Seçimlerde MHP ve Cemaatler

Dr. Hayati BİCE

12 Haziran 2011 seçimlerinde MHP ile İslami Cemaatler ilişkisi en çok konuşulan konular arasında yer aldı. Özellikle seçimin hemen öncesinde MHP’ye açık desteğini ilan eden İskenderpaşa Cemaati olarak bilinen Nakşbendi grubunun bu destek verici tavrı ile MHP’nin en üst düzeyden Gülen Cemaati olarak bilinen gruba yönelik eleştirileri ve bunun yol açtığı cemaat-MHP gerilimi gündemi meşgul etti. İskenderpaşa Cemaati lideri M. Nureddin Coşan’ın veciz bir bildiri ile açıkladığı destek iktidara yakın duran cemaat mensubları arasında şaşkınlık ile karşılanırken bir süre sonra bu şaşkınlık yerini öfkeye bıraktı; hatta öyle ki bazı fanatik AKP taraftarı “dervişler” cemaatten kopma anlamına gelen sert açıklamalarda bulundular. Bu kopma beyanları, Coşan’ın net desteğinden rahatsızlık duyan Yeni Şafak gibi yayın organlarında başsayfadan yer bulabildi.

“Soldan – Sağdan MHP’ye Vuranlar” 

Elimde “Soldan – Sağdan MHP’ye Vuranlar” (Güncel Bir Analiz, Durum Tesbiti ve Öneriler) başlığını taşıyan bir rapor var. Üzerindeki nota göre 11.03.2006 günü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ekleriyle birlikte takdim edilen bu rapor MHP’nin İslami cemaatler ile ilişkisinin nasıl olması gerektiğine ilişkin öneriler yanında Gülen Cemaati’nin Aksiyon dergisi; ZAMAN gazetesi gibi yayın organları vasıtası ile MHP aleyhdarı bir söylemi alttan alta geliştirdiğine işaret ediyor. Bu yönüyle 2011 seçimleri arefesinde ortaya çıkan Gülen Cemaati-MHP gerilimini 5 yıl önceden haber veren bu rapor milliyetçi siyasetin İslami kesim ile ilişkilerinin irdelenmesi yönünden büyük önem taşımaktadır.

Raporun giriş kısmında “seçim dönemi yaklaştıkça MHP üzerinde hesapların ortaya dökülmeğe başladığı” gözlemine yer veriliyor ve MHP camiasının yabancısı olmayan bu tür saldırıların “daha öncekilerden farklı olarak doğrudan hareketin fikri temellerini yıpratmağa ve oymağa yönelik olacak tarzda organize edildiği”ne dikkat çekiliyor.  Bu organizasyonu yürütenlerin  “ülkemizin içerisine düşürüldüğü emperyalist kıskacı sıkıştırmak isteyen dış destekli güç odaklarına karşı; bu sömürgeci kıskacın kırılması için sağ-sol ayrımı gözetmeksizin Türk aydınlarının bir araya gelme çabalarını da sabote etmek üzere” gayret gösterdiği de kaydedilmiştir.

Millî eksende birleştirilmeğe çalışılan çabaların “gayrımilli güç odaklarının sözcüsü” çevreler ve  rapor ekinde yer verilen ‘milliyetçi dindarlık” ya da “dindar milliyetçilik’ tehlikesi(!) konulu bir yazısından yola çıkılarak Ertuğrul Özkök gibi yazarları telaşa düşürdüğü dile getirilmiştir. [1] Bugün ülkemizde milliyetçileri dindarlıktan; dindarları milliyetçilikten uzaklaştırma gayretlerinin köklerini bu tür sabıkalı kalemlerin satıraralarında bulmak, ülkücü hareketin karşı karşıya bulunduğu hainâne tezgâhı deşifre etmektedir.

Ülkücü Kitle Üzerinde İnanç Eksenli Oyunlar

Raporun sonraki kısmında Gülen Cemaati’nin sergilemeğe başladığı MHP aleyhdarı tavrın ilk emarelerine şu satırlarla dikkat çekiliyor:

“Bugüne kadar gündelik siyaset alanında “seçim zamanı girişilen pazarlıklar ile verilen siyasi destek”  dışında pek de aktivite göstermediği bilinen ZAMAN gazetesi odaklı bir cemaat öbeğinin de MHP aleyhinde hareketlenmenin asli unsurlarından birisi haline dönüştürüldüğü ve grubun gazete; dergi ve televizyon kanalı ile milli güç unsurlarının muhtemel işbirliğini engellemek ve hiç değilse zaafa uğratmak çalışması içerisinde oldukları izlenmektedir.”

