‘Türk Genom Projesi Bir CIA Yapımıdır’ Denebilir mi?

-Kızılderililer, Salar Oğuzları ve Komplo Teorilerinin Zavallılığı Üzerine- 

Dr. Hayati BİCE

“Türkiye” adını taşıyan bu ülkede yaşayıp da, “Türk”sözcüğünden rahatsızlık duyanları, DNA analizlerini yaptırıp sonucunu kamuoyu ile paylaşmaya davet ettiğim yazımın ardından, peşpeşe gelen haberler konu üzerinde yazmaya devam etmemi zorunlu hale getiriyor.  Ancak bu konuda genel okur kitlesine hitap eden, haberiniz.com.tr gibi bir sitede kalem oynatmanın zorlukları da,  her yazımı yazdıktan sonra “yanlış anlaşılmak” endişesi ile beni kaygılandırıyor. Okurlardan gelen yansımalar, -yine de mümkün olduğu kadar, tıbbî-genetik terimleri kullanmamağa çalışarak- yazılması gerekenleri yazmanın faydalı olacağını gösteriyor.

Daha önce yazdığım dört yazıya bir yenisini eklememi gerektiren  bu konudaki son haber, “Kızılderililer Türk geni taşıyor” başlığı ile devletin resmi ajansı -Anadolu Ajansı, (AA)- tarafından servis edildiği için bütün haber sitelerinde ve hatta TV ana haber bültenlerinde yer aldı ve böylece de kamuya mal oldu. [1] Konu TV’lerde haber yapılırken, hemen her kanalda, Cem Yılmaz’ın “Yahşi Batı” filminden fragmanlarla süslenerek magazinel hale de getirildi.

“Kızılderililerin Türk Olduğu Kanıtlandı”

AA’nın haberine göre “Bilim, ‘Kızılderililer Türktür’ demişti.” Haber özetle, şöyle devam ediyordu: “Amerikalı kızılderililerin ve Güney Altay bölgesinde yaşayan yerli kavimlerin DNA’larında Y kromozumunu (babadan geçen) analiz eden bilim adamları, iki grubun aynı genetik mirasdı paylaştığını buldular. Araştırma sonucunda, Amerikalı ve Rus antropologlar, her iki grupta da, anneden miras mitokondriyal genlerde de aynı genetik özellikleri vardı.”

Haberin en önemli ayrıntısı ise: “Altay genlerinin 13 bin ila 14 bin yıl önce Amerikalı yerlilerinkinden ayrıldığının tahmin edildiği” idi. [2] Türklerin değil tüm insanlığın bilinen yazılı tarihinin beş bin yıl olarak kabul edildiği gözönüne alınırsa, ne kadar “eski zamanlar tarihi”nden bahsedildiği anlaşılacaktır.

“Genom Projesi” Türklerin Soyu’nu Tartışmalı Hale Getirmek İçin Değildir!

Önceki yazımda işaret ettiğim “CIA ve Türklerin genetik şifreleri” başlıklı yazısında Arslan Bulut ise, olaya, aile köklerinin bulunduğu bölge ile ilgili bazı hesapları da ima ederek,  komplo teorisi denebilecek bir yaklaşımla bakıyordu: “Bu ekibin çalışması [Türk GENOM Projesi] hakkında elimizde başka bir veri yok ama,Amerikan üniversitelerinin uzun zamandan beri Türklerin genetik yapısı üzerinde araştırmalar yaptığını biliyoruz. Amerika’dan gelen bazı kişilerin Doğu Karadeniz’de “bilimsel deneyler yapıyoruz, burada salgın bir hastalık var mı tespit ediyoruz” gibi sözlerle yöre halkından kan örnekleri alarak ABD’ye gönderdikleri ve bölge halkının genetik haritasını çıkarmaya çalıştıkları biliniyor.”

Bulut’un bu sözlerini okuyunca, konuyu, sadece haberiniz.com.tr sitemzide değil Türk basınında, gündeme getiren ilk isimlerden birisi olarak, “Bu satırlarda acaba gerçeklik payı var mı? Amerikan Üniversiteleri Doğu Karadeniz’in genetik yapısı üzerinde bir pilot proje mi inşa etmek istiyorlar?” diye düşünmekten kendimi alamadım.

