira edilerek, Orta-Doğu Anadolunun dindar seçmen kitlesi içerisinde ismi yıpratılmağa çalışılan Bahçeli’nin 2010 sonlarında Kars’taki Anı harabelerindeki Fetih Camii’nde MHP’li yöneticilerle kıldığı Cuma namazı bu iftirayı zayıflatmış olsa da bu iftira kampanyalarının MHP’nin seçmen tabanında dahi etkili olduğu göz ardı edilemez. Devlet Bahçeli’nin de kulağına kadar ulaşan bu alçakça kampanyalardan rahatsız olduğu bilinmektedir. 2011 seçimleri sonrasında kendisi ile görüşen bir grup gazeteciye yakındığı “Partinin başında bir Alparslan Türkeş yok bir Ebu Cehil var” diyorlar.” sözleri ile bu rahatsızlığını kamuoyuna da yansıtmıştır. [5]

Oysa 5 yıl öncesinden bu dinî eksende MHP’yi yıpratmaya yönelik iftira kampanyalarına dikkat çekilen ve 11.03.2006 günü Devlet Bahçeli’ye ekleriyle birlikte takdim edilen “Soldan – Sağdan MHP’ye Vuranlar”(Güncel Bir Analiz, Durum Tesbiti ve Öneriler) başlığını taşıyan raporda “MHP’nin ve hatta O’nun tüzel kişiliği ötesinde Türk milliyetçiliği fikrinin ideolojik köklerini sabote etmeğe yönelik argümanlar” özetlendikten sonra bozguncu gayretlere karşı yapılması MHP tarafından özellikle “İslâmi Cemaatlere Yaklaşım” konusunda yapılması gerekenler “Öneriler” başlığı altında maddeler halinde sunulmuştu:

MHP’nin Cemaatlere Yaklaşımı Nasıl Düzenlenmeli?

* MHP kitlesi içerisinde faaliyet gösteren ve taban ile parti yönetimi arasındaki duygu ve gönül birliğini sabote etmeğe yönelik “cemaat çalışmaları” konusunda teyakkuz içerisinde olunmalıdır. Ülkücü tabandan ‘her anlamda beslendiği’ bilinen bu yapılanmaların behemahal MHP kitlesi ile ilgili hesapları deşifre edilerek ülkücü tabanda faaliyet göstermeleri engellenmelidir.

* Bugün  T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sayılarının 5.000 (beşbin)’i bulduğu resmi raporlara girmiş olan ve her birisi kendi ölçeğinde “lokal halk inanç önderi” olan “tasavvufî ekoller”in temsilcileri ile temas noktaları bulunmalıdır. Bu halk önderlerinin önemli bir kısmının geleneksel olarak MHP çizgisi ile bir sorunu olmadığı bilinmektedir.  Bu halk önderlerinden Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki yaklaşımların bir benzeri sergilenerek ulusal birlik ve dayanışmanın güçlendirilmesi için yararlanılmalıdır.

* MHP’nin özellikle akademik kadrosunun öncülüğü ile üniversite gençliğinin İslam, Türk yurtları ve dünyanın içerisinde bulunduğu emperyalist yapılanma sürecinde teçhizatlanması için örgün ve yaygın eğitimin tüm yolları kullanılmalı ve ülkücü gençlik dinî konularda bilinçlendirilmelidir.

* BBP’nin ayrıştırılması sürecinde dinî hassasiyet ekseninde bölünen Ülkücü kadroların MHP çatısı altındaki birlikteliğinin önemi, basının bu konudaki “suskunluk sansürü”nü aşacak şekilde Anadolu gezileri ve açık çağrılar ile bir kampanya haline getirilmelidir.”

* MHP’nin İslami duyarlılık noktasındaki Başbuğ Alparslan Türkeş’ten miras alınan net inançlara saygılı laiklik tavrı ise hiçbir komplekse girilmeden  “kara propaganda yöntemleri”ne aldırmaksızın sergilenmelidir.Bu alanda ilahiyat camiasının saygın isimlerinin MHP geleneğine olan sıcak tavrı da gerekirse devreye konulmalıdır.

MHP’ye Yönelik Dinî Kara Propaganda 

Bu raporun sunulması sırasında -özellikle bazı cemaat mensubları tarafından yayılan Devlet Bahçeli’nin“alnı secdeye değmeyen bir laik”  olduğu iftiraları ile MHP’nin dindar tabanının olumsuz yönde bir propagandaya maruz bırakıldığı iletilerek kendisine hiç kaçırmadığı bilinen Cuma namazlarını Ankara Kocatepe Camii gibi büyük camilerde eda etmesi de –her hafta olmasa bile hiç değilse ayda bir kez olsa- tavsiye edilmiştir. Bu öneri sadece Devlet Bahçeli’ye tavsiye ile bırakılmayıp o dönemde MHP yönetiminde olan ilahiyat profesörü Abdurrahman Küçük’e de bu konuda gerekenlerin icra edilmesi temennisi ile iletilmiştir. [6]

