Başbuğ Türkeş ve Dokuz Işık’ta Ahlâkçılık Kuralı

Dr. Hayati BİCE

 

Henüz MHP ismini almamış olan C.K.M.P.’nin Genel Başkanı olarak Başbuğ Alparslan Türkeş’in 27-28 Nisan 1967 tarihinde İstanbul Üniversitesi Öğrenci Lokali’nde, “Türk Doktrini Dokuz Işık” konulu seminerler düzenlenir. Bu tarihî seminer, dönemin milliyetçi yayınlarından Millî Hareket dergisi’nde “Türkeş Açıkladı: Türk Doktrini: Dokuz Işık” başlığı altında şu şekilde haberleştirilmişti:

Daha önce Türk halkına özeti açıklanmış olan Türk Doktrini Dokuz Işık’ın geniş izahı 27-28 Nisan tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Öğrenci Lokalinde C.K.M.P. genel başkanı Alparslan Türkeş tarafından yapıldı. Gereğince duyurusu yapılmadığı halde, ikibin kişilik salonda ayakta duracak kadar bile yer yoktu. Bu yüzden, Türklüğün hayatında önemli bir yer tutacak ve Türklüğe yeni bir yön verecek Dokuz Işık prensiplerinin açıklanmasını dinlemek için gelen pekçok kişi ya geri dönmek, ya da Hürriyet Meydanına doğru yöneltilmiş hoparlörden bu açıklamayı dinlemek zorunda kaldılar.

Konuşma, iki günde, üçer saatten 6 saat devam etti. Dinleyicilerin yüzde doksanını teşkil eden üniversiteli öğrenciler, yeni Türkiye’nin kuruluş ve kurtuluş felsefesinin temeli olacak Dokuz Işık prensiplerini büyük bir dikkatle dinlediler.

İkibin kişinin “Başbuğ… Başbuğ…” diye tezahüratı arasında Alparslan Türkeş, Türk Doktrini Dokuz Işık’ın dokuz maddesini açıkladığı ilk gün söze; Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumu izah ederek başladı. İnsanları aydınların yönettiğini, fakat bu yönetici aydınların fildişi kulelerde oturan, halktan habersiz kişiler olamayacağını, halkla beraber, halk için, halk gibi yaşamaları gerektiğini anlattı.”

Alparslan Türkeş’in konuşmasına ilgi o denli yoğundu ki, salona sığmayanlar için Beyazıt Meydanı’na yöneltilmiş hoparlörlerden dışarıya da verilmişti. Birinci gün (27 Nisan 1967) Türkiye’nin içinde bulunduğu durum dile getirilmiş; ikinci gün ise, iç politika, birlik, barış, güvenlik, millî güvenliği tehdit eden tehlikeler (komünizm, bölgecilik, mezhepçilik vb.),  partizanlık, eşitlik, dış politika konularında konuşan Alparslan Türkeş, Dokuz Işık doktrinini şöyle açıklamıştı: “Bize göre Türkiye’yi hızla kalkındıracak millî doktrin Dokuz Işık doktrinidir, Dokuz Işık görüşüdür. Bu görüş dokuz ana ilkeye dayanmaktadır ve Türkiye’nin Tarihî millî gerçeklerini millî ruhunu dinini ahlâkını esâs olan ilmi, modern ilmi rehber edinmiş olan bir görüştür.”

Bundan sonra prensipleri teker teker açıklamağa geçen Türkeş, Dokuz Işık’ın birinci prensibinin Milliyetçilik olduğunu söyleyip ve şöyle açıklar:

“Milliyetçilik demek, Türk milletini sevmek ona bağlı olmak, Türk devletine vefa ile sadakatle bağlı olmak hizmet ülküsüne sahib olmak ve gönlünde yabancı bir milletin özlemini, özentisini taşımamak duygusu ve şuurudur, Türk milliyetçiliği demek; Türkiye’de veya Türkiye dışında dünyanın herhangi bir yerinde cereyan eden olayları Türk gözüyle görmek değerlendirmek ve yorumlamak şuuru ve duygusudur. Türk milliyetçiliği Türkiye’de ve Türkiye dışında girişilecek olan her çeşit faaliyetlerin Türk milletinin yararına olacak şekilde yürütülmesini istemek, yürütülmesini sağlamaya çalışmak duygusu ve şuurudur.”

