Free songs
Ana Sayfa / Edebiyat / *Edebiyat / Eleştiri / Asırlık Bir Tartışma:  ‘Bozkurt’ Nedir? Ne Değildir?

Asırlık Bir Tartışma:  ‘Bozkurt’ Nedir? Ne Değildir?

Asırlık Bir Tartışma:  ‘Bozkurt’ Nedir? Ne Değildir?

Dr. Hayati BİCE

Siyaset sahnesinde tartışılan hararetli konularından birisi de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli arasında cereyan eden “bozkurt/çakal” polemiği olmuştu. Bu polemiğin iki tarafı da yıpratıcı ayrıntıları ile meşgul olmak benim tarzıma uymayacağı, okurların düzeyine de bir şey eklemeyeceği için siyasi planda “bozkurt” konusunun kullanımının tarihî köklerine ışık tutan bir yönünü ele alacağım.

Kısaca da olsa siyasîler arasındaki güncel “bozkurt polemiği”nin nasıl başladığını belirtmeliyim: AKP ile MHP arasında Bozkurt polemiği yeni bir olgu değildir. Son 40 yıllık siyasi tarihimizin sayfaları arasında bu tartışmanın izlerini görmek mümkündür. MHP lideri Devlet Bahçeli 2007 seçimlerinden itibaren “Bozkurt’un nefesi AKP’nin ensesinde” söylemi ile bu polemiğin takipçisi olmuş ve son beş yıldır bu söylemi ile tabanının genç ağırlıklı kitlesini heyecanlandıran bir söylem tutturmuştur. [1] Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta düzenlenen Bayburt mitinginde konuyu “bozkurt”  / “eşref-i mahlûkât” düzlemine taşıması konuyu bir anda başka bir platforma çekmiştir. Konunun bu platforma taşınması sağduyu sahibi bütün insanları rahatsız ettiği gibi [2) AKP kadroları arasındaki Bülent Arınç gibi siyasî tecrübesi derin isimleri de kaygılandırmıştır.[3]

Şeyhü’l-İslâm Mustafa Sabri’nin Değerlendirmesi ile “Bozkurt

“Bozkurt”un ne olup ne olmadığını 1920’li yıllarda Mısır’da yayınlanan iki yazı ışığında ele alıp inceleyerek güncel tartışmaların sıcaklığında uzakta soğukkanlı bir şekilde değerlendirilmesini istedim. Bu yazılardan birisinin Şeyhü’l-İslâm Mustafa Sabri Efendi imzasını taşıması konunun İslâmî perspektiften nasıl değerlendirildiğini de ortaya koymaktadır. Günümüzün siyasî ve entelektüellerinin konuyu daha tutarlı şekilde değerlendirebilecek ilmî verilere sahip oldukları halde Mustafa Sabri Efendi’nin -etnoloji ve antropoloji yönünden doğal olarak eksik bilgisi ile- yaptığı değerlendirme ötesinde bir yoruma ulaşamamaları üzücüdür.

Daha Türkiye Cumhuriyeti resmen kurulmadan önceki dönemde Ankara’da tesis edilen “Millî Mücadele” siyasetinin “Bozkurt”u bir siyasî sembol olarak seçtiği anlaşılmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarından başlanarak (ilk kez 1922 yılında) basılan Ankara Kuvva-yi Milliye TBMM idaresi posta pullarında ve bazı kağıt paralarda “Bozkurt” motifinin kullanıldığı da bilinir. 

Ankara Hükûmeti’nin muhalifi olarak öz yurdundan uzaklara savrulan ve son günleri Mısır’da noktalanan -kanaatimce- hazin bir menkıbeyi yaşayan son Osmanlı Şeyhü’l-İslâmlarından Tokatlı Mustafa Sabri Efendi [4], şiddetli bir muhalifi olduğu yönetimin her şeyine olduğu gibi “Bozkurt” sembolüne de karşı pozisyon almıştır.

