İşaret Taşları / Hayati BİCE

Doç. Dr. Hülya KÜÇÜK

 

Kitabın yazarı Dr. Hayati Bice, bir Tıp doktoru olmasına rağmen, uzun bir süreden beri Türk dünyası ve Türk yurtlarındaki İslâmi Tasavvuf Geleneği konusunda çalışmaktadır. Eserleri arasında en dikkat çekeni, hazırladığı Hoca Ahmet Yesevî’nin Divân-ı Hikmet’i dir. (TDV Yay., Ankara 1993)

 

Tanıtmaya çalıştığımız “İşaret Taşları” adlı özgün kitabında, her biri Türk ve İslâm tarihinin birer zirvesi olan isimler etrafında Türk yurtları arasında yıkılmaz bir köprü teşkil eden gönül dokusu ele alınmaktadır. Yazarın ifâdesiyle, burada ancak küçük bir kısmından söz edilen maneviyat ve tasavvuf ulularının eseri olan bezek ve nakışlar geçmişte Türk dünyasının ötesinde neredeyse tüm İslâm alemini mana planında süslemiş ve dünya medeniyet tarihinin en azından beş asrına mührünü vurmuş, tarih boyunca gönül zirvelerinin önderliğinde oluşan manevi doku, Doğu ve Batı Türklüğünü birleştirmiş ve Türk kültürü tarihinin kesintisiz olarak devamına da vasıta olmuştur. Kitapta bu önemli konu işlenirken Ahmed Yesevî (ö.562/1167), Necmeddîn Kübrâ (ö.618/1221), Mevlânâ Celâleddîn-i Rumî (ö.672/1273), Bahâeddîn Nakşbend (ö.791/1389), Ubeydullah Ahrar (ö.893/1487), Şeyh Şamil (ö.1871), Şerâfeddin Dağıstanî (ö.1936) gibi uzak-yakın tarihimizin tasavvuf ehli manevi mimarları, birer işaret taşı olarak değerlendirilmiş, hayat ve manevi öğretileri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.

 

Ancak dikkat edilmesi gereken nokta, kitabın akademik olmayıp “yazarın kalbinin derinliklerinde hissettiği” duyguların kelimelere sığdırılmaya çalışılmasıdır. Bu sebeple kitapta akademik bir plan ve uslûp aramak beyhûdedir. Bölümlere ayrılmayan kitap, “Yola Çıkarken”le başlayıp “Yolların Sonu” ile biten yirmiüç başlıktan oluşmaktadır. Yolun “başı” denen Hoca Ahmed Yesevi, “sonu” denen, yazara göre, Kurtuluş Savaşımızda büyük katkıları olan veli-askerlerden birisi olan Şeyh Şerâfeddin Dâğıstânî ve yeğeni Abdullah Dâğıstânî (ö.1973)”dir.

 

Kitabı okuduğunuzda, Şerafeddin Dâğıstânî”nin yazar için diğerlerinden farklı bir yeri olduğunu görmemeniz imkânsızdır. Onun hakkındaki cümlelerinden bir kaçını aktarmak gerekirse: “Hızla ilerlediği maneviyat yolunda mertebeleri bir-bir aşarak Nakşbendiyye tarikatına ilaveten , amcası Ebu Muhammed Medeni”nin yetkin olduğu ve irşada izin yetkisi bulunan diğer beş İslâm sufi yolunun [Kadiriyye, Rufa`iyye, Şazeliyye, Çiştiyye ve Halvetiyye] daha irşad yetkisini aldı. Bütün bu altı tasavvuf yolunda yetkin olduğuna işaret eden icazetini aldığında henüz 27 yaşındaydı.” “Bu yıllarda Osmanlı devleti de dört bir yandan saldırılara uğramakta ve kan kaybetmekte idi. Çanakkale savaşına diğer bütün Türk köylerinden olduğu gibi Güneyköy”den de bütün gençler silah altına alınarak cepheye gönderilmişlerdir. Bu gençler arasında Şeyh Şerafeddin”in halefi olarak altı yaşından itibaren eğitimine aldığı yeğeni Abdullah da vardı. Abdullah Dâğıstânî Çanakkale savaşı esnasında ağır şekilde yaralanıp cephede kaldığı sırada yaşadığı bir vakıayı anılarında dile getirmektedir. Çanakkale savaşından Güney köye dönen Abdullah”a yaşadığı manevi seyahati soran Şeyh Şerafeddin böylece cephede savaşan müridlerinin halinden haberdar olduğunu da göstermişti.”

 

Kaşgar”dan Balkanlara kadar bütün Türk yurtlarını süsleyen bu işaret taşlarından bir kısmı bu eserde hayatlarından kesitler yansıtılarak belirtilmeye çalışılmıştır.

 

Yazar Dr. Hayati Bice yılların birikimi olan bilgi dağarcığını Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan”da yerinde yaptığı gözlemler ve yakın tarihte yaşamış “işaret taşlarını” gören canlı tarih kaynakları ile birleştirerek okuru, tarih içerisinde bir yolculuğa götürmektedir. Bu kitabı, böyle bir gönül yolculuğu yapmak isteyenlerin okumasını tavsiye ederiz.