Türkeş, bundan sonra Dokuz Işık doktrininin ikinci ilkesi olarak ülkücülük’ü, üçüncü ilkesi olan Ahlâkçılık’ı ve sırasıyla diğer prensipleri anlatır. İkinci gün, iç politika, iç barış, birlik, iç güvenlik, iç güvenliğe kasteden tehlikeler (komünizm, bölgecilik, mezhepçilik, partizanlık), dış politika ve bunlarla ilgili diğer konuları anlatılır.

Büyük ilgi toplayan bu altı saatlik seri konferans ikibin kişinin “Başbuğ… Başbuğ…” tezahüratı arasında son bulur.

Bu seminerlerde dile getirilen Dokuz Işık düşüncesi, kaydedildiği bandlardan çözümlenerek C.K.M.P. Eminönü ilçe teşkilatı tarafından küçük bir kitapçık haline getirilir ve bastırılır.[1]

 

“Millî Doktrin Dokuz Işık” Söylemi Kamuoyuna İlk Kez Nasıl Sunuldu?  

Bu konudaki pekçok yayın yukarıdaki bilgilere dayanarak 9 Işık’ın ortaya çıkışını bahsedilen seminere dayandırmaktadır. Ancak yaptığım araştırmada ulaştığım bir sonuç bu bilgiyi geçersiz hale getirmiştir. 2 Haziran 1966 tarihli Milliyet gazetesinin birinci sayfasından verilen bir habere göre Türkeş, “Türkiye’yi Dokuz Işık Doktrini Kurtarır” demişti. Haberin içeriğine bakıldığında Başbuğ Türkeş, 1 Haziran 1966 günü İstanbul’un Taksim meydanında kürsüden Dokuz Işık kurallarını da bir bir sıralamıştı:

“CKMP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş dün Taksim’de yaptığı konuşmada AP ile CHP’ye çatmış, “Türkiye büyük fırsatlar kaçırmıştır. Bunun sebebi de beceriksiz, liyakatsiz, korkak ve kabiliyetsiz devlet adamlarının iktidarı fuzuli yere işgal etmeleri oldu” demiştir.

Mitingte Türkeş’e “Başbuğ Türkeş”  diye tezahürat yapılmış, okunan bir şiirde de “Başbuğ Türkeş… Türklerin Kaanı Alparslan Türkeş… Başbuğ Gök Türkeş…” tarzında hitap edilmiştir.

Türkeş konuşmasında: “Yabancı doktrinlerin basmakalıp uygulanması, Türkiye’yi 2 bin yıl geri bırakmıştır. Bundan daha zararlı olan komünizmi de sokmak isteyenler vardır. Bunlar satılmış ajanlar değilse, gaflet içindeki kimselerdir” demiştir.

Türkeş, kurtuluş yolunun “Dokuz Işık Doktrininde” olduğunu söylemiştir. Türkeş ‘e göre, Dokuz Işık Doktrini şudur: 1-Milliyetçiyiz. 2-Ülkücüyüz. 3-Ahlâkçıyız. 4-İlimciyiz. 5-Toplumcuyuz. 6-Köycüyüz. 7-Hürriyetçiyiz. 8-Gelişmeciyiz. 9-Endüstri ve Teknikciyiz.”

Dokuz Işık fikrinin Türk kamuoyuna Milliyetçi Hareket’in Fikir Sitemi olarak sunulmasından sonra Ahlâkçılık kuralının nasıl gelişme gösterdiği üzerinde durmak istiyorum. Dokuz Işık kitapçığının ilk hallerinde 1967-1975 arasındaki tüm baskılarda sadece uzunca bir paragraf olarak yer verilen Ahlâkçılık kuralı, görebildiğim nüshalar arasında yaptığım karşılaştırmaya göre 1976 yılında bazı makalelerin eklenmesi ile “9 Işık ve Türkiye” adı ile yapılan baskıda epeyce genişletilmiştir. Bu sadece Ahlâkçılık ilkesi için değil hemen hemen tüm ilkelr için de sözkonusu olmuş ve en son genişletilmiş hali ile 1978’de basılan ) ışık kitabı oldukça hacimli bir kitap halini almıştır.