Şeyhü’l-İslâm Mustafa Sabri, şimdi Suriye’deki isyanın odaklarından olan Lazkiye mutasarrıfı bir zatın “bozkurt” konusunda yazdığı 1922 tarihli bir makaleyi ele alarak “bozkurt” ile Türklerin ilişkisini ele almakta ve bu sembolün anlamsızlığını İslâmi açıdan sakıncalarını dile getirmektedir.

Şeyhü’l-İslâm Mustafa Sabri Efendi, “Hilafetin İlgasının Arka Planı” adı ile Türkçe’ye de çevrilen eserinde [5] yer alan “Bozkurt Meselesi” başlıklı makalesinde şunları yazar: “Bugün, Mısır’da basılan Siyaset gazetesinde eski Lazkiye mutasarrıfının Bozkurt meselesinde Kemalistleri savunduğunu gördüm. Kemalistlerin posta pullarına bozkurt resimleri koydukları malum. Ayrıca bize ulaşan bazı bilgilere göre, bu kurt kutsal ilan edilmekte, adına dua edilmektedir. Bu kiralık (eski Lazkiye mutasarrıfı) ise savunmasında, bozkurtun eski Türklerin tanrısı olmadığını bildirmekte.” Mustafa Sabri Efendi’nin posta pulu üzerine basılan bir motiften yola çıkarak işi ‘kurtun kutsallaştırılması’ ve hatta ‘kurt adına dua edilmesi’ noktasına taşıması değerlendirmesinin ne kadar âfâkî olduğunu açıkça göstermektedir. [6] Mısır’da basılan Siyaset gazetesindeki yazısında “Ankara Hükûmetinin bastırdığı ve üzerinde bozkurt resmi olan posta pulunu ilk kez 1922’de Beyrut’ta gördüm.” diyen eski Lazkiye mutasarrıfının yazısından hareket ile T.C. kurucu kadrosunu neredeyse putperestlik ile suçlayan Şeyhü’l-İslâm Mustafa Sabri Efendi’nin hissî bir tavır sergilediği anlaşılmaktadır ki, yaşadığı olayları dikkat nazarına alırsak bu hissiyâtını anlayış ile karşılamak da kolaylaşır. [7]

Konumuz açısından asıl önemli olan husus, Mustafa Sabri Efendi’nin kaleminden 80 yıl kadar önce kayda giren şu satırlardadır: (Eski Lazkiye mutasarrıfı) “Yazısını Türkiye’de yayınlanan İleri gazetesinin konuyla ilgili araştırmalarına dayandırıyor. Millet Meclisi’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni bir sembol seçmek üzere yaptığı tartışmalara değinen bu gazete şöyle diyor: “Sembol konusunda tartışmaya hiç gerek yok. Çünkü zaten bizim efsanelerimizden doğan ve yüzyıllarca süren bir sembolümüz var. Efsaneye göre; Türkler civar milletlere yenilerek aşılmaz sıradağlarla kuşatılan Ergenekon denilen bir bölgeye sığınmışlardı. Zaman geçtikçe nesil çoğalmış ve halk bu bölgeye sığmaz olmuştu. Ancak dağları aşıp buradan çıkamıyorlardı. Bir gün dağlardan birinin eteklerinde bir ateş yaktılar, ateşte demir filizlerine rastladılar ve derken demir eriyerek, halkın buradan çıkabileceği bir boşluk oluşmuş. Bu boşluktan ilk geçen de bir bozkurt oldu. Halk da bu bozkurtu takip ederek bölgeyi terk etmişti. Daha sonra da civardaki kavimleri yenerek büyük bir krallık kurdular. Bu olaydan sonra kurt ve demir Türklerin nazarında iki saygıdeğer sembol olarak kalmıştır. Eski Türk hakan ve beyleri birçok kez bu Bozkurt’u bayraklarında kullanmışlardır.”

