İmam-ı Rabbânî’yi Anlama Kılavuzu

Dr. Hayati BİCE

İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî (1563-1624) günümüzde çok benimsendiği çevrelerde dahi anlaşıldığını söylenemeyen bir tasavvuf ulusudur. Kendisi hakkındaki ülkemizde pek çok eser yayınlanmış olmakla birlikte bazı risalelerini de Türkçe’ye çevirmiş olan Doç. Dr. Necdet Tosun’un İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî’nin hayatı, eserleri ve etkileri üzerine kaleme aldığı inceleme bir çok yönden öne çıkmaktadır. (1) Bu eser sadece bir biyografi olmakla kalmayıp başta Mektubâtı olmak üzere İmam-ı Rabbânî eserlerinin anlaşılması için nelere dikkat edilmesi gerektiğini de göstermektedir. İmam-ı Rabbânî’nin devrin iktidar sahipleri karşısında sergilediği ilim izzeti de bugün için çok manidâr çağrışımları içerir.

Bana çok ilginç gelen -okur için de dikkat çekici olacağına inandığım- İmam-ı Rabbânî’nin hayat seyrine ışık tutan ilginç bir rüyayı naklettikten sonra asıl konuya geçmek istiyorum.

Bir Rüya:

Tasavvufî irşadını öncelikle babasından gören Ahmed Sirhindî’nin Nakşbendî silsilesine biatının ilginç bir öyküsü vardır. 37 yaşında müridi olduğu ve böylece Nakşbendiyye tarikatı silsilesine katıldığı Türkistanlı Muhammed Bakî-Billah (ölümü:1603), Ahmed Sirhindî’ye Semerkand’daki eğitimi sırasında mürşidi Hâcegî İmkenegî’nin yanında iken gördüğü bir rüyayı anlatır: “Rüyasında bir papağan gelip Bakî-Billah’ın eline konmuş, Bakî-Billah o kuşun gagasına kendi ağızsuyundan damlatınca papağan konuşmaya başlamış ve Bakî-Billah’ın ağzına gagasından şeker dökmüştür. Bu rüyasını anlattığı Şeyhi Muhammed İmkenegî, papağanın Hindistan kuşlarından olduğunu; Bakî-Billah’ın Hindistan’da irşad ile meşgul olurken değerli bir insan yetiştireceğini; o değerli zâtın feyzi ve fikirleriyle insanların aydınlanacağını söyler. Bakî-Billah’ın bu rüya olayını anlattıktan sonra Ahmed Sirhindî’ye: “Biz, bu rüyanın size işaret ettiğini düşünüyoruz.” dediği de kaydedilmiştir.(2)

İmam-ı Rabbânî’yi anlamak kolay görünse de, neden zordur?

İmam-ı Rabbânî’yi anlamakta bugün elimizde olan imkan değerli eseri Mektubât’ında yer alan mektubları ile risaleleridir.(3) ‘Rabbânî Risaleler’de yer verilen konuların pekçoğunun zaten Mektubât-ı Rabbânî’de yer alan mektublarda da işlendiği görülmektedir. Bu nedenle iyi bir Mektubât analizinin İmam-ı Rabbânî mesajının anlaşılması için yeterli olabileceği de söylenebilir.

Mektubât-ı Rabbânî’de yer alan mektublara yaklaşım da görülen en önemli hata, okurların ve hatta Rabbânîlik üzerinde kalem oynatan yazarların bilimsel yöntemlere hakim olamamalarıdır. Analitik bir tarzda mektublara yaklaşılamadığı için İmam-ı Rabbânî’nin fikirleri bugüne kadar net olarak ve bir sistem arzı şeklinde ortaya konulmuş değildir. Bu konuda kayda değer bir istisna teşkil eden ve İmam-ı Rabbânî ve Mektubâtı üzerinde ciddi bir emek sarfettiği ortada olan Doç. Dr. Necdet Tosun; ilim disiplinine sahip olduğu için İmam-ı Rabbânî’nin anlaşılması önündeki engelleri isabetle teşhis etmiştir.