 

Dokuz Işık’ta Ahlâkçılık Kuralının Gelişimi

Dokuz Işık’ta Ahlâkçılık ilkesi genişletilirken daha önce Türk Millteinin inançları kavramı ile ima edilen İslâm ahlâkı konusu, “İslâmiyet esasları, İslâm inançları” ibareleri kullanılarak artık açıkça telaffuz edilmiştir. İlk baskılardaki paragraf ise, genişletilmiş metnin sonunda verilen yer ile korunmuştur. Bugün ancak nadir kitaplar arasında bulunabilecek bu baskıların temin edilmesindeki güçlüğü göz önüne alarak Ahlâkçılık kuralı ile ilgili bu ilk genişletilmiş metni vermek isterim:

Ahlâkçılık

“Bir toplumda insanların birbirlerini incitmeden, birbirlerine zarar vermeden, sağlıklarını koruyarak, tabiat güçlerinin tesirlerinden en iyi yararlanacak şekilde hareketlerini tanzim etmelerini sağlamaya yarayan kuralların toplamı ahlâkı meydana getirir. Ahlâk, kişinin davranışlarını ayarlayan, sınırlayan ve bu davranışların hem kendisi için yararlı olmasını, kendisine mutluluk sağlayacak şekilde düzenlenmesini hem de çevresini rahatsız etmeden, zarara sokmadan çevresiyle uyulmasını sağlamak üzere konulmuş olan kaidelerdir, münasebet prensipleridir, yaşama prensipleridir.

 

Ahlâk insanların inanandan ve dünya görücünden doğmakta, kaynağını almaktadır. Bunun için. gerek toplumun gerekse toplumu meydana getiren kişilerin ayrı ayrı inançları, yasama görüşleri, yaşama felsefeleri ahlâkın kaynağını, temelini teşkil etmektedir. Bu bakımdan kişilerin ve toplumun dünya görüşü, yaşama felsefesi ve taşıdıktan inanç çok önemlidir.

 

Biz, Türk toplumunun dünya görüşünün, yaşama felsefesinin kendi dini inançlarından, İslâmiyet’ten ve milli tarihten kökünü aldığını görmekteyiz.

 

Bunlara ilâve olarak, milletimizin geçirdiği tecrübeler ve yurdumuzun içinde bulunduğu şartlar da toplumumuzun düşünce ve inançlarında tesirli faktörlerdir. İşte bu kaynak ve faktörlerin tesiri altında, Türk Milletinin mutluluğunu sağlayacak. Türk milli ahlâkına önem vermek zorunluğuyla karşı karşıyayız.

 

Ahlâksız kişi, ahlâksız toplum mutlu olamaz. Böyle bir toplum kalkınamaz, böyle bir toplum yüksek düşünceler, kutsal inançları uğruna fedakârlık ve feragat gösteremez, insanlık tarihine şeref veren büyük eserler, insanların uzun sabır yıllarıyla güçlüklere göğüs gererek, katlanarak, feragatle çalışmalarıyla meydana getirdikleri yüce hizmetler, inancın insanlığa kazandırdığı, köklü İmanın ve yüce bir ülküye, ideale bağlanmanın kazandırdığı varlıklar olmuştur.

 

Bunun için biz de Milli Doktrin Dokuz Işık’ın önemli bir ilkesi olarak ahlâkçılığı almış bulunmaktayız.
Ahlâkçılıkla kasdettiğimiz şey, herşeyden önce kişilerin ve toplumun milli ahlâk kurallarına bağlı olarak yetiştirilmesi ve milli ahlâk kurallarına bağlı olarak yaşaması ilkesidir. Bu sağlanmadıkça toplumumuzun kalkınması ve toplum içinde haksızlıkların önlenmesi, ıstırapların önlenmesi, kişilerin ve toplumun mutluluğunun sağlanması mümkün olamaz. Ahlâkçılık derken herşeyden önce milletimizin dini olan İslâmiyet esaslarını ve İslâm İnançlarını bunun başlıca kaynağı olarak almaktayız.

 

Bunun yanısıra kendi milli geleneklerimizi, milli tarihimizi ve milletimizin geçirmiş olduğu çeşitli tecrübelerin bize kazandırdığı kuralları gözönünde bulundurmaktayız.