1922 tarihli bu satırları nakleden Mustafa Sabri Efendi, bu görüşlere katılmadığını söyler.  Burada önemli olan nokta Mısır’da basılan “Siyaset” isimli Arab gazetesinde “bozkurt”un bir tarihî motif olarak savunulmasındadır ki bu veri bize “bozkurt” motifinin, Kemalistler tarafından 1930’larda uydurulmadığını veya 1970’lerde “Başbuğ” Türkeş’in aklına birden bire “siyasi bir motif” olarak düşmediğini gösteren açık bir kanıtdır.

“İttihatçılar ile kardeşleri Kemalistlerden kaçarak dışarıda geçirdiğim birkaç yıl dışında, hayatımın tamamı Türkiye’de geçti. Anadolu’nun göbeğinde, Tokat kentinde doğdum. Babam-anam, onların babaları-anaları hepsi öz be öz Türk soyundandırlar ve asırlardır Anadolu’da yaşıyorlar. Bununla beraber ben bu “kurt”u Kemalistler dönemine kadar ne duydum, ne de bir posta pulu üzerinde resmini gördüm” diyen Osmanlı Şeyhü’l-İslâmı Mustafa Sabri Efendi, “bozkurt”un Türkleri için hiçbir anlamı olmadığını ise şu sözlerle savunur: “Eğer Turancılar, eski Türklerin taptığı başka bir simge bilselerdi kuşkusuz onu kurdun önüne geçirirler, daha çok yüceltirlerdi. Eski Türkler gerçekten kurda tapıyorlar mıydı, bunu tam olarak bilemiyoruz. Zira her kavim bir eşyaya veya hayvanlardan birine tapmasını mutlaka bu efsaneye benzeyen hurafelere dayandırmış, bu bâtıl hurafelerden sapık inançlar türetilmiştir.[8] Müslüman Türk milletinin ise kurda tapmadığından ve tapmayacağından ben eminim. (…) Kemalistlerin, İslâm dininin ilgimizi kestiği eski atalarımızın bâtıl inançlarını tekrar diriltmeye çalışmalarının nedeni, bu sembol ve simgeleri İslâmî simgelerin yerine bina etmek istemeleridir. Böylece, nefret ettikleri İslâm ve İslâm birliği yerine, bâtıl simgeleri ikame etmek istiyorlar.”

“Türk Milletinin İslâmî İnanç Temelleri Sağlamdır”

Osmanlı Şeyhü’l-İslâm‘ı Mustafa Sabri Efendi’nin naklettiği şekliyle, Eski Lazkiye mutasarrıfı olan zatın şu sözleri aslında Türk milletinin İslâmi anlayış ve yaşayışının ne kadar nezih olduğunun bir Arab aydını kaleminden tescilidir:  “Her sene yaz aylarında Mısırlı varlıklı ailelerin çoğu tatillerini geçirmek üzere İstanbul’a gidip birkaç ay kalıp sonra geri dönerler. Türklerin Bozkurta taptığını veya takdis ettiğini gören var mıdır? Hilâfet merkezinin camileri, namaz kılanlarla, ihlâsla Allah’a ibadet edenlerle doludur. Müslüman Türk milletinin dinine bağlılığı, diğer Müslüman halklardan daha az değil, bilakis daha kuvvetlidir.”

Kendi ifadesi ile “Tokatlı özbe öz Türk bir ailenin evlâdı” olduğunu iftiharla kaydeden Mustafa Sabri Efendi, “Camileri dolduranlar asil Türk milletidir; avukatlığını yaptığı Kemalistler değil. Bilakis onlar Fransız Devriminden aldıkları laiklik ilkeleri gereği, Hükûmetin cami ile ilgisini ve ilişkisini kesmek istemektedirler. Türk milleti dinine ve şeriatine son derece bağlıdır. “Şeriatın kestiği parmak acımaz”, “Baş başa bağlı, baş şeriate bağlı” gibi atasözleri Türk halkının dinî ruhunu çok güzel yansıtır.” sözleri ile sürgünde olduğu Mısır’dan Türk milletinin aslî safiyetine tanıklık etmekten de kendisini alamaz.

