Hazret Sultan Yesevî Bugün Yaşasaydı…

Dr. Hayati BİCE

Yıllardır Yesevîlik kültürü ve Ahmed Yesevî konusu ile ilgilenen bir kişi olarak şu soru ile ne kadar çok karşılaştım:Var mı şimdi Ahmed Yesevî gibi bir mürşîd; ki gidip kapısına dervişi olayım?!…”

Ahmed Yesevî’nin hikmetlerini yayına hazırlayan bir kişi olarak sık karşılaştığım bir benzer soru da şudur: “Bu zamanda irşad edici bir eser sahibi, sohbeti ile insanların ruhunu ışıtan bir mübârek zatı nasıl bulalım? Zamanımızda bir Abdul-Kadir Geylanî, bir Ahmed Yesevî, bir İmam-ı Rabbanî14 ortada olmadığına göre ne yapmalı?”

Gerçekten de bu kökü çok derinlere uzanan, zor soruları yanıtlamanın o kadar kolay olmadığını tasavvuf ile ilgili olmayan birisi dahi kolayca tahmin edebilir.

Bu soruların yanıtını vermek yıllarca çok zor oldu benim için de; taâ ki sağlam bir kaynakta Ahmed Yesevî’nin mürşîdi olan Yûsuf Hemedânî’nin dilinden bu sorunun yanıtını, Rütbetul-Hayat adlı risalesinden şu satırlarda bulana kadar:15

“Bir pîrle sohbetten mahrum olan mürîdin her gün bu tâifenin sözlerinden sekiz varak (16 sayfa) okuması gerekir. Böyle yaptığı takdirde, bu sözler onun gönlünün dirilmesine sebep olur.” Genel geçer cevaplar ile geçiştirdiğim soruların yanıtını Yesevî’nin mürşîdi Yûsuf Hemedânî’den öğrendiğimde ne kadar rahatlamıştım.

(Bu önemli kayıtın yer aldığı kaynakta ünlü Sûfî yazar Ferîdüddin Attâr, âriflerin halleri ve sözlerine dâirTezkiretü’l-evliyâ adlı kitabının önsözünde kitabı yazış sebebini Yûsuf Hemedânî’nin aynı sözlerini naklederek açıklar:“…İmâm Yûsuf Hemedânî’ye sordular: Bugünler geçerse ve bu tâife yüzlerine perde çekip göçerse selâmette kalmak için ne yapalım?” Dedi ki: “Onların sözlerinden hergün sekiz varak okuyunuz!”16)

Şimdi yine bana yine “Bu zamanda Ahmed Yesevî olmadığına göre ne yapmalı?” sorusunu soranlara, Ahmed Yesevî gibi bir mürşîd aradığını söyleyenlere gönül rahatlığı ile hemen şu cevabı veriyorum: “-Git al bir Dîvân-ı Hikmet; oku ve gör bakalım Ahmed Yesevî sana ne diyor? Hazret Sultan Yesevî ile sohbet etmek isteyen Dîvân-ı Hikmet’i açsın bir hikmeti okuyuversin…”

Gerçekten de Pîr-i Türkistan’ın sohbetine katılmak isteyen Dîvân-ı Hikmet’e başvurmalıdır.

Hattâ konuyu Mesnevî okuyarak Mevlanâ Celâleddin Rûmî; Dîvânı’nı okuyarak Yunus Emre, Niyâzi Mısrî ve diğer eser vermiş sûfî mürşîdler ölçeğinde genişletmek mümkündür ve gereklidir. Bu geleneğin asırlar boyunca dergâhlarda Mesnevî okunması suretiyle Mevlanâ Celâleddin Rûmî için hayata geçirildiği tasavvuf ile ilgilenenlerce çok iyi bilinen bir durumdur.

