EMİR’İN   MAKAMINDA   YAZILAN   ŞİİR *

 – ŞİİRİ OKUMADAN ÖNCE –

 Azerbaycan gazetesinin Ekim / 1989 tarihli ilk sayısında Kuzey Azerbaycan’ın genç ve coşkulu şairlerinden Rüstem Behrudi’nin “Selam Darağacı” başlıklı güzel bir şiiri neşredildi. Türkiye’deki çeşitli yayın organlarında kısmen Hazar dergisinin 8. sayısında ise tamamı yayınlanan bu şiir ülkemizde oldukça sevildi. Ancak şairin bu şiiri, Özbekistan olarak bölünen Türkistan’ın tarihi şehri Semerkand’da bulunan ünlü Türk Hanı Emir Timur’un kabrinin başucunda yazdığı bilinmediğinden; bu şiirde şairi hüzünlendiren, sitemlendiren, kızdıran, coşturan ve kendinden geçiren duygularının sebebini anlayabilenler sayıca çok azdı. Bu sebeple, hem Emir Timur’u bu vesileyle yad etmek, hem de Rüstem Behrudi’nin şiirinin anlaşılmasına yardımcı olmak için bazı hususları belirtmeği gerekli gördük.

 Türk tarihinin en büyük hanlarından birisi olan Emir Timur, 69 yıllık ömrüne bütün Türk yurtlarını fiilen zaptederek, trajik yönleri olsa da, tarihte ilk kez, ‘ Doğu ve Batı Türklüğü’nü hükmü altında birleştirme başarısını sığdırdı. 9 Nisan 1336’da Türkistan’ın Hoca Ilgar kentinde başlayan hayatı 69 yaşını yaşarken çıktığı Çin seferi yolunda Otrar’da 18 Şubat 1405 tari-hinde şanına yakışır bir tarzda son buldu. 1370 – 1405 yılları arasındaki 35 yıl boyunca bütün Türklüğün en büyük lideri olan Emir Timur, bu yönüyle bütün Türklerin saygısına hak kazandı. Bu tarihi gerçekleri önceleri gizlice, şimdi açıktan ifade eden bütün Doğu Türklüğü, özellikle Türkistan, Emir Timur’u büyük ve bağımsız Türkistan’ın, Türk Birliği’nin sembolü olarak görmektedir. Azerbaycan Türkleri’nden olan ve Nahçıvan’da 1957 yılında doğan genç şair Rüstem Behrudi’nin şiiri de Emir Timur’a seslenişi ile aynı duyguların Azerbaycan Türkleri’nde de yaşadığını sanatkarca ifade etmektedir.

Emir Timur’un ‘Doğu Türklüğü’nün Rönesansı’ adıyla anılan bir kültür ve medeniyet zirvesi olan devrinde ilim, san’at ve din alimlerinin samimi bir himaye gördükleri bilinmektedir. İhlaslı bir müslüman olan Emir Timur’un, başta Şah-ı Nakşbend Muhammed Bahaeddin Buhari (K.S.) olmak üzere çağdaşı olan bütün İslam alimlerine büyük bir saygı ve bağlılık gösterdiği tarihi kaynakların şahidliği ile sabittir. Emir Timur’un bu saygı ve bağlılığı bütün Timur hanedanına örnek olmuş, daha sonraki torunları da aynı hassasiyeti göstererek tarihe geçmişlerdir. Türkistan’ın manevi hayatını yoğuran Nakşbendiyye tarikatı büyüklerinden Hoca Ubeydullah Ahrar (K.S.), İmam-ı Rabbani (K.S.) ve daha birçok İslam büyüğüne karşı Timur soyundan gelen hanların sergilediği asalet destanları, yüzyılları aşarak günümüze kadar ulaşabilmiştir.

 Hazret-i Türkistan Pir Hoca Ahmed Yesevi(k.s.)’ye duyduğu bağlılık menkıbe kitaplarına kadar geçen Emir Timur, Batı seferinden döndükten sonra Yesi’ye gelerek Ahmed Yesevi’nin makamı olan kabrini ve dergahını ziyaret ederek bugün hala Türkistan’ın en büyük manevi merkezi ve sanat şaheseri olan türbenin yapımını başlatmıştır. 1308 tarihinde Taşkent’te kaleme alınan Vakıat-ı Timur adlı eserde Emir Timur’un “Batı seferine yöneldiğimde Hazret-i Şeyh Yesevî Makamat’ından dörtlük şeklinde bir şiiri ezberledim.

 Savaşta bu şiiri yetmiş defa okuduktan sonra zafer hasıl oldu. Her ne zaman zorlukla karşılaşırsanız bu şiiri okuyunuz.” dediği rivayet edilmektedir.