Bu yönelişle yaptığım çalışmalarda çok mu çok ilginç sonuçlara ulaştığımı söylemeliyim. Özeti şudur: Bugün yeryüzünde yaşayan ve sayısı 100.000 kadar olan olan küçük etnisitelerden tutun, milyarlık Çinlilere kadar hemen her halkın genetik analizleri yapılmaktadır.

Üstelik bu çalışmaların önemli bir kısmı, multidisipliner (çok bilim alanını ilgilendiren) ve multinasyonel (çokuluslu) bilim gruplarının araştırmaları halinde, saygın bilim dergilerinde neredeyse 10-15 yıldır yayınlanmıştır. Şu son bir hafta içerisinde, internet üzerinde arşivi olan bilimsel dergilerde onlarcasını gördüğüm -ve yüzlercesinin de künyesinden haberdar olduğum- bu DNA çalışmalarından hareketle vardığım sonuç budur: Konu genetik biliminde son yıllarda ortaya çıkan başdöndürücü gelişmelerin bir sonucu olarak gündeme girmiştir; ve girmeye de devam edecektir. Arslan Bulut’un ima ettiği “Amerikan Üniversiteleri”nin Türkiye’nin etnik yapısını bir ayrışma projesine dönüştürmek istediği” iddiaları gelince, konuya bilimsel yönden uzak oluşu ve millî hassasiyetler açısından konuya yaklaşması bu yanılgıya yol açmıştır diye düşünüyorum.

Konunun Neval Kavcar gibi bazı Türk milliyetçileri tarafından sanıldığı gibi, “Türkiye’ye ve Türkler üzerinde oynanan bir oyun” olarak yansıtılamayacağını göstermek için bir örnek sunmak istiyorum: Ciddî etnik bölücülük riski taşıyan İspanya’dan ayrılmak isteyen Bask ve Katalan bölgelerinde, İspanya’nın DNA analizi tabanında nasıl bölünmeğe müsait bir manzara arzettiğini görmek için FOTOGALERİ’deki ilgili tabloya bakınız. İspanya’dan ayrılmak isteyen Bask ve Katalan bölgelerinde, bazı gen grupları %80 gibi yüksek oranlarda yoğunlaşmaktadır. Bu bölgelerdeki gen yapısının İspanya ortalamasından sapması %20-25’i bulmaktadır.

Oysa (az sayıda bir insan grubunda yapıldığı için istatistiki olarak, asla Türk toplumunu temsil etme niteliği olmayan) sınırlı araştırmaların ilk sonuçları bile gösteriyor ki; Türkiye’de Türkler dışında, hiçbir etnik grup için İspanya örneğindeki kadar belirgin bir etnik farklılaşma yoktur. Etnik bölücülüğü bilimsel olarak bitirecek bu tesbitin ülke ölçeğinde yapılacak ayrıntılı analizlerle ortaya konması gerekmektedir. Bu çalışmanın tarih boyunca Anadolu’da en izole kalmış, -karışmamış-  Türk grupları olduğunu düşündüğüm Toros Yörükleri ile Kazdağı Türkmen aşiretlerinden başlatılmasının yararlı olacağına inanıyorum.

Konuyu ülkemizin hassasiyetlerinden uzak, ancak Türkler ile ilgili bir örnek ile tartışmak için bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti’nde yaşayan ve sayıları son nüfus sayımına göre 104.000 (yüzdört bin) kişi olarak verilen Oğuz kökenli Salur/Salar Türkmenleri ile ilgili DNA araştırmasından vereceğim örnekle bu konunun daha iyi anlaşılacağını umarım.

Salur/Salar Oğuzlarından Avustralyalı Bilim Adamına Ne?

“Salur/Salar Oğuzları”ndan ilk kez haberdar oluşum, geçen yıl Doğu Türkistan’daki Urumçi katliamı sonrasından yazdığım Doğu Türkistan’da Demografik Asimilasyon” konulu makalem için, Çin Halk Cumhuriyeti’nin etnik kompozisyonu konusunu araştırmam ile oldu. O zamana kadar Doğu Türkistan’da yaşadığını bildiğim Uygurlar, Kazaklar ve Kırgızlar dışında Salur Türkleri diye bir grup da, Çin’deki Türk kökenli halklar arasında tasnif edilmişti. Bu Salur/Salar boyu ile yaptığım araştırmanın sonucu, benim için oldukça şaşırtıcı idi.