Bu vurucu tesbitin ardından Gülen Cemaatinin 2006’dan itibaren yöneldiği MHP aleyhdarı çizgiye yönlendirilmesinin nedenlerine işaret edilmiştir:

“İlginç bir ilişkiler zinciri teşkil ettiği ABD politikalarına eklemlenen çalışmalarına paralel olarak önümüzdeki dönemde Türkiye genelinde aktif hale getirileceği hakkındaki haber ve yorumlar da kamuoyuna yansımıştır.”

Türkeş’i Kutsamak – Bahçeli’ye Vurmak

ZAMAN gazetesi yanında son seçim döneminde adeta AKP’nin yayın organı gibi bir tavır sergileyen STV, Samanyolu Haber TV gibi kitle iletişim araçları ile MHP’yi yıpratma kampanyasının bir parçası haline gelen cemaat medyasının Bahçeli liderliğindeki mevcut MHP yönetimini Başbuğ Alparslan Türkeş’in MHP’si ile kıyaslamaya dayanılarak hedef tahtasına oturtan tavrı sorgulanmaktadır:

“Kendi içerisinde net bir görüş birliği de bulunmayan bu grup [Gülen Cemaati Medyası]; çalışmalarının provokatif niteliğini bugünkü MHP liderliği ile Başbuğ Alparslan Türkeş arasında olduğunu iddia ettikleri bir ayrışma ile ortaya sermektedir. Grubun dergisi olan Aksiyon’da yayınlanan bir röportajda açıkça “Başbuğ sağ olsaydı Kızılelma Koalisyonu’na asla izin vermezdi” şeklindeki bir ifade ile ülkücü hareketin özellikle gençlik tabanının kafasının karıştırılması hedeflenmektedir.”

Ülkücü kitlenin en hassas olduğu konular arasındaki “ülkücü şehidler” ile ilgili bir derleme çalışmasına imza atan Lütfü Yıldız adlı yazar ile yapılan ve Aksiyon dergisinde yayınlanan bir röportajdaki yer alan iki soru ve cevapları  bu açıdan değerlendirilmiştir. [2]

Ayrıca o günlerde popüler olan Hasan Cemal’in Cumhuriyet Gazetesi ile ilgili anılarını yazdığı son kitabında (Ben Cumhuriyeti Çok Sevmiştim) yazdığı bazı iddialar ön plana çıkarılarak gündeme getirilmesine ve bu vesile ile de muhafazakâr tabanına yönelik yıpratıcı bir tavır ile yine MHP’ye saldırılması şu satırlarda ortaya konulmaktadır:

“Bu ‘cemaat medya grubu’nun tiraj yönünden etkili hale gelmiş olan ve Anadolu’da pek çok ülkücü esnafın da kampanya halinde abone kaydedildiği -ve hatta yapılan bir araştırmaya göre MHP il-ilçe teşkilat mensublarının en çok okuduğu gazete olan- ZAMAN gazetesinde Hasan Cemal’in Cumhuriyet Gazetesi ile ilgili anılarını yazdığı son kitabı bahane edilerek yapılan ve tam üç gün süren bir haber-yorum yayınında doğrudan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında parti tabanına yönelik kasıtlı haberler öne çıkarılarak kullanılmıştır. Bu haber yorumda “-İlhan- Selçuk, Bahçeli ile gizli gizli görüşüyor” arabaşlığı altında yazılan satırların okurlar arasındaki MHP sempatizanlarının kafasını karıştırmaktan başka ZAMAN gazetesi okur kitlesi için nasıl bir önemi olabilir ?” [3] Oysa oldukça hacimli olan bu kitabda isimlerinden bahsedilen onlarca isim arasında Devlet Bahçeli ismine çok az (sadece birkaç) yerde rastlanmaktaydı. O halde neden Hasan Cemal’in satırlarından Bahçeli hakkındaki birkaçı öne çıkarılarak ZAMAN okurlarına sunulmuştur dersiniz?

