TÜRKİSTAN RÜYASI 

Ethem Göktürk

Dr.Hayati Bice’nin kaleme aldığı “Türkistan Rüyası” Bizim Büro yayınları arasında çıkıp kitapçı raflarında yerini aldı.

Bir Ahmet Yesevi sevdalısı olan Dr.Hayati Bice, daha önce kitaplaştırdığı; Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, Türk Yurtları Üzerine Notlar, İmanımızın İşaret Taşları, Hoca Ahmed Yesevi Türbesi, Divan-ı Hikmet, Pir-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevi, Annenin Rehberi, Antimikrobial Tedavi Rehberi gibi geniş hacimli eserlerle kültür dünyamıza önemli katkılar sağlamıştı.

Ayrıca sayısı binlere varan makale kaleme alan yazarımız Türkistan Rüyası ile milli tarihimiz içinde çok önemli bir şahsiyeti tekrar gündeme getirmiş oluyor.

“Pir-i Türkistan” diye bilinen Ahmet Yesevi, Türk kültür hayatının ilk mutasavvıflarından olup “Hikmetler”i ve yetiştirip dört bir yana gönderdiği “Horasan Erenleri” ile etrafına ışık saçıp gönüllere taht kuran tarihi bir kanaat önderidir. İnsanımız arasında adı çok bilinip sevilmesine rağmen yetiştiği çevre ve eserleri, bilinirlik açısından maalesef aynı dereceye varamamıştır.

Dr. Hayati Bice’nin gönül sevgisiyle kaleme alıp ince bir emekle örgülediği Türkistan Rüyası, hiç şüphesiz ki Ahmet Yesevi’nin, kültür dünyamızda daha çok konuşulup hatırlanmasına ve hikmetlerindeki derinliğin daha iyi anlaşılmasına büyük katkılar sağlayacaktır.

Roman kaleme alınırken Ankara, Denizli, İzmir, Yalova, İstanbul, Bağdat, Mekke Medine ve tabi ki Türkistan arazisinin pek çok şehri yazarı adeta kendine çekmiş, bu rüya bir nevi yaşanarak yorumlanmış. Çeşitli vesilelerle Türkistan coğrafyasını defalarca dolaşan yazar, hiçbir geziden meyvesiz dönmemiş. Niyet halisane olunca kader, Yesevi Hazretlerini tanıtma yolunda, Dr. Hayati Bice’nin önüne ummadığı kolaylıkları çıkarmış. Bu karşılaşmalardan hangi yeni sayfalar açılmamış ki. Mesela şirin bir yuva kurulmuş.
Hoca A. Yesevi, milyonlarca Türkün Müslüman oluşuna vesile olması hasebiyle romanda; “En büyük Türkçü” olarak vasıflandırılmaktadır.

Eserin bir özelliği de, sözsüz konuşup, gözsüz bakanların tanıtılıyor olması…

Yine romanın sayfaları arasında Türkistan’ın zaman zaman yaşadığı dramlara da şahit olmak mümkün. “1949 sonrasında postanelere yerleştirilen Çinli ajanlar mektupları sıkı bir kontrole aldılar… Her doğu Türkistanlı üç günde yerel bir polis merkezine giderek üç gün içinde ne yaptığını anlatmak zorunda tutuldu. Ve ülke bütünüyle bir Açıkhava hapishanesine dönüştürüldü. Öyle ki bir kişi bir başkasını ziyaret edeceğinde polise başvurarak ziyaretinin maksadı, zamanı ve görüşeceği konu hakkında bilgi vermek zorunda idi.” gibi satırlar, yıllardır kanayan derin bir yarayı tekrar gündeme getiriyor. Oradan Kerkük’e atlayıp yaşanan acıların eşliğinde Temmuz ayının ikinci haftasının “Esir Türkler Haftası” olarak anıldığını yeniden hatırlıyorsunuz.

Hassas bir kurguyla kaleme alınan yaşanmışlıklar yansıtılırken yazarın yakaladığı bazı sorular, eminim pek çok aydınımızın zihnini meşgul edecektir. Dr. Hayati Bice, “Yesevi’nin manevi coğrafyasında cirit atan misyonerlerin amaçları ne olabilir?” sorusuna cevap ararken birkaç ihtimal sıralanıyor zihninde:

1- Türkistan’ın manevi lideri olarak bütün tarih boyunca Türkistanlıları birleştiren A. Yesevi Hazretlerinin bu gün de oynayabileceği birleştiricilik misyonunu baltalamak.
2- Ahmet Yesevi’nin eseri olan Divan-ı Hikmet hakkında şüpheler uyandırarak eserdeki mesajların günümüzde Türkistanlılara ulaşma kanallarını tıkamak.
3- Türkistanlı boylar arasında Rusların yetmiş yıldır yeşertmeye çalıştığı rekabet duygusunu kışkırtarak düşmanlık boyutuna ulaştırmak.
4- Yesi şehrinde özellikle Türkiye’den gelen öğretmenlerin, Özel Türk Lisesi ve Yesevi Üniversitesinin yerli halk nezdinde oluşturduğu Türkiye hakkındaki olumlu havayı değiştirmek.
5- Türkistan’da köklerimize dönüyoruz şeklinde pırıltılı bir sloganla İslam’dan koparılan halkı, Hıristiyan misyonerlerin olanca çabalarına karşı bir türlü başaramadığı Hıristiyanlaştırma hedefini, “Şamanizm” ara durağından sonra gerçekleştirmek.
En akla sığmayan iddialar ortaya atarak üniversitedeki Kazak aydınların milli hassasiyetlerinin derecesini ölçmek.

Yazar eserinde, sabırla toplayıp biriktirdiği kültür öğelerini ata yurdumuzu az çok merak edenlerin istifadesine sunmuş. Türkistan Rüyası’nı okurken çoğumuzun tarih atlaslarından hatırlayıp da gidip görme imkânı bulamadığımız şehir ve mekânların ulvi havasına kendimizi bırakmak hiç de zor olmuyor.

Okuyarak bir Türkistan seyahati yapmaya ne dersiniz?