10.-11. yüzyılda bütün Oğuzlara Seyhun nehri boylarındaki atayurtlarını terkedip batıya doğru giderek, Harezm, Horasan ve nihayet Anadolu Türkmenlerinin yaşadığı yaylalara, ovalara yerleşirlerken, Oğuzların Salur/Salar boyundan bir grup bilinmeyen bir nedenle tam tersine doğuya doğru yönelmiş ve Türkistan’ın doğu topraklarını da aşıp Çin içlerine kadar gitmişlerdi. Sözün kısası bütün Oğuzlar gün batısına, giderken Salur/Salar boyundan bir Han, obasını gün doğusuna yönlendirmişti. [3]

Türklerin genetik mirası konusunda internetteki tıbbî kaynakları tararken,  rastladığım Salar Türkleri’nin DNA analizi ile ilgili makale bu nedenle hemen dikkatimi çekti: “Birlikte yaşayan üç Çinli Müslüman grubun etnik kökenleri ve genetik yapısı: Salar, Bo’an ve Dongxiang.” Makale özetinde Salar topluluğunun“Türk kökenli” olduğu da özellikle vurgulanmıştı. [4]

Makalenin künyesindeki bilim adamlarından, “Batılı” olduğu anlaşılan isimlerden Alan H. Bittles’e bir e-mail göndererek Salar Türkleri ile ilgili çalışmalarının tam metnini istedim. Bittles’in hiç gecikmeden gönderdiği makale, benim için çok ilginç verileri taşıyordu: Moğolca konuşan iki Müslüman topluluk yanında, Salur/Salar Oğuzları’nın genetik çalışmasından çıkan sonuç, yaklaşık bin yıldır Çin denizi içerisinde bir damla olarak yaşayan bu Türk topluluğunun, Salar Oğuzları’nın genetik özelliklerinin farklılığını ortaya sermişti. [5]

Şimdi gelelim başlıktaki soruya ve diğerlerine: Salur/Salar Oğuzları’nın genetik analizinden Alan H. Bittles’e ne?

Adam CIA/Amerika adına bu işleri yapıyorsa; ilgililerine, ancak ücreti karşılığında gönderilen bilimsel çalışmasını, Türkiye’deki bir tıp doktorundan gelen bir talep üzerine hiç ikiletmeden neden hemen yolladı?

Hadi diyelim ki, Arslan Bulut haklı ve “CIA ve Amerikan Üniversiteleri” Doğu Karadeniz’de olduğu gibi Çin’in Gansu eyaletinde yaşayan ve tamamının nüfusu yüzbin civarında olan Salur/Salar Türkmenleri ile ilgili de bir “sır”rı arıyor ya da bu etnisite üzerine bir proje yapacak; kendi vatandaşları üzerinde dünyanın en ağır devlet terörünü  uygulayan  Çin Halk Cumhuriyeti bu araştırma için Salur/Salar obalarına dalıp kan örneği toplayan CIA ajanlarına nasıl izin verdi?

Bu soruların bugün dünyasını birazcık olsun tanıyanlar için komik ötesi geleceğine eminim. [6]

Sadece Salur/Salar Genleri değil, Sibirya Türk Boyları da Karış-Karış Taranmış

Türk Genomu projesinin yankıları ve okurlara hissettiğim sorumlulukla yaptığım araştırmada, sadece Salur/Salar Türkleri’nin Genleri değil, Tuva’larda, Teleutlara, Şorlardan, Hakaslara tüm Sibirya’nın -bugüne kadar oldukça kapalı gruplar halinde yaşamış- Türk kökenli halklarının, genetik mirası da üzerinde de çalışılmış durumdadır. Bu nüfus olarak oldukça az sayıdaki Türk grupları yanında İdil-Ural bölgesinin Başkırd ve Tatarları’nın genetik yapısı, Orta Asya Türkistan Cumhuriyetleri’nin DNA mirası da analiz edilmiş durumdadır.[7]