Etnikçi-İslâmi Radikallerin ‘Geleneksel’ MHP Düşmanlığı 

Bugün ABD’nin İslam coğrafyasında uygulamağa koyduğu “Ilımlı İslam” ve “Dinlerarası Diyalog”  projelerine eklemlenen ve bunu inkâr da etmeyen Gülen Cemaatinin bu siyaset değişikliğinin anlayabilmek çok zordur. İşin ilginç bir noktası da birbirlerine hep mesafeli duran -ve hatta şirk, tekfir gibi söylemlerle suçlamaktan çekinmeyen- bazı İslami kesimlerin radikal tekfircisinden ılımlısına ‘MHP düşmanlığı’ çizgisindeki mutabakatıdır. Bunun çok önemli bir nedeni olmalı… Ama ne?!

Son seçimde bölücü çevrelerle girdiği işbirliği ile TBMM’ye seçilen bir “eski mücahid” in T.C. Diyanet İşleri Başkanına kadar uzattığı söylemleri bu tavrın etnik özürlülük zemininde gelişen bir arkaplanı olduğunu düşündürmektedir. Daha önceleri mahcub bir eda ile sürdürülen din adına Türkçülük aleyhdarı söylemler artık ülkemizin içerisine yuvarlandığı etnik bölücülük vasatında etnik kinlerin güdülediği bir nefretle seslendirilmektedir. Bunun kavmî asabiyeti yasakalayan İslâm ile nasıl bağdaştırılabileceği teorik bir tartışmaya muhtaç ise de “eski mücahid”lerin birçoğunun eskiden çok meraklı oldukları bu türden teorik tartışmaları unuttuğu anlaşılmaktadır.

Söz konusu raporda radikal İslamcıların MHP karşısındaki durumu, bugün uydu üzerinden tüm Türkiye’ye yayın yapan bir TV kurmuş olan Mustafa İslamoğlu’nun bir MHP kongre dokümanından yola çıkarak kaleme aldığı bir yazısı alıntılanılarak şu satırlarda ortaya serilmiştir:

“Öteden beri milliyetçilik aleyhinde yapılanan radikal İslami söylem sahibi unsurlar   ise saldırganlıklarını MHP’nin İslamî sayılıp sayılamayacağı; Marksist olup olmadığı gibi uç noktalara vardırmışlar ve bunu da açıkça yazmaktan çekinmemişlerdir. Bunun çok tipik bir örneği bu kesimin en tutarlı kalemlerinden kabul edilen Mustafa İslamoğlu’nun MHP’nin  son kurultayında kamuoyuna deklare edilen “Büyük Buluşma” adlı parti dokümanı çalışma hakkındaki bir yazısında yer alan hezeyanları olmuştur.

Bu yazısında Mustafa İslamoğlu MHP’nin Karl Marks’ı sözkonusu dokümanıyla büyük fikri adamı; felsefeci olarak kabul ettiği ileri sürülmekte ve aynı yazıda inanılmaz bir şekilde MHP’nin ve hatta onun ötesindeTürkçülük akımının “ülkenin hristiyanlaştırılması” misyonunun bir parçası olarak yapılandığını insafsızca ileri sürmektedir.” [4]

Bir sonraki yazımda son seçim döneminde “cemaat”in MHP aleyhdarı söylemini şiddetlendirmesinin nedenleri ve MHP’nin muhafazakâr seçmen nezdinde yıpratılmasının nasıl önüne geçilebileceği konusuna bahsedilen raporda yer verilen “Öneriler”den yola çıkarak değinmek isterim.