Mustafa Sabri Efendi’nin Lazkiye mutasarrıfın sözlerine katıldığını ifade ettiği “Eski mutasarrıfın bu sözleri bizim, Türk milletinin kendisine zorla kabul ettirilmek istenen cahilî sistem ve simgelerden beri olduğu, fıtrat ve alışkanlıklarının dinsizlikle aykırı düştüğü yolundaki görüşlerimizi teyid eder. Ancak adam, okuyucuyla oynamakta, Türk milletinin dindarlığını laik Türk Hükûmeti’nin dindarlığına kanıt olarak sunmak istemektedir. Oysa Türkiye’de halk bir vadide, Hükûmet başka bir vadidedir.” sözleri aslında durumu gayet güzel özetlemektedir.

Bugün için dahi geçerli bir hüküm olarak bu sözü –küçük bir değişik ile- güncelleyebiliriz:  “Türkiye’de halk bir vadide, aydınlar ve yöneticileri başka bir vadidedir.”

_________________________

[1] Bunun son örneği için bakınız: “Bozkurt‘un nefesi Erdoğan’ın ensesinde” , Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinde halka hitap eden MHP lideri Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan’ın, MHP sık sık kendisini eleştirdiği için rahatsız olduğunu belirterek, “Rahatsız oluyor, çünkü Bozkurt’un nefesi Erdoğan’ın ensesinde dolaşıyor” dedi. 02.04.2011

http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/04/02/bozkurtun.nefesi.erdoganin.ensesinde/611956.0/

[2] Prof. İbrahim S. Canbolat: “Korku ve kurt, çakal siyaseti” başlıklı yazısında şöyle yazdı: “Tayyip Erdoğan’ın “istersek biz de şu kadar insan toplarız” şeklindeki sözleri ve Bozkurt yorumu esas amacını aşan sözlerdir, doğru olmamıştır. Toplumda seçim öncesi gerginlik yaratıcı söz ve davranışlar, en başta iktidardaki siyasal partiye zarar verir. Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’a cevabı ise daha ağırdır, hakârete varan tanımlamalar içerir.”

http://www.haber7.com/haber/20110428/Korku-ve-kurt-cakal-siyaseti.php

[3] ‘Bozkurt polemiği’, Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasındaki ‘Bozkurt’ tartışmasına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da katıldı. Erdoğan’a önceki gün yanıt veren Bahçeli, “Kendisi ‘eşref-i mahlûkat’la dolaştığını söylemiştir. Evet Recep Tayyip Erdoğan ben bir bozkurt olarak elbette bozkurtlarla dolaşıyorum. Ama senin etrafında eşrefi mahluk olarak gördüklerin aslında esfel-i safilindir. (sefillerin sefili) Sen asil bozkurtları yanındaki çakallarla mı karıştıyorsun?” Bursa’da bulunan Arınç, dün gazetecilerin soruları üzerine bu tartışmayı değerlendirdi: “Çakallar, bozkurtlar tartışması doğru değil. Sayın Bahçeli, La Fonten’den masallarda bahsedildiği gibi ’bozkurt’ ve ’çakalları’ çokça konuşmamalı veya sembol haline gelmiş değer verilen unsurları tahrik edecek üslubun içinde olmamalı.