Ben, sadece Türk Halkları ile ilgili genetik miras konulu çalışmalara baktığımda binlerce veri ile karşılaştım. Bugün yeryüzünden yaşayan, hangi etnik grup hakkında araştırma yaparsanız yapın, benzer şekilde binlerce yayın ile karşılaşacaksınız. Bu yayınlarda Türkiye’den, Türk bilim adamlarının sayısının bir elin parmaklarının sayısını bulamamış olması üzerine, oturup bir makale yazılmalı ama, yeri burası değil. [8]

Bilim Adamının Çalışması ile Stratejistin “Psikolojik Savaş” Yöntemi

Yazımın alt başlığındaki “Komplo Teorilerinin Zavallılığı” başlığına bakıp da bu konuda hiçbir manipülasyon yapılmadığını/yapılamayacağını iddia ettiğim sanılmasın. Vurgulamak istediğim bilim adamlarının çalışmaları ile stratejistlerin “psikolojik savaş yöntemleri” arasındaki farkın fark edilmesidir.

Bu çalışmaların Türklüğün geleceği ile ilgili tehdit oluşturabilir hale gelmesi sözkonusu ise, bunu boşa çıkartmak da herhalde Türk bilim adamlarına ve  -varsa- Türklük adına strateji üretmesi gereken merkezlere düşer… Bu iş kala kala, genetik bilgisi 30 yıl önce okuduğu lise biyoloji kitabındaki şematik bilgilerden ibaret olan gazete köşe yazarlarına kaldı ise, zaten bu “psikolojik savaş”ı daha “kılıcımızı kınından çıkartamadan”, işin en başında kaybetmişiz, demektir. Bu konuda, başta konunun uzmanı olan Türk genetik araştırmacıları ile -ülkemizde sayıları herhalde yüzleri bulan- tıbbî biyoloji akademisyenlerine çok görev düşüyor.

Anadolu ile ilgili genetik mirasta Türklük payının sıfıra düşüleceğinden endişesi olanlara da iyi bir haberim olacak. Bu konuda yaptığım araştırmanın ayrıntısını geçerek şunu söyleyebilirim:

Hiç merak etmeyin; Anadolu’da, hâlâ çok önemli yüzdede; hem etnik, hem de kültürel anlamda önemli bir Türklük varlığı var ve başka hiçbir etnisitede bu varlığın zekâtı düzeyinde bir tablo arz edecek genetik kod birikimi yok!.. [9] Allah, ata-babalarımızdan binlerce kez razı olsun!

***
Sonuç:

1. Şunu bilelim ki, yakında dünya üzerinde yaşayıp da gen analizi yapılmadık yüz kişilik bir topluluk dahi kalmayacaktır.

2. Kan grubunuzu öğrenmek için verdiğiniz bir damla kandan onbeş yıllık atalarınızın soy kütüğünün çıkartılabilir olması artık bir şaka değil…

3. Son olarak, işin Kızılderililer bölümüne gelince, biraz kafa yoralım: Gen haritasını eline alarak Türk vatandaşlığına girmek için sıraya girecek, Cheyenne’leri, Navarro’ları, Cheeroke’leri nasıl bir törenle karşılamalıyız ?

Yanıt vermeden önce, genlerinizi yoklayın bir…

————————————————-
İletişim: http://www.hayatibice.net

ÖNEMLİ BİR NOT: Daha önceki bir yazımda kendi DNA analizinden hareketle genetik soy ağacı çıkartılması ve bunun milletlerin farklılaşmasındaki önemi konusunda gönderdiği bir mailini yayınladığım Murat Mirza, bu konuda Neval Kavcar tarafından yazılan ve doğrudan şahsını ilgilendiren bir yazı ile ilgili olarak şu açıklamayı göndermiştir:

Murat Mirza’nın Açıklaması:

Sayın Neval Kavcar’ın yazısı* anlık bir öfkeyle yazılmış gibi.