***

Seçimlerde MHP ve Cemaatler -2

-MHP İslâmi Cemaatlere Yaklaşımını Nasıl Düzenlemeli?- 

Dr. Hayati BİCE

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin özellikle cemaat mensubları içerisinde dine mesafeli bir kişi olarak lanse edildiği bilinmektedir.  Anadolu deyimi ile “alnı secdeye değmeyen birisi” diye iftira edilerek, Orta-Doğu Anadolunun dindar seçmen kitlesi içerisinde ismi yıpratılmağa çalışılan Bahçeli’nin 2010 sonlarında Kars’taki Anı harabelerindeki Fetih Camii’nde MHP’li yöneticilerle kıldığı Cuma namazı bu iftirayı zayıflatmış olsa da bu iftira kampanyalarının MHP’nin seçmen tabanında dahi etkili olduğu göz ardı edilemez. Devlet Bahçeli’nin de kulağına kadar ulaşan bu alçakça kampanyalardan rahatsız olduğu bilinmektedir. 2011 seçimleri sonrasında kendisi ile görüşen bir grup gazeteciye yakındığı “Partinin başında bir Alparslan Türkeş yok bir Ebu Cehil var” diyorlar.” sözleri ile bu rahatsızlığını kamuoyuna da yansıtmıştır. [5]Oysa 5 yıl öncesinden bu dinî eksende MHP’yi yıpratmaya yönelik iftira kampanyalarına dikkat çekilen ve 11.03.2006 günü Devlet Bahçeli’ye ekleriyle birlikte takdim edilen “Soldan – Sağdan MHP’ye Vuranlar”(Güncel Bir Analiz, Durum Tesbiti ve Öneriler) başlığını taşıyan raporda “MHP’nin ve hatta O’nun tüzel kişiliği ötesinde Türk milliyetçiliği fikrinin ideolojik köklerini sabote etmeğe yönelik argümanlar” özetlendikten sonra bozguncu gayretlere karşı yapılması MHP tarafından özellikle “İslâmi Cemaatlere Yaklaşım” konusunda yapılması gerekenler “Öneriler” başlığı altında maddeler halinde sunulmuştu:MHP’nin Cemaatlere Yaklaşımı Nasıl Düzenlenmeli?* MHP kitlesi içerisinde faaliyet gösteren ve taban ile parti yönetimi arasındaki duygu ve gönül birliğini sabote etmeğe yönelik “cemaat çalışmaları” konusunda teyakkuz içerisinde olunmalıdır. Ülkücü tabandan ‘her anlamda beslendiği’ bilinen bu yapılanmaların behemahal MHP kitlesi ile ilgili hesapları deşifre edilerek ülkücü tabanda faaliyet göstermeleri engellenmelidir.

* Bugün  T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sayılarının 5.000 (beşbin)’i bulduğu resmi raporlara girmiş olan ve her birisi kendi ölçeğinde “lokal halk inanç önderi” olan “tasavvufî ekoller”in temsilcileri ile temas noktaları bulunmalıdır. Bu halk önderlerinin önemli bir kısmının geleneksel olarak MHP çizgisi ile bir sorunu olmadığı bilinmektedir.  Bu halk önderlerinden Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki yaklaşımların bir benzeri sergilenerek ulusal birlik ve dayanışmanın güçlendirilmesi için yararlanılmalıdır.

* MHP’nin özellikle akademik kadrosunun öncülüğü ile üniversite gençliğinin İslam, Türk yurtları ve dünyanın içerisinde bulunduğu emperyalist yapılanma sürecinde teçhizatlanması için örgün ve yaygın eğitimin tüm yolları kullanılmalı ve ülkücü gençlik dinî konularda bilinçlendirilmelidir.

* BBP’nin ayrıştırılması sürecinde dinî hassasiyet ekseninde bölünen Ülkücü kadroların MHP çatısı altındaki birlikteliğinin önemi, basının bu konudaki “suskunluk sansürü”nü aşacak şekilde Anadolu gezileri ve açık çağrılar ile bir kampanya haline getirilmelidir.”

* MHP’nin İslami duyarlılık noktasındaki Başbuğ Alparslan Türkeş’ten miras alınan net inançlara saygılı laiklik tavrı ise hiçbir komplekse girilmeden  “kara propaganda yöntemleri”ne aldırmaksızın sergilenmelidir.Bu alanda ilahiyat camiasının saygın isimlerinin MHP geleneğine olan sıcak tavrı da gerekirse devreye konulmalıdır.