 Allah dostlarına gösterdiği bu bağlılık ve muhabbet, tarihi zaferleri kadar, – hatta daha fazlasıyla –  Emir Timur’un bütün Türkistan halkının gönlünde erişilmez bir mevki kazanmasına vesile olmuştur. Sovyet işgali yıllarında Emir Timur’un bütün Türkistan için birleştirici manevi bir otorite olduğunu farkeden Ruslar, Emir’in bu manevi otoritesini sarsabilmek için türlü yollar denemişlerdir. Halk arasında halen de kutlu bir ziyaretgah olarak görülen Semerkand’daki Emir Timur Türbesi [Türkistan’da yaygın namıyla: Gor-ı Emir] de bu saldırılardan nasibini almıştır. Halkın bir taşı bile alınıp götürülürse götürenin büyük bir felakete uğrayacağına temiz kalblilikle inandığı Emir Timur Türbesi, Stalin terör kampanyası esnasında tahribata uğramıştır. Emir Timur adı etrafında oluşan manevi atmosferi yıkmak için, “tarihe bir sefer esnasında ayağından yararlanarak ‘Aksak Temir’ diye de geçen Emir’in gerçekten ‘aksak’ olup olmadığını anlamak üzere kemiklerinin incelenmesi” bahanesiyle 1939 yılında Emir Timur’un kabri üzerindeki mermer kırılarak kabri açılmış ve Rus araştırmacılar tarafından kemikleri ölçülmüştür. Böylece Emir Timur’un kabrine dokunmakla hiçbir şey olmayacağı, Emir Timur’un hiç bir manevi güce sahip olmadığı isbat edilerek Emir Timur’un Türkistan Türkleri arasındaki itibarı yokedilmek istenmiştir. Fakat Allah’ın işine bakın ki, aynı yıl bütün dünya için bir yıkım olan İkinci Dünya Savaşı’nın çıkması bütün Türkistan’da Emir Timur’un kabrine dokunulduğu  için harekete geçen Allah’ın gazabı olarak değerlendirilmiştir. Büyük bir hikmet sonucu. Emir Timur’un manevi gücünü sıfırlamağa yönelik bu hareket, tam tersine Türkistan halkı arasındaki Emir Timur sevgisinin ve bağlılığının artması ile sonuçlanmıştır.

 İşte Rüstem Behrudi okuyacağınız şiiri Emir Timur’un huzurunda, Emir’in makamında, çirkin Rus ellerinin uzanmağa cüret ettiği kabir taşının başında yazmıştır.

 Şah-ı Nakşbend’e hürmette kusur etmeyen Emir Timur’a ‘Bütün Türklerin Hanı’ olma şerefini takdir eden irade, aynı şekilde Ak Şemseddin’e hürmette kusur etmeyen Fatih Mehmed’e İstanbul’un fethini nasib etmişti. Görelim aynı irade; kimlere hürmette kusur etmeyecek kimlere neleri nasip edecek? Ömrü olan görür…

 Siz şimdilik Rüstem Behrudi’nin şiirini okuyadurun!…

 

Dr. Hayati BİCE

 ***

 

“Selam  Darağacı

Yolumu gözledin her seher ahşam,

Selâm dar ağacı.

– Aleyküm selam!

Ecelle ölmeye doğulmamışam…

Selam, dar ağacı.

 

O hansı milletdir, taleyi sırdı?!

Yüz adla bölündü… Yene de birdi!

Meni huzuruna bu derd getirdi,

Selam, dar ağacı…

 

Hazar’ı Baykal’ı, Aral’ı gördüm

Gördüm can üstedir, yaralı gördüm,

Tann’nı bendeden aralı gördüm.

Selam, dar ağacı…

 

Çarhı ters fırlanır felek garının,

Turan kölgesinde budaglarının,

Rengi bayrağımda yarpaglarının,

Selam, dar ağacı…

 

Evvelin ahiri, sonun evveli,

Buymuş, bilmemişsem bunu men deli,

Gorhum yoh, ne olsun boyun göy delir!

Selam, dar ağacı…

 

Eli yağmalanan, bölünen, bölen,

Çayları guruyan, gölleri ölen.

Hakk-hesap çekmeye gelen menem, men.

Selam, dar ağacı…

 

Danış, Emir Timur, bu son neydi be?!

Boynumda ağ kefen, dilimde tövbe,

Dersini ters bilen, menimdi növbe,

Selam, dar ağacı.

 

Seni men ekmişem… Mene sen ganim,

Seni savurmağa helaldir ganım.

Yarpağın reng alsın ganımdan menim,

Selam, dar ağacı.

 

Ey darın ağacı! Kimden kemem?… Kem?

Ya seni yendirrem, ya sene yennem,

Ya da budağında yarpağa dönnem.

Selam, dar ağacı.

 

Gırgız’am, Özbek’em, Gazak, Türkmen’em,

Başgırd’am, Kerkük’em, ele görk menem.

Senin gözlediğin garip Türk menem,

Selam, dar ağacı.

 

Gabul et, növbeti gurbanın menem,

Menim canım sende, bil, canın menem,

Ele gurrelenme… Her yanın menem.

Selam, dar ağacı.

Aleyküm selam!

 

Rüstem  BEHRUDİ

 

————–

(*) Bu yorum Dr. Hayati Bice imzası ile Türk Yurtları dergisinde yayınlanmıştır.