Necdet Tosun, İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî adlı eserinde İmâm-ı Rabbânî’nin anlaşılması önündeki engellerle ilgili teşhisini şu satırlarda dile getirmiştir: “(İmam-ı Rabbânî) mektuplarında seyr u sülûk mertebelerini baştan sona anlatmak yerine, daha ziyade muhatabı ilgilendiren bazı mertebeler hakkında bilgi vermiştir. Bu mektuplardaki parçalar bir düzen içinde sıralanmadığı takdirde, okuyucuya bir yap-boz oyununun dağınık parçalarıgibi görünmekte; manevî yolculuğun başlangıcı, ortası ve sonu hakkında bütüncül bir fikir vermemektedir.(4)

Tosun’a göre (İmam-ı Rabbânî), “zihnindeki sistemi bir bütün halinde yazmak yerine, genellikle bir eser veya mektubunda konunun bir yönünü anlatmış, bir başka eserinde aynı konunun devamını veya değişik bir boyutunu ele almıştır.” Bu nedenle Onun (İmam-ı Rabbânî’nin)anlatmak istediği sistemi bir bütün olarak kavrayabilmek için eserleri ve mektupları dikkatle okunup ilgili paragraflar birleştirilmelidir. Aksi takdirde okuyucunun önündeki bilgiler bir yap-boz oyununun dağınık parçaları gibi duracağı için sistemi küllî (bütüncül) olarak anlaması oldukça güç olacaktır.” (5)

Doç. Dr. Necdet Tosun’un Mektubât-ı Rabbânî’de yer alan mektubların bir yap-bozun parçaları gibi olduğu tesbiti ve İmam-ı Rabbânî’yi bütüncül bir anlama düzeyine erişmek için bu parçaların biraraya getirilmesinin gerekliliğikonusundaki yaklaşımı çok orijinal bir değerlendirmedir.

Mektubât’ı Bir de Böyle Okuyun

Necdet Tosun’un bu değerlendirmelerini özetleyecek olursak Mektubât-ı Rabbânî’nin sağlıklı olarak anlaşılması iki temel faktöre bağlıdır:

1. Mektubun Muhatabı Olan Kişinin Maddi Konumu ve Manevî Hali: Ayetleri anlamada esbâb-ı nüzul bilgisi ne kadar önemli ise İmam-ı Rabbânî’nin mektuplarındaki talimat, ima ve işaretlerin ve bütünüyle anlamın kavranmasında da mektubun yazıldığı kişinin konumu ve İmam-ı Rabbânî ile ilişkisinin düzeyi o kadar önemlidir. Mektubât külliyatını oluşturan mektublar, ya doğrudan İmam-ı Rabbânî’nin tebliğ ve irşad için yazması ve daha çok da çeşitli vasıtalarla İmam-ı Rabbânî’ye ulaştırılan sorulara cevap halinde yazılması ile ortaya çıkmıştır. Bu yüzden mektupalrın yazıldığı kişilerin anlama erişilmesinde özel bir önemi vardır. Hatta Mektubât-ı Rabbânî’nin mektupların muhatapları esas alınarak yeniden tasnifi de faydadan uzak değildir.

 

İmam-ı Rabbânî’nin mektublarını yazdığı kişiler incelendiği kaba taslak iki grup insanın bu mektupların muhatabı olduğu görülecektir:

a. Maddî iktidar sahibi olan kişiler: Bunlar arasında ünvanından açıkça zahiri ikitidarın sahibi oldukları anlaşılan Hanlar Hanı Abdurrahim; Dârâb Han, Kılıç Han, Bahadır Han, İskender Han gibi sultanlar ile Kılıncullah Mirzâ, Mirzâ Muzaffer, Mirzâ Bedîuzzamân, Mirzâ Fethullah gibi mirzalar, Hakîm Abdülkâdir, Hakîm Sadr gibi devlet yetkililerinin yer aldığı görülür. Bu zahirî saltanat ve makam sahibi kişilere yöenlik mektubların çoğunlukla nasihatlar içerdiği, kişiye şeriatın hükümlerine uygun ve halka merhamet ile muamele gibi konumlarına uygun tavsiyelerle dolu olduğu görülür.