Son yıllarda Ankara’da önce Selçuklu Vakfı’nda, daha sonra Türkiye Yazarlar Birliği’nde bu satırların yazarı tarafından düzenlenen “Yesevî-Han Meclisi : Dîvân-ı Hikmet Okumaları” programı ile Yesevî’nin mesajlarının güncellenmesi yolunda küçük ama önemli bir adım atılmıştır. 10 Aralık 2010 günü Türkiye Yazarlar Birliği Genel Merkezi’nin Yunus Emre salonlunda başlanacak Dîvân-ı Hikmet Okumaları programında Yesevî hikmetleri, Yesevî menkıbeleri ve Günümüzde Yesevîlik konuları işlenecek.

***

Yazı başlığına dönecek olursak “Hazret Sultan Yesevî Bugün Yaşasaydı…” ne söylerdi, ne tavsiye ederdi? sorularına doğru bir yanıt verebilmek için Hoca Ahmed Yesevî’nin Dîvân-ı Hikmet kitabında neler söylediğini anlamaya çalışmak; neler tavsiye ettiğine dikkat etmek yeterli olacaktır.

Buyurun Dîvân-ı Hikmet’le kurulan Yesevî-Han sofrasına…

—————————-

İmâm-ı Rabbânî: Ahmed Farukî Serhindî: 1563’ de Hindistan’ın Serhind şehrinde doğdu. Hicrî ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı “Müceddîd-i elf-i sânî”, İslam ahkâmı ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, “Sıla” ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer’in soyundan olduğu için ,”Fârûkî” nisbesiyle anılmıştır. İlk eğitimini babasından alarak Arabçayı öğrendi. Babasından ders aldığı sırada, çeşitli ilimlere âit küçük kitapları ezberledi. Sonra Siyalkut şehrine gidip orada, Abdülhakîm Siyalkûtî’nin de hocası olan Kemâleddîn Keşmîrî’den ilim öğrendi. 17 yaşında tahsîlini tamamlayıp, bütün ilimlerden icâzet aldı. Tahsîli sırasında, Kâdîrî ve Çiştî tarikatını babasından aldı. İmâm-ı Rabbânî , ünlü Nakşbendî mürşidi Muhammed Bâkî-billah’ı tanıdıktan sonra biat alarak bağlandı. Birkaç ay sonra, Muhammed Bâkî-billah kendisine irşad için icâzet verdi. İmâm-ı Rabbânî 1615’de, elliüç yaşlarında iken, talebelerinden çok sevdiklerine; “Benim ömrümün altmış üç sene olduğu ilhâm ile bana bildirildi.” buyurdu. 1623 senesinde Ecmîr’de iken; “Vefât etmemin yakın olduğuna dâir işâretler, alâmetler görülmeğe başladı.” dedi. Serhend’de bulunan oğullarına mektup yazıp; “Ömrümüzün sona ermesi yakındır.” buyurdu ve 1624 senesi, Safer ayının yirmi sekizinci, Salı günü vefat etti.

Eserleri: 1.Mektûbât: Aslı üç cild olup, İmâm-ı Rabbânî’nin beşyüz otuzdört mektubunun toplanmasından meydâna gelmiştir. İmâm-ı Rabbânî’nin Mektûbât’ı asırlardır yaygınlıkla okunur. 2. Redd-i Revâfıd, 3. İsbâtün-Nübüvve, 4. Mebde’ ve Me’âd, 5. Âdâbü’l-Mürîdîn, 6. Ta’lîkâtü’l-Avârif, 7. Risâle-i Tehlîliyye, 8. Şerh-i Rubâ’ıyyât-ı Abdul-Bâkî, 9. Maârif-i Ledünniye, 10. Mükâşefât-ı Gaybiyye, 11. Cezbe ve Sülûk Risâlesi.

Abdul-Hâlık Gucduvânî, Makâmât-ı Yûsuf Hemedânî, -Hayat Nedir?- , Haz. Necdet Tosun, İnsan Yay. İstanbul, 2007, s.91.

Tezkiretü’l-evliyâ, Haz. Mahmud Sami Ramazanoğlu, Erkam Yay., İstanbul-1984, s.8.