1. Sayın Neval Kavcar’ın ilk paragrafta sözünü ettiği ayet tam olarak şöyledir: “Ey insanlar! Muhakkak ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışıp anlaşmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında sizin en üstün olanınız Allah’tan en çok korkanınızdır…” (Hucurat: 13) ”  Yani Kur’ana göre insanlar başlangıçta kavim-kavim yaratılmamıştır, tek bir erkek ve dişiden yaratılmıştır. National Geographic ve Eupedia’da yayınlanan test sonuçları bununla çelişmiyor ,tam tersine destekliyor. Yazarın bu noktayı göremeyişi şaşırtıcı.

2. Yahudilere olan kızgınlık hoşumuza gitmeyen ve ideolojimize zarar verdiğini düşündüğümüz bilimsel araştırmaları topyekün reddetmeye sebep olmamalıdır. Sayın yazar, dini referanslara ağırlık verdiği için söylemek durumundayım; aynı sonuçlara ulaşan Müslüman ve Hıristiyan araştırmacılar da var. Hürriyet gazetesinde yayınlanan Boğaziçi Üniversitesi Türk genom araştırmacılarına ilişkin makale linki aşağıdadır: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/19737173.asp

3. Genetik alanında Türk bilim adamlarının araştırma yapamayıp batıdan gelen verilere razı olduğu tezi böylece çürütülmüş oldu.

4. Benim Türk olmadığıma inandırıldığım konusu kişisel bir eleştiri. Bu konudaki görüşüm birinci maddede yazmış olduğum ayet ile tamamen aynıdır. Başka türlü de olamaz. Eğer yazar siyasi görüş açısından böyle bir eleştiri yapıyorsa kendimi milliyetçi olarak tanımlıyorum. Yani bu topraklarda yaşayan herkesi bir ağacın dalları gibi aynı gövdeye mensup ve hepsini eşit gören, seven ve bu milletin bir parçası olmaktan gurur duyan birisiyim.

5. Yazarın, Yahudilere yönelik eleştirilerine katılıyorum, ama bu eleştiriler paranoid olmamalı. “Yahudiler düşmanımızdır, bu genom projesi de bizim milliyetçilik anlayışımıza zarar veriyor, öyleyse bu projeyi yapanlar yahudidir” mantığıyla bir yere varılmaz. Bilim karşısında başımızı kuma gömmek yerine, yazarın elinde veriler varsa bildirir, bilimsel eleştiriler yapılır veriler düzeltilir.

6. Yazarın Finliler hakkındaki bilgi ve görüşlerine katılıyorum. Baltık ülkelerinde ben de şahsen bulundum. Rahatlıkla söyleyebilirim ki Finlandiya, Estonya, Latvia ve Litvanya halkları hayatımda gördüğüm en dürüst ve medeni insanlardır. Kendileriyle genetik anlamda bir akrabalığımız kalmasa da 20-30 bin yıl önce Orta Asya’da yaşayan insanların bu güzel milletlerin ataları olduğunu öğrenmek benim için hoş bir sürpriz oldu.
* http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi47421-Turkluge_GENOM_Saldirisi.html

[1] Bu konuyu haber yapan onlarca siteden, hiç de milliyetçi bir eğilimi olmayan, haber7.com’da 27.796 kez tıklanan haber altına 27 yorum eklenmesi konunun nasıl bir ilgiye muhatap olduğunun göstergesi oldu.

[2] Bu haberin garip bir tarafı, haberde konu edilen araştırmanın Human Genetics (İnsan Genetiği) dergisinde, tam 14 yıl önce,  1998 yılında yayınlanmış olması idi. Bugüne kadar çoktan kamuoyuna mal edilmesi gereken bu çalışmanın, Geçen hafta yapılan bir açıklama ile Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nün Türk Genom Projesi sonuçlarının bu haberin güncellenerek sunulmasını sağlamış olmalı. Habere konu olan makalenin tam künyesini tıp mensubu ve konu ile ilgilenen araştırmacılar için vermek isterim:
Brown MD, Hosseini SH, Torroni A, Bandelt H-J, Allen JC, Schurr TG, Scozzari R, Cruciani F, Wallace DC (1998) Haplogroup X: An ancient link between Europe/Western Asia and North America? Am. J. Hum. Genet. 63(6):1852-1861.