2011 seçimleri öncesinde bazı yerlerde kimin hazırlandığı, bastırıldığı bilinmeyen bildiriler milyonlarca dağıtılarak MHP’nin dindarlar aleyhinde çalışmalar içerisinde bulunulduğu basına da yansımıştır. Bu bildirilerde tek kalemden çıkmışçasına MHP listesinden İstanbul milletvekili seçilen emekli korgeneral Engin Alan’ın görevde iken hiyerarşik olarak yayınladığı ve dinî hassasiyeti olan askeri personelin fişlenmesi eksenindeki bir genelgeden söz edilmesi dikkat çekici olmuştur. Bu iftira kampanyalarının MHP’nin seçim başarısını ne derecede engellediği bilinemiyor olsa da MHP’nin geleneksel olarak güçlü olduğu Erzurum, Sivas, Konya, Tokat vb. muhafazakârlığı ile tanınan Anadolu illerinde etkin olduğu düşünülebilir. Bu illerde artan seçmen sayısına rağmen MHP’nin hâlâ  1999 seçimlerindeki seçmen sayısına ulaşılamaması, bu iftira kampanyalarının kısmen de olsa maksadına ulaştığını göstermektedir.

Son Seçimde MHP ve İslâmi Cemaatler  İlişkisi

Bundan tam 5 yıl önce sunulan raporla tesbit edilen hususların MHP’nin üst yönetiminde nasıl değerlendirildiği ve sunulan öneriler doğrultusunda bir çalışma yapılıp yapılmadığı meçhuldür.  Gülen Cemaati ile gerilen ilişkisinin MHP’nin sandıktaki durumunu son seçim döneminde ne kadar etkilediği net olarak bilinmese de Anadolu’nun muhafazakâr seçmen kitlesinin tercihlerinin belirlenmesindeki cemaat etkisi dikkate alındığında çok önemli sonuçları olduğu kesindir. Bahçeli’nin Show TV’de katıldığı seçim öncesi programda da dile getirdiği ve birkaç basın açıklamasına da yansıyan “Anadolu’nun kanaat önderi Allah Dostları” söylemi çok cılız kalmıştır. Öyle ki MHP üyeleri arasında dahi bu söylemin yankılandığı söylenemez.  [7]

MHP’nin seçim arefesinde maruz kaldığı seks kaseti şantajının kararttığı ortamda morali bozulan ülkücü kadrolar için İskenderpaşa Cemaati olarak bilinene Nakşbendi grubunun lideri M. Nureddin Coşan’ın yaptığı destek açıklaması büyük bir moral kaynağı olmuştur. [8] Büyük bir riske girerek bu açıklamayı yapan M. Nureddin Coşan’ın bu çıkışı MHP’nin en üst düzeyden teşekkürü hak eden bu açıklamasına karşın MHP yönetiminin nasıl bir  yaklaşım belirlediği kamuoyunca meçhuldür. [9]

Yapılması Gereken; Türkeş’in Yaptıklarıdır!

MHP’nin inançlı seçmen kitlesi ile ilişkisinin restorasyonu için nasıl bir yol izlemesi gerektiğinin ipuçları MHP geleneğinde fazlası ile mevcuttur. MHP’nin kurucu lideri  Başbuğ Alparslan Türkeş’in siyaseten bile olsa maneviyat dünyasının önde gelen isimleri ile saygı ve muhabbet ekseninde bir ilişki oluşturup, hassasiyetle koruduğunun birçok kanıtı vardır. Türkeş’in vefatına yakın günlerde M. Zahid Kotku’yu hasta yatağında birkaç kez ziyaret edip helalleştiği cemaatin önde gelenleri tarafından dile getirilmektedir.  Nakşbendi geleneğinin ülkemizdeki anadamarlarından birisi olan İskenderpaşa Dergâhı’nın önde gelen isimlerinden birisi ve Samsun bölgesindeki yetkilisi Hacı Mustafa Bağışlayıcı ‘tepeden tırnağa beyaz giysileri ile’ Türkeş dönemi MHP kongrelerinin protokol tribününün vazgeçilmez bir konuğu idi. Bu satırların yazarı da bu tablonun onbinlerce canlı tanığından birisidir. Samsun’da bir ocak olarak tesis ettiği Kitabevi’nde kendisini ziyaret ederek bir çayını içtiğim bu Allah dostu, MHP’li kimliğinden hiçbir rahatsızlık duymayan bir örnek olarak yaşadı ve öylece vefat etti. MHP’ye düşen Kastamonulu Nur camiası önderlerinden Mehmed Feyzi Pamukçu gibi Alparslan Türkeş ile muhabbetini daima canlı tutmuş kanaat önderleri ile olan ilişkiyi örnek alarak bu tarzı güncellemek olmalıdır.

Son seçimlerde MHP Ankara Milletvekili seçilen ve yeni MHP Başkanlık Divanı’nda Genel Başkan Yardımcısı olarak görevlendirilen ilahiyat profesörü Mustafa Erdem başta olmak üzere “alnı secdeli” MHP yöneticilerinin İslamî cemaatler ve giderek tek tek İslamî hassasiyeti güçlü seçmenleri ile MHP arasına örülmeğe çalışılan -ve son seçim öncesindeki kaset skandallarının da katkısı ile- hayli yükseltilen psikolojik duvarların yıkılması  gerekli duyarlılığı göstermesi beklenir. Bu yaklaşım sadece oy hesabı ile değil ülkemizin milli birlik ve beraberlik ortamına İslam kardeşliğinin sağlayacağı yeri doldurulamaz katkı yönünden de dikkate alınması gereken önemde ve hassasiyettedir.