 

Ahlâkçılığımızın içinde İslâmiyet esasları, İslâm inançları başlıca yer almakla beraber bununla yoğrulmuş olan ve tarihimizden gelen Türk töresi de yer almaktadır. Gerek dinimizin, gerek milli törelerimizin bize emrettiği ahlâk kurallarından başta geleni, millet varlığının, kişi ve toplum varlığının üstünde yer aldığıdır. Toplumun milletin, vatanın, devletin menfaatları daima kişilerin menfaatlarından önde gelir ve önde tutulması gerekir. Bunun yanısıra yine kaynaklarımızın bize göstermiş olduğu kuralların başlıcalarından birisi de her ne olursa olsun dürüst hareket etmek, sabırlı hareket etmek ve büyüklere karşı saygılı, itaatli olmak, küçüklere karşı şefkatli olmak ve sevgi göstermek ilkesidir. Bunun yanısıra disiplinli yaşamak, disiplinli bir toplum olarak hareket etmek de töremizin dayandığı başlıca ilkelerdendir. Disiplin dediğimiz zaman neyi kastetmekteyiz? Disiplin dediğimiz zaman ahlâk kurallarına bağlı olmak, kanunlara saygılı ve itaatli olmak, büyüklere saygılı olmak, küçüklere karşı daima adaletli, şefkatli olmak ve büyük küçük karşılıklı olarak herkesin birbirlerinin hakkına, hukukuna riayetkâr olmasını kastetmekteyiz. Bunların yanısıra yine törelerimizin bize tavsiye etmiş olduğu bir diğer ilke de yüksek vazife duygusuna sahip olmak, yüksek görev duygusu taşımak ve görevi namus saymaktır.

 

Görev, kişinin kendisi için, yurdu için, milleti için yapmakla yükümlü olduğu iş demektir. Bunda ciddi olması ve görevini aksatmadan yapması törelerimizin gereğidir.

 

Ahlâkçılığımız dini, milli, manevi değerlerimize dayanmakla beraber tabiat kurallarına aykırı olmamak şartını da İçinde bulundurmaktadır. Tabiat kurallarıyla bağdaşacak şekilde ahlâk kurallarının tanzimi ve yürütülmesi, onun işlerliği için gerekli bulunmaktadır.

 

Ahlâk herşeyin esasıdır. Ahlâkı olmayan bir toplumun hiç bir işi başarılı olamaz ve o toplumda hiç bir şey iyi bir durumda bulunamaz. Fakat ahlâkçılığın dayandığı bir takım temeller vardır. Bizim ahlâkçılığımızın dayanacağı temeller şunlardır: Türk ahlâkı, Türk geleneklerine, Türk ruhuna, Türk Milletinin İnançlarına uygun olacaktır. Türk ahlâkı, hiç bir zaman insan ruhuna aykırı olmayacak, inançlarımızla da bağdaşan bir takım temellere dayanmış bir ahlâk olacaktır. Ahlâkçılıkta gözeteceğimiz, araştıracağımız şeylerden biri de, Türk Ahlâkının, Türk Milletinin yükselmesi, yaşaması ve korunmasını sağlamaya yarayacak esasları içinde toplanması olacaktır. Yâni Türk Milletinin yaşamasına zararlı olacak kaideler, Türk ahlâkçılığının içinde yer alamaz. Demek ki, Ahlâkçılık prensibine esas olarak kabul ettiğimiz şeyler Türk milletinin ruhuna uygun olmak, Türk milletinin geleneklerine, âdetleri-ne ve inançlarına uygun olmak, tabiat kanunlarına uygun olmak ve Türk milletine yararlı olmak esaslarına dayanacaktır.[2]

 

Başbuğ Türkeş’in İslâm’a Yaklaşımı  

 

Başbuğ Alparslan Türkeş’in İslâm’a yaklaşımı konusunda yapılan tarihî bir yanlışı da bu vesile ile düzeltmek, tashih etmek istiyorum. Alparslan Türkeş’in İslâm’a yaklaşımı gerek kendilerini Türkçülük ile tanımlayan kişiler, gerekse de kendilerini –bilmem nereden aldıkları yetki ile- din temsilcisi sayan siyasetçiler tarafından sorgulanmış ve Türkeş’in İslâm yaklaşımının siyaset piyasasında prim yapmak için benimsenen, samimiyetten uzak, hesabî ve pragmatik bir yaklaşım olduğunu iddia etmektedirler.