MHP’ye Yönelik Dinî Kara Propaganda 

Bu raporun sunulması sırasında -özellikle bazı cemaat mensubları tarafından yayılan Devlet Bahçeli’nin“alnı secdeye değmeyen bir laik”  olduğu iftiraları ile MHP’nin dindar tabanının olumsuz yönde bir propagandaya maruz bırakıldığı iletilerek kendisine hiç kaçırmadığı bilinen Cuma namazlarını Ankara Kocatepe Camii gibi büyük camilerde eda etmesi de –her hafta olmasa bile hiç değilse ayda bir kez olsa- tavsiye edilmiştir. Bu öneri sadece Devlet Bahçeli’ye tavsiye ile bırakılmayıp o dönemde MHP yönetiminde olan ilahiyat profesörü Abdurrahman Küçük’e de bu konuda gerekenlerin icra edilmesi temennisi ile iletilmiştir. [6]

2011 seçimleri öncesinde bazı yerlerde kimin hazırlandığı, bastırıldığı bilinmeyen bildiriler milyonlarca dağıtılarak MHP’nin dindarlar aleyhinde çalışmalar içerisinde bulunulduğu basına da yansımıştır. Bu bildirilerde tek kalemden çıkmışçasına MHP listesinden İstanbul milletvekili seçilen emekli korgeneral Engin Alan’ın görevde iken hiyerarşik olarak yayınladığı ve dinî hassasiyeti olan askeri personelin fişlenmesi eksenindeki bir genelgeden söz edilmesi dikkat çekici olmuştur. Bu iftira kampanyalarının MHP’nin seçim başarısını ne derecede engellediği bilinemiyor olsa da MHP’nin geleneksel olarak güçlü olduğu Erzurum, Sivas, Konya, Tokat vb. muhafazakârlığı ile tanınan Anadolu illerinde etkin olduğu düşünülebilir. Bu illerde artan seçmen sayısına rağmen MHP’nin hâlâ  1999 seçimlerindeki seçmen sayısına ulaşılamaması, bu iftira kampanyalarının kısmen de olsa maksadına ulaştığını göstermektedir.

Son Seçimde MHP ve İslâmi Cemaatler  İlişkisi

Bundan tam 5 yıl önce sunulan raporla tesbit edilen hususların MHP’nin üst yönetiminde nasıl değerlendirildiği ve sunulan öneriler doğrultusunda bir çalışma yapılıp yapılmadığı meçhuldür.  Gülen Cemaati ile gerilen ilişkisinin MHP’nin sandıktaki durumunu son seçim döneminde ne kadar etkilediği net olarak bilinmese de Anadolu’nun muhafazakâr seçmen kitlesinin tercihlerinin belirlenmesindeki cemaat etkisi dikkate alındığında çok önemli sonuçları olduğu kesindir. Bahçeli’nin Show TV’de katıldığı seçim öncesi programda da dile getirdiği ve birkaç basın açıklamasına da yansıyan “Anadolu’nun kanaat önderi Allah Dostları” söylemi çok cılız kalmıştır. Öyle ki MHP üyeleri arasında dahi bu söylemin yankılandığı söylenemez.  [7]

MHP’nin seçim arefesinde maruz kaldığı seks kaseti şantajının kararttığı ortamda morali bozulan ülkücü kadrolar için İskenderpaşa Cemaati olarak bilinene Nakşbendi grubunun lideri M. Nureddin Coşan’ın yaptığı destek açıklaması büyük bir moral kaynağı olmuştur. [8] Büyük bir riske girerek bu açıklamayı yapan M. Nureddin Coşan’ın bu çıkışı MHP’nin en üst düzeyden teşekkürü hak eden bu açıklamasına karşın MHP yönetiminin nasıl bir  yaklaşım belirlediği kamuoyunca meçhuldür. [9]

Yapılması Gereken; Türkeş’in Yaptıklarıdır!

MHP’nin inançlı seçmen kitlesi ile ilişkisinin restorasyonu için nasıl bir yol izlemesi gerektiğinin ipuçları MHP geleneğinde fazlası ile mevcuttur. MHP’nin kurucu lideri  Başbuğ Alparslan Türkeş’in siyaseten bile olsa maneviyat dünyasının önde gelen isimleri ile saygı ve muhabbet ekseninde bir ilişki oluşturup, hassasiyetle koruduğunun birçok kanıtı vardır. Türkeş’in vefatına yakın günlerde M. Zahid Kotku’yu hasta yatağında birkaç kez ziyaret edip helalleştiği cemaatin önde gelenleri tarafından dile getirilmektedir.  Nakşbendi geleneğinin ülkemizdeki anadamarlarından birisi olan İskenderpaşa Dergâhı’nın önde gelen isimlerinden birisi ve Samsun bölgesindeki yetkilisi Hacı Mustafa Bağışlayıcı ‘tepeden tırnağa beyaz giysileri ile’ Türkeş dönemi MHP kongrelerinin protokol tribününün vazgeçilmez bir konuğu idi. Bu satırların yazarı da bu tablonun onbinlerce canlı tanığından birisidir. Samsun’da bir ocak olarak tesis ettiği Kitabevi’nde kendisini ziyaret ederek bir çayını içtiğim bu Allah dostu, MHP’li kimliğinden hiçbir rahatsızlık duymayan bir örnek olarak yaşadı ve öylece vefat etti. MHP’ye düşen Kastamonulu Nur camiası önderlerinden Mehmed Feyzi Pamukçu gibi Alparslan Türkeş ile muhabbetini daima canlı tutmuş kanaat önderleri ile olan ilişkiyi örnek alarak bu tarzı güncellemek olmalıdır.