b. Yolunu Takip Eden Müridler: Bunlara arasında en başta oğulları Muhammed Sadık, Muhammed Saîd ve Muhammed Masum gibi kendi öz çocukları ile değişik yerlerde İmam-ı Rabbânî’ye vekaleten irşad faaliyeti yapan Mîr Muhammed Nu’mân, Bedî’uddîn Sehârenpûrî, Muhammed Haşim Keşmî ve Mîr Muhibbullah Mankpûrî gibi halifeleri ve Muhammed Tâhir, Muhammed Sâlih ve Muhammed Eşref gibi manevi terakkiye açık, önde gelen bazı müridler yer alır. İmam-ı Rabbânî’nın asıl tasavvufî öğretileri ve eğitim yöntemini içeren mektuplar bu şahıslara yazılanlar satırlarda yer alır.

Mektub yazılan şahıslardan Abdurrahim Han, Ferid Buhari gibi bazı isimler zahiren iktidar sahibi gibi görünmekte ise de manevî yolda da oldukça ilerledikleri kendilerine yazılan mektupların içeriğinden anlaşılmaktadır.

2. Mektubu Yazdığı Sırada İmam-ı Rabbânî’nin İçerisinde Bulunduğu Kemâl Dairesi ve Ruh Hali: Bu husus ilk faktöre göre daha derinliğine bir analizi gerektirir ve buna bağlı olarak da daha dikkatli bir incelemeyi hak eder. İmam-ı Rabbânî’nin mürşidi Muhammed Bâkî-Billâh’a yazdığı ve Mektubât-ı Rabbânî derlemesinin başlarında yer alan mektuplar bunların en tipik örnekleridir. Aslında bu konudaki zorlukların en önemlisi mektupların yazıldığı şahısların kimler olduğu hemen hemen kesin olarak belli iken mektupların yazıldığı tarihlerin belirsiz oluşudur. Ancak mektubun yazıldığı şahsın hayatı hakkında bilgi sahibi olunabiliniyorsa, mektubun yazılış tarihi hakkında bir tahminde bulunulabilir.

Mektubun yazıldığı sırada İmam-ı Rabbânî’nin kendi manevî seyrinin hangi merhalesinde olduğunun önemine dikkat çeken Necdet Tosun, İmam-ı Rabbânî’nin kendi seyr ü sülûkunun değişik dönemlerindeki müşahedelerinin yansıdığı mektublarındaki bazı ifadelerin daha sonra bizzat kendisi tarafından tashih edildiğine şu sözlerle işaret eder:

“Öte yandan (İmam-ı Rabbânî Ahmed) Sirhindî, ömrünün sonraki dönemlerinde edindiği yeni bilgi ve ruhî tecrübeler neticesinde önceki bazı fikirlerinden vaz geçmiştir. Dolayısıyla onun gençlik ve orta yaş döneminde yazdığı eserler ve mektuplar ihtiyatla kullanılmalıdır.”

“(İmam-ı Rabbânî Ahmed)Sirhindî fikrî değişim geçirdikten sonra, vahdet-i vücûd bağlamında daha önce yazdığı bilgilerin işin hakikatine ulaşmadan önce yazılmış şeyler olduğunu, onlar hakkında pişman ve tevbekâr olduğunu ifade etmiştir.(6)

İmam-ı Rabbânî, Mebde’ ve Me’âd risalesinde de yazılarında birbiriyle uyuşmayan bilgilere rastlayanlara, bunları manevî hâllerinin farklı zamanlarda ayrı ayrı oluşuna yormalarını tavsiye eder.(7)

Muammanın Çözümü

Yukarıda kısaca özetlediğim ve yüzeyden bir Mektubât-ı Rabbânî incelemesi ile dahi gerekliliği ve hatta zorunluluğu hemen fark edilebilecek yöntem ile İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî eserleri üzerinde çalışılması muammanın yegane çözümü olarak görünmektedir. Analitik bir okuma yapmadan Mektubât’tan teori ve hatta fetva çıkartmağa kalkan bir ilahiyatçının bir devlet yetkilisi olan Mirzâ Bedîuzzamân’ı şeriata uymağa davet eden mektub, tefeülünde çıktığı için bunda kendisi ile ilgili batınî bir işaret vehmeden klasik medrese kökenli âlimden bir farkı olmaz.