 

Bu iddialar o kadar tekrarlanmıştır ki, bugün bu konularda bilgi sahibi olması gerektiğini düşünmek gereken kişiler bile, açıktan dillendirmeseler bile bu kanaati paylaştıklarını belli etmişlerdir. Hattâ, yakın tarihî sürece bakıldığında Türkiye’de, milliyetçi hareketin gelişimine sekte vuran bir etki yaptığını artık kabul etmek gereken, Muhsin Yazıcıoğlu’nun BBP hareketinin çıkış noktasında bile bu samimiyet sorgulaması önemli bir etken olmuştur.

 

Oysa Dokuz Işık ile ilgili yaptığım araştırmada ulaştığım bir haber, bu konuda merhum ve mağfur Başbuğ Türkeş’e haksızlık yapıldığını gösterdi. Bu görebilmeniz için 31 Haziran 1965 günü toplanan C.K.M.P kongresinde yaptığı kısa konuşmada Alparslan Türkeş’in şu sözlerine dikkatinizi çekmek isterim:Bu memleketin yüzde doksanı Müslümandır. İlmî ve sıhhatli bir şekilde milletin manevî tarafını kuvvetlendirmek lâzımdır. Din seferberliği lâzımdır.” [3]

 

MHP’nin İslâmî hassasiyetleri dillendirmesinin siyasî çıkar hesabı -özellikle Erbakan hareketinin siyaset alanında MHP tabanına hitap etmesi- ile ortaya çıktığını iddia edenler daha ilk defa göreve talip olurken dinî bir söylem kullanan Albay Alparslan Türkeş’i nasıl karalayabilecekler şimdi?

 

______________________________________________

(*) Dr. Hayati BİCE, ÜLKÜ-YAZ Genel Başkanı.

 

İletişim: http://www.ulkuyaz.org.tr

 

 

[1] Dokuz Işık konferanslarının band çözümlerinin yapılmasında Muhittin Nalbantoğlu ile Ahmet B. Karabacak’ın emeği geçmiştir. Ahmet B. Karabacak, o dönemde milliyetçi hareketin sesi olan Millî Hareket dergisini de yayınlamaktaydı.

 

[2] Burada italik harflerle verilen tek paragraf ilk Dokuz Işık baskılarındaki kısımdır. Alparslan Türkeş; 9 Işık ve Türkiye, Kervan yay., İstanbul-1966, s. 101-106.

 

[3] O günkü siyaset sahnesinişn önemsiz bir figürü olan C.K.M.P. ile ilgili “Türkeş CKMP Genel Başkanı Oldu” başlıklı kısa haber özetle şöyledir: -Genel Başkan adaylarından- Alparslan Türkeş programının ana hatlarını özetleyerek şunları söylemiştir: “Türk vatanının bölünmez kutsal varlığını korumak için her çeşit mücadeleyi yapacağız. Bize düşmanlık gösterenlerin dahi her türlü refahı için çalışacağız. Yoksul insanların dertlerine çare bulmak için toplumsal adalet, toplumsal güvenlik lazımdır. Gelirler kabiliyet ve çalışmaya göre dağıtılmalıdır.  Türkiye’de asgarî geçim haddinin sınırını çizmek zorundayız. Bu çizginin üstü serbest olacaktır.  Kalkınmak için sür’atli reformlara gitmek gerekir. Bunların başında idare, vergi ve eğitim reformları şarttır. İşçileri yabancı illere göndermek kalkınma için çıkar yol değildir.

İç Politika Ve Din

İç politikada Türkiye büyük olaylara sahne olmuştur. Bir memlekette sadece fikir ve görüş ayrılığına inanıyoruz.

Bu memleketin yüzde doksanı Müslümandır. İlmî ve sıhhatli bir şekilde milletin manevî tarafını kuvvetlendirmek lâzımdır. Din seferberliği lâzımdır.”

Türkeş taraftarları kongre salonunun önünde Türkeş’in otomobilini havaya kaldırmış ve tezahürat yapmışlardır. Bkz. Milliyet, 1 Ağustos 1965, s.1.