Son seçimlerde MHP Ankara Milletvekili seçilen ve yeni MHP Başkanlık Divanı’nda Genel Başkan Yardımcısı olarak görevlendirilen ilahiyat profesörü Mustafa Erdem başta olmak üzere “alnı secdeli” MHP yöneticilerinin İslamî cemaatler ve giderek tek tek İslamî hassasiyeti güçlü seçmenleri ile MHP arasına örülmeğe çalışılan -ve son seçim öncesindeki kaset skandallarının da katkısı ile- hayli yükseltilen psikolojik duvarların yıkılması  gerekli duyarlılığı göstermesi beklenir. Bu yaklaşım sadece oy hesabı ile değil ülkemizin milli birlik ve beraberlik ortamına İslam kardeşliğinin sağlayacağı yeri doldurulamaz katkı yönünden de dikkate alınması gereken önemde ve hassasiyettedir.

Lokal inanç önderi olan ve şaibeli ilişkilerden uzak İslamî bir duyarlılığı paylaşmak için bir araya gelmekten başka bir maksadı olmayan sosyal gruplara belirlenerek nezaket ziyaretleri ile başlayan ve giderek karşılıklı güveni güçlendiren bir ilişkinin yeniden tesis edilmesi için çalışılmalıdır. Aksi halde cemaat öbekleri içerisinde bloklaştırılmış seçmen kitlelerine siyasî mesajları iletebilme ve sonuçta oylarını alabilme şansının temelli olarak yitirilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalınacaktır.

——————————————–

[1] Ertuğrul Özkök’ün 10 Şubat 2006 tarihli yazısında MHP’nin İslamî ve milliyetçi köklerinden asla uzaklaşmayacağı ve uzaklaşmadığı dile getirilmekte ve o sırada  MHP yanında o günkü CHP üst yönetiminin MHP ile işbirliğine açık “millîci” unsurlarına da  şu kelimelerle aba altından sopa gösterilmekteydi:
“Son günlerde karikatür konusunda yapılan gösterilerin çoğunu., “dinci” olarakbilinen çevreler değil, Ülkü Ocakları’nın bir bölümüne bağlı kişiler yaptı.Misyonerlik konusundaki en fanatik çıkışları da “ülkücü ” diye bilinen kurum ve kişiler yapıyor.Hepimiz çok dikkat edelim.
“Türkiye İslamı” ifadesi birçoğumuzun hoşuna gidiyor ama, dinle etnik bir aidiyet kuvvetli bağlarla birbirine bağlandığı zaman, o toplumlara mutluluk değil, mutsuzluklar geliyor.
Bunun en acı örneklerini eski Yugoslavya’nın parçalanması döneminde gözledik.
“Millî kiliseleri” olan toplumlar inanılmaz gaddarlıkla birbirlerine girdiler.
Son zamanlarda Türkiye’de bu iki kuvvetli aidiyetin giderek birbirine yaklaştığını görüyoruz.
Hepimiz bunun üzerinde dikkatle düşünmeliyiz.”
“Kızıl elma kavramına sarılmış CHP’liler sanmasın ki, milliyetçi fanatikler sonuna kadar onlarla birlikte yürüyecekler.”
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3913948&tarih=2006-02-10

[2] Aksiyon dergisinde yayınlanan fitnebaz sorular ve saf ülkücünün cevapları şöyleydi:

– Ciltlerden birini Alparslan Türkeş”e ayırmışsınız. Türkeş’in pek bilinmeyen dini yaşantısından örnekler veriyorsunuz?