http://haber.gazetevatan.com/bozkutpolemigi/373415/9/Siyaset

[4] Mustafa Sabri Efendi son devir İslâm âlimlerindendir. 127. Osmanlı Şeyhü’l-İslâm‘ı olan Mustafa Sabri Efendi 1869 yılında Tokat‘ta doğdu. İlk tahsilini memleketinden yaptıktan sonra Kayseri‘ye gidip, Kayseri Medresesi‘nde Divrikli Hacı Emin Efendi‘den ilim öğrendi. Daha sonra İstanbul‘a gelerek huzur dersleri mukarriri (padişahın huzurunda bir konuyu etraflıca anlatan) Ahmed Asım Efendi‘den ilim öğrenip icâzet (diploma) aldı. 1908‘de toplanan Meclis-i Mebûsân’a Tokat meb‘usu seçildi. Bu arada Fatih Camii müderrisliği görevini de yürüttü. Süleymaniye Medresesi‘nde hâdis-i şerif müderrisliği yaptı. 4 Mart 1919 tarihinde Şeyhü’l-İslâm oldu. Yedi ay süren bu vazifesinden sonra görevden alındı. 1920‘de yeniden Şeyhü’l-İslâm olup iki ay daha bu makamda kaldı. 1922 yılında İstanbul‘dan Kahire‘ye giderek orada yerleşti ve Ezher Üniversitesi‘nde müderrislik yaptı. Türkçe ve Arapça çeşitli eserler yazdı. 1954‘te Mısır‘da vefat etti.

[5] Şeyhü’l-İslâm Mustafa Sabri Efendi, “Hilafetin İlgasının Arka Planı”, İnsan yayınları, İstanbul-1996.

[6] Ülkücüler tarafından tarihî bir sembol olarak benimsenen “Bozkurt” motifinin “kutsal bir söylem” ile hiçbir zaman kullanılmadığı; “kurt”a dinî bir anlam veya içerik yüklenilmediği bilinmelidir. MHP çizgisinin kurucu lideri “başbuğ” Alparslan Türkeş’in ömrünün son yıllarında  Erciyes Dağı’nda yapılan bir Türk Kurultayı’nda konuşurken kendisine armağan edilmek üzere alana getirilen ağaçtan oyulmuş  “Bozkurt”  heykelini taşıyan Bursa Ülkü Ocakları mensubu gençleri : “İndirin o heykeli; siz putperest misiniz?” sözleri ile paylaması, hâlâ  hafızalarda canlılığını korumaktadır.

http://www.haberturk.com/gundem/haber/82582-mhpnin-erciyes-kurultayi-artik-yapilmayacak

[7] Ankara Hükûmetinin Lozan antlaşmasıyla vatanları dışında yaşamaya mecbur bıraktığı 150 Türk arasında yer alan Şeyhü’l-İslâm Mustafa Sabri Efendi hakkındaki vatandaşlıktan çıkarma kararı üzerine kapıldığı hislerle İskeçe’de bulunduğu sırada yazdığı 1 Temmuz 1927 tarihli “İstifa Ediyorum” başlıklı şiirinin en sonunda yer alan yer alan

“Tevbe ya Rabbi tevbe Türklüğüme!…

Beni Türk milletinden addetme!.”

sözleri içinde bulunduğu ruh halini çok güzel yansıtmaktadır. (Yarın, Sayı 2,29/7/1927)

[8] Batılı Türkolog’ların Mustafa Kemal için “Grey Wolf” (Boz Kurt) başlıklı biyografi kitapları yazmalarından asırlar ve asırlar önce, hemen hemen bütün Türk kavimlerinin “kök böri” adı ile  “kurt”a kutsallık atfettikleri etnologların ve antropologların ortak kanaati olduğu gibi bulunan arkeolojik kanıtlar da “kurt” sembolizminin İslâm öncesi tüm Türk topluluklarının ortak bir tercihi olduğunu kanıtlamaktadır. Bunun görsel kanıtları için bkz:

http://steppes.proboards.com/index.cgi?board=board05&action=print&thread=321

(*) Bu makale 2012 yılında ilk baskısı yapılan “Ülkücü Hareket Üzerine Notlar” kitabımın İkinci bölümündeki 11. makaledir.

Hakkında editor

Yoruma kapalı.

Yukarı Kaydır