Bugün ilahiyat fakültelerinde yer alan akademisyenlerin İmam-ı Rabbânî hakkında söz söyleme alanını amatör ilahiyat meraklılarına veya arkaik medrese kalıplarına sıkışmış -iyi niyetli ve fakat yetersiz- yöntem bilmez ellere/dillere bırakması anlaşılmaz bir tutumdur. Hele de bir Mektubât-ı Rabbânî derlemesinin köşeli parantezlerle doldurulmuş ve ıstılah iğdişleri ile yaralanmış olduğunu görüp te üzülmemek ne mümkün…(8)

Bugün ülkemizde böylesi analitik bir Mektubât okuması bir yana hâlâ anlaşılır bir Mektubât-ı Rabbânî tercümesini orijinal dili olan Farsça’dan çevirisi ile okuyamaz oluşumuz cidden düşündürücüdür.

Umarım, bu üzüntümüzü giderecek birileri vardır şunca sayıya ulaşan ilahiyat fakültelerinin akademisyenleri arasında…

——————————

(1) Doç. Dr. Necdet Tosun, İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî, İnsan Yayınları,2. Baskı, İstanbul, 2009.

(2) Tosun, a.g.e.,s.21.

(3) İmam-ı Rabbânî’nin mektubları eskiden beri tasavvuf ile ilgili Türk okurunun ilgisini çekmiş ve Osmanlılar devrinden bu yana Türkçe’ye çevrilerek “Mektubât-ı Rabbânî” ismi ile birçok defa yayınlanmıştır. Bu “Mektubât-ı Rabbânî” aktarımları arasında Abdulkadir Akçiçek tarafından yapılanı öne çıkmakta ise de bu tercümenin dili de günümüz için anlaşılmaz hale gelmiştir. İmam-ı Rabbânî’nin küçük hacimli risalelerin hepsi, Doç. Dr. Necdet Tosun tarafından Türkçe’ye aktarılarak Mebde’ ve Me‘Âd (Rabbânî İlhamlar), Ma‘ârif-i Ledünniyye (Ariflerin Halleri), Mükâşefât-ı Gaybiyye (Manevî Yolculuk)isimleri ile Sufi Kitap yayınalrı arasında yayınlanmıştır.

(4) Tosun, a.g.e.,s.70.

(5) Tosun, a.g.e.,s.96.

(6) “Bu Fakir (İmam-ı Rabbânî), bazı mektuplarında: “Sübhan Hakkın hakikati, sırf vücuddur.” diye yazmış ise, bu, anlatılan muamelenin hakikatına muttali olmadığındandır. Vahdet-i vücud ve daha başka yazdığım bu türden bilgiler dahi o manada bir kavrayışın olmayışındandır. Muamelenin hakikatına vakıf olup ayıktıktan sonra, başlangıç ve orta halde yazıp söylediklerimden pişman oldum. Onlar için Allah-ü Taâlâ’dan bağışlanmamı dilerim. Allah-ü Taâlâ’nın kötü saydığı şeylerin tümünden tevbe ederim.” (Mektubât-ı Rabbânî, 260. Mektub, A. Akçiçek Tercumesi) http://sufiforum.com/viewtopic.php?f=111&t=3226

(7) Tosun, a.g.e.,s.150.

(8) Ahmed-i Fârûkî Serhendî, Müjdeci Mektuplar, Hakikat Kitabevi, 27. Baskı, İstanbul, 2003.