– Başbuğr namazını kesinlikle ezan okunduğu vakit kılardı. İsterse yolda olsun. Namaz öncesi ve sonrasında üç beş dakika kadar pek kimse ile diyalog kurmaz, kendi ile başbaşa kalırdı. Namaz sırasında etrafta sessizlik isterdi. Tarikat İslam’da haktır. O, ehli ile yapılan tarikatların hepsine hoşgörü ile baktı. Mesela Kastamonulu Mehmet Feyzi Efendi grubu vardı. Onlarla güzel diyalog içindeydi. Hala Kastamonu Alperenler Grubu her sene O’nun için etkinlikler düzenler. Bütün Anadolu’da İslam’a güzel hizmetler yapan cemaat ve grupları ziyaret ederdi.

– Son zamanlarda Ülkü Ocakları’nın solla kurduğu Kızılelma Koalisyonu çok tartışılıyor. Başbuğ yaşasaydı nasıl karşılardı bu girişimleri?

Kızılelma Komisyonu’nu samimi bulmuyorum .

-Ben Kızılelma birlikteliğini doğru bulmuyorum. Materyalist, aşırı sol gruplarla birliktelik olmaz. Bugün her yerde zulüm var diyen materyalist ve Maocu gruplar var. Bunlar her yerde zulüm var diyor ancak Doğu Türkistan”da olan biteni görmezlikten geliyor. Başbuğ memleketimizin birlik ve beraberliği için hep bir olmayı tavsiye ederdi. Ancak bugün birliktelik yapılan sol grupların samimi olduklarına inanmıyorum.

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-9680-34-basbugun-goremedigi-arastirma.html

[3] ZAMAN gazetesinde  Selçuk, Bahçeli ile gizli gizli görüşüyor” arabaşlığı altında şunlar yazılmıştı:
“İlhan Selçuk, Nadir Nadi ‘nin  ölümünden sonra yaptığı darbeyle Cumhuriyet’te tam anlamıyla’tek adam saltanatı’ kurdu. Kendi ideolojik çizgisini Cumhuriyet’e dikte etti.
Önceleri daha çok Kemalizm ile Marksizm’in bir bulamacı olan İlhan Selçuk çizgisi, daha sonra açıkça milliyetçiliğe kaymaya başladı. Selçuk, Ziya Gökalp’in şiirlerinden yaptığı alıntılarla ‘Yeni Turan’ diye tarif etti bu çizgiyi. Bu amaçla, MHP lideri Devlet Bahçeli’yi de içine katan gizli kapaklı temaslarla ‘Kızılelma Koalisyonu’ ve  Pantürkizm arayışlarına girdi (…) İlhan Selçuk, Kızılelma Koalisyonu’ ideologluğuna soyunuyor. Bahçeli ile gizli-kapaklı görüşmeler yapabiliyordu.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=234987&title=ilhan-selcuk-ilerici-subay-darbelerine-bel-bagliyordu&haberSayfa=1

[4] Kişisel gündelik hayatında yeri ne kadar olursa olsun İslami inançlar konusunda duyarlılığı bilinen ve bu duyarlılık Ertuğrul Özkök gibi ‘dışarıdan kişiler’in bile gözünden kaçmayan ülkücü camiayı oldukça iyi tanıyan Mustafa İslamoğlu’nun (Sami Hocaoğlu müstear ismini kullanmıştır) ülkücü taban üzerinde etkili olsun diye Yeni Şafak gazetesinde “Karpuz” başlıklı bir köşe yazısında yazdığı şu satırlar ibret vericidir:

Türkçü ve Marksist kesimlerin birbirine, göz kırpmaları bu noktada da kalmadı. Rüyada görsek hayra yormayacağımız bir şekilde Türkçü partinin mevcut başkanı partisinin kurultayına yönelik hazırladığı “Büyük Buluşma” adlı kitapta komünizmin fikir babası Marx’ı yüceltiyor, onu “büyük bir toplum ve tarih felsefecisi” olarak tebcil ve tezkiye ediyordu.