Lokal inanç önderi olan ve şaibeli ilişkilerden uzak İslamî bir duyarlılığı paylaşmak için bir araya gelmekten başka bir maksadı olmayan sosyal gruplara belirlenerek nezaket ziyaretleri ile başlayan ve giderek karşılıklı güveni güçlendiren bir ilişkinin yeniden tesis edilmesi için çalışılmalıdır. Aksi halde cemaat öbekleri içerisinde bloklaştırılmış seçmen kitlelerine siyasî mesajları iletebilme ve sonuçta oylarını alabilme şansının temelli olarak yitirilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalınacaktır.

——————————————–
İletişim: atahayati@gmail.com

[5] Bahçeli VATAN’a konuştu:”Bana Ebu Cehil denebilir mi ?…”
Vatan gazetesinden Deniz Güçer’in Din duygularının bu kadar ön plana çıkarıldığı bir seçim kampanyası olmadı galiba? Sorusuna verdiği cevap Bahçeli’nin bu konudaki rahatsızlığını açıkça göstermektedir:
“Sadece meydanlarda değil. Ev sohbetlerinde, cami avlularında MHP ve Genel Başkanı Devlet Bahçeli aleyhinde söylenen sözler utanç verici ifadelerdir. MHP’nin Genel Başkanı’na Ebu Cehil denebilir mi efendim? “Partinin başında bir Alparslan Türkeş yok bir Ebu Cehil var” diyorlar. Nasıl siyasi mücadele? Böyle şey olabilir mi? Türkiye’de inançlı her insan bu konuda kayıtsız kaldı. (…) Bazılarına karşı sertsiniz diyorlar da, onların Anadolu’daki propagandalarını bilirseniz yaptığımız, söylediklerimiz az. Cami avlusunda yaşlı-başlı inanmış insanlara kalkıp bunu söylüyorsunuz. Bu nasıl bir inançtır? Bunları sorgulayan yok.”
http://haber.gazetevatan.com/Haber/386250/1/Gundem

[6] Konuya akademik yakınlığı nedeniyle sözkonusu raporun bir örneği kendisine de verilen Prof. Dr. Abdurrahman Küçük’e bu konuda Devlet Bahçeli’ye ısrarcı olması rica edilirken yakın geçmişte -sağ siyaset pratiğini çok iyi kavramış olan- partisindeki ülkücü kökenli siyasilerin dinî pratiklere Fransız olduğu bilinen ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ı Kocatepe Camii’ne Cuma namazına götürerek görüntü verdirmeleri örneği de hatırlatılmıştır.

[7] Bahçeli, MHP’yi hedef alan kaset kampanyasının etkisinin giderilmesi için Anadolu’daki Allah Dostlarınındesteğini talep etmiştir. Bu talebin muhatabları her kimler ise kendilerine ulaştığı söylenemez. Bu konuda internet ortamına yansıyan söylemler dahi Bahçeli’nin söyleminin gereğinin MHP teşkilatı tarafından algılanamadığını ortaya sermektedir. Devlet Bahçeli, 12 Mayıs 2011 tarihinde, seçim otobüsünde Milliyet Yazarı Aslı Aydıntaşbaş’a verdiği röportajda şunları söylüyordu:
“…TV’lerde esas bu konular üzerinde konuşması gerekenler konuşmuyor. Devletin ilgili kurumları sessiz” diye başlıyor söze: “İkincisi, ilahiyat fakültelerinin bilim insanları sessiz. Üçüncüsü, Anadolu’nun her alanında görebileceğiniz Allah dostu, mümtaz şahsiyetler var. Özellikle bu ikinci ve üçüncü grup, medya-siyaset-cemaat üçlemesiyle ne gibi fayda-zararın oluştuğunu değerlendirmeye ehil insanlar… Gülen’in faaliyetlerinin ne kadar doğru, yararlı olup olmadığını değerlendirebilirler.”
http://www.aktifhaber.com/bahceli-yine-gulene-yuklendi-439564h.htm

[8] Bu veciz açıklama ve yankıları için bkz. “İskenderpaşa MHP Dedi”, 2 Haziran 2011. Haber altına eklenen sayfalarca yorum; konunun kamuoyunda nasıl algılandığını göstermesi yönünden dikkatle okunmalıdır.
http://www.haber365.com/Haber/Iskenderpasa_MHP_Dedi/

[9] İskenderpaşa Cemaati liderine MHP’nin teşekkür konusunda basına yansıyan tek yaklaşım, İstanbul Bağcılar’da cemaate yakın bir derneğe (Bağcılar Çevre ve Kültür Derneği)  İstanbul milletvekili adayları tarafından yapılan bir nezaket ziyareti ile sınırlı kalmış gibi görünmektedir.