[3] Salur/Salar Oğuzlarının bir kısmının da Anadolu’ya geldiği bugünkü Türkiye’de yer alan ve Salur/Salar adını hâlâ taşıyan köylerden bellidir. Bunun için bkz. Yusuf Halaçoğlu, Anadolu Aşiretleri; Halaçoğlu’nun “Anadolu’daki Oğuz Boyları” için verdiği listede, Salur Türkmenleri en kalabalık Oğuz topluluklarından birisi olarak yer almaktadır.  http://www.anadoluasiretleri.com/Page.php?pid=29

[4] “The origins and genetic structure of three co-resident Chinese Müslim populations: the Salar, Bo’an and Dongxiang.” A genome-based investigation of three Muslim populations, the Salar, Bo’an, and Dongxiang, was conducted on 212 individuals (148 males, 64 females) coresident in Jishisan County, a minority autonomous region located in the province of Gansu, PR China. The Salar are believed to be of Turkic origin, whereas the Bo’an and Dongxiang both speak Mongolian. (Yazarlar: Wei Wang • Cheryl Wise • Tom Baric • Michael L. Black •Alan H. Bittles Edith Cowan University/ Australia)

[5] Talep eden meraklısına bu makalenin PDF örneğini gönderebilirim.

[6] Arslan Bulut’un yazısında vahim bir iddia/yanlış daha var ki -aman ha aman-, Türk düşmanı genetikçiler duymasın! “Gen araştırmacıları, nesilden nesile kendini temizleyen genin sadece Türklerde bulunduğunu tespit etti. Diğer milletlerin genleri ise her nesil daha kötüye gidiyor. Bu sebeple, dünyada Türklerle evlenmek modası gizli gizli yayılıyor.” Bulut’un bu “iddialı iddiası”nı hangi bilim adamlarından referans alarak yazdığını merak etmemek mümkün mü?

[7] Bu konudaki çalışmalardan sadece birkaçının başlığını veriyorum. Yazım ekindeki FOTO GALERİ’de sunulan, bu çalışmalara ilişkin grafikler zaten her şeyi açık seçik ortaya seriyor.
Haplotype of Y-chromosomes in the Central Asia population; Contrasting patterns of Y-chromosome variation in South Siberian populations from Baikal and Altai-Sayan regions; Y-Chromosome Variation in Altaian Kazakhs Reveals a Common Paternal Gene Pool for Kazakhs and the Influence of Mongolian Expansions; Gene admixture in the Silk Road region of China: Evidence from mtDNA and melanocortin 1 receptor polymorphism; Genetic structure of people from the Volga-Ural region and Central Asia from data of Alu-polymorphism. İlgilisi bu makalelerin referans kısımlarına bakarsanız ilgili yüzlerce başka çalışmaya da ulaşabilir.

[8] Son olarak şunu da belirteyim. Oktar Babuna adlı doktor adına açılan kampanya için toplanan kanlar üzerinden Anadolu’nun genetik haritasını çıkartma iddiasında bulunanlara şunu sormak gerek: Bugünün Almanya’sında, Fransa’sında yaşayan milyonlarca Türkiye vatandaşı, ABD’de yaşayan yüzbinlercesinin kan örnekleri ellerinin altında değil mi zaten? Dünya çok küçüldü beyler; ve bu küçük dünyanın Türk olmayan bir tek köşesi bile kalmadı artık! Eski söylemlerin hiçbir anlamı da kalmadı; inananı da… Kendimizi kandırmayalım.

[9] Aksi olsaydı, kopartılacak yaygaraya bir bakmalıydınız… Bu yaygaranın ulaşabileceği hacmi anlamak için de, birkaç gün önce -bir bahane ile- “Hepimiz Ermeniyiz” tabelaları ile yollar dökülüp yürüyenlerin fotoğraflarındaki suratlara bakmanız, genlerini deşifre edecek kadar keskin bir nazar ile bakmanız yeterli olacaktır. Aslında bu çalışmaların değişik etnik unsurlardan gelen insanlarımızda da, Türklük duygusunun kökleşmesinde etkili olacağına inanıyorum. “Türk Kültürel Kimliği” çatısı altında şerefli bir yer sahibi olmayı kim istemez ki…