Aynı kitapta Hıristiyanhk ile ilgili de en az bu kadar yadırgatıcı sözler yer alıyordu. Türkçü camianın bir kanadı bu sözleri “Hıristiyanlık propagandası” olarak niteliyor ve bunu İslam karşıtlarının “Bizi İslam geri bıraktı” söylemine benzetiyordu.

http://yenisafak.com.tr/arsiv/2003/ekim/13/shocaoglu.html

[5] Bahçeli VATAN’a konuştu:”Bana Ebu Cehil denebilir mi ?…”
Vatan gazetesinden Deniz Güçer’in Din duygularının bu kadar ön plana çıkarıldığı bir seçim kampanyası olmadı galiba? Sorusuna verdiği cevap Bahçeli’nin bu konudaki rahatsızlığını açıkça göstermektedir:
“Sadece meydanlarda değil. Ev sohbetlerinde, cami avlularında MHP ve Genel Başkanı Devlet Bahçeli aleyhinde söylenen sözler utanç verici ifadelerdir. MHP’nin Genel Başkanı’na Ebu Cehil denebilir mi efendim? “Partinin başında bir Alparslan Türkeş yok bir Ebu Cehil var” diyorlar. Nasıl siyasi mücadele? Böyle şey olabilir mi? Türkiye’de inançlı her insan bu konuda kayıtsız kaldı. (…) Bazılarına karşı sertsiniz diyorlar da, onların Anadolu’daki propagandalarını bilirseniz yaptığımız, söylediklerimiz az. Cami avlusunda yaşlı-başlı inanmış insanlara kalkıp bunu söylüyorsunuz. Bu nasıl bir inançtır? Bunları sorgulayan yok.”
http://haber.gazetevatan.com/Haber/386250/1/Gundem

[6] Konuya akademik yakınlığı nedeniyle sözkonusu raporun bir örneği kendisine de verilen Prof. Dr. Abdurrahman Küçük’e bu konuda Devlet Bahçeli’ye ısrarcı olması rica edilirken yakın geçmişte -sağ siyaset pratiğini çok iyi kavramış olan- partisindeki ülkücü kökenli siyasilerin dinî pratiklere Fransız olduğu bilinen ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ı Kocatepe Camii’ne Cuma namazına götürerek görüntü verdirmeleri örneği de hatırlatılmıştır.

[7] Bahçeli, MHP’yi hedef alan kaset kampanyasının etkisinin giderilmesi için Anadolu’daki Allah Dostlarınındesteğini talep etmiştir. Bu talebin muhatabları her kimler ise kendilerine ulaştığı söylenemez. Bu konuda internet ortamına yansıyan söylemler dahi Bahçeli’nin söyleminin gereğinin MHP teşkilatı tarafından algılanamadığını ortaya sermektedir. Devlet Bahçeli, 12 Mayıs 2011 tarihinde, seçim otobüsünde Milliyet Yazarı Aslı Aydıntaşbaş’a verdiği röportajda şunları söylüyordu:
“…TV’lerde esas bu konular üzerinde konuşması gerekenler konuşmuyor. Devletin ilgili kurumları sessiz” diye başlıyor söze: “İkincisi, ilahiyat fakültelerinin bilim insanları sessiz. Üçüncüsü, Anadolu’nun her alanında görebileceğiniz Allah dostu, mümtaz şahsiyetler var. Özellikle bu ikinci ve üçüncü grup, medya-siyaset-cemaat üçlemesiyle ne gibi fayda-zararın oluştuğunu değerlendirmeye ehil insanlar… Gülen’in faaliyetlerinin ne kadar doğru, yararlı olup olmadığını değerlendirebilirler.”
http://www.aktifhaber.com/bahceli-yine-gulene-yuklendi-439564h.htm

[8] Bu veciz açıklama ve yankıları için bkz. “İskenderpaşa MHP Dedi”, 2 Haziran 2011. Haber altına eklenen sayfalarca yorum; konunun kamuoyunda nasıl algılandığını göstermesi yönünden dikkatle okunmalıdır.
http://www.haber365.com/Haber/Iskenderpasa_MHP_Dedi/

[9] İskenderpaşa Cemaati liderine MHP’nin teşekkür konusunda basına yansıyan tek yaklaşım, İstanbul Bağcılar’da cemaate yakın bir derneğe (Bağcılar Çevre ve Kültür Derneği)  İstanbul milletvekili adayları tarafından yapılan bir nezaket ziyareti ile sınırlı kalmış gibi görünmektedir.