Divân-ı Hikmet Deryâsına Dalmak

Dr. Hayati BİCE

“Ölümlü bir insan olan Ahmed Yesevî’yi bütün Türk yurtlarında bugünlere kadar taşıyan nedir?” diye düşünüldüğünde iki unsur öne çıkar: Bunların ilki Yesevîyye tarikatını kuşaktan kuşağa elden ele aktararak bugüne ulaştıran Yesevî mürşidler, ikincisi ise ülkemizde de artık peşpeşe yapılan baskıları sayesinde yaygın olarak okunmakta olan  Divân-ı Hikmet isimli eseridir. [1]

Ahmed Yesevî’yi bugünkü zamâne şeyhleri ile benzeştirmek ve Ahmed Yesevî dilinden bize kadar ulaşmış hikmetleri herhangi bir ‘dinî manzume’ olarak değerlendirmek büyük bir gaflet olur. Ahmed Yesevî, tasavvufu bilinemez, anlaşılamaz bir gizem yumağı olmaktan çıkarıp her insanın anlayabileceği ve gereklerini yerine getirebileceği popüler bir akıma dönüştürmesi ve halkın tamamen anladığı bir dil ile, alıştığı bir söyleyiş ile hitab etmesi de Yesevîyye tarikatının bir üstünlüğü olarak kaydedilmelidir. Yesevî hikmetlerini ihlâs ile sabah-akşam okuyup zihninde tutan, hikmet okuyup sevabını da Ahmed Yesevî’nin mübarek ruhuna armağan ederek Hak’tan muradını dileyen herkesin maksadına erişeceği de kaynaklarda kaydedilmiştir.

“Divân-ı Hikmet”’in İstanbul’da bulunan elyazması bir nüshasındaki mukaddime hikmetlerin niçin yazıldığı hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bu mukaddimede, Yesevî hikmetlerinin temelde Kur’an-ı Kerîm âyetleri ve Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v.) hadislerine dayandığı belirtilmekte; tarikat önderleri ve ârif zatların sohbet ve nasihatleriyle zenginleştirilmiş olan bu hikmetlerin, halk üzerinde çok etkili olduğu beyan edilmektedir. Çevresinde İslâm ile yeni tanışmış ancak yeni inançlarına çok güçlü olarak bağlanmış saf gönüllü Türkler halkalandığından Ahmed Yesevî, Arap ve Fars edebiyatını çok iyi bildiği halde, uzlete çekildiği çilehanesinde ziyaretine gelenlere kolayca anlayabilecekleri Türk dili ile hitab etmeyi tercih etmişti.

Divân-ı Hikmet dikkatle incelenirse hikmetlerinde halkı şüphelere düşürecek itikadları sarsacak aykırılıklar bir yana şeriatı küçümseyen en ufak bir îmaya, gizemli bir yapılanmayı doğuracak özel imgelemelere dahi rastlanmaz. Şeriat hükümlerine karşı bazen dikkatsizce hareket eden, cezbesi galip bir kısım sûfîlerden sâdır olan ve onların zâhir âlimleri tarafından suçlanmasına yol açan ‘şatâhât’ denilen aykırı haller, uç fikirler ve aşırı temâyüller Yesevî geleneğinde kendisine yer bulamamıştır. Bir kısım Horasan sûfîlerinin eserlerinde görülebilen hülûl, tenâsüh gibi aykırı fikirleri çağrıştıran ibareler Hazret Sultan Yesevî’nin şiirlerinde yoktur.

Dinin zâhirî kurallarına hassas bir bağlılık gösteren Hazret Sultan Yesevî, her hikmetinde kendi nefsini kötüler, günahlarından bahsederek istiğfar eyler, Rabb’inin büyüklüğünü yâd edip tevazu ile mağfiret diler. Melâmet tavrı olarak yansıyan kendisine yönelik bu kınayıcı satırlarından sonra, halka ümid vermek için Allah’ın rahmet deryâsından, cennet nimetlerinden, sûfîyâne menkıbelerden bahseder. Vahdet-i vücud felsefesine en çok daldığı hikmetlerde, “Allah ile Mâiyyet” makâmından, “Ölmeden ölmek” sarayından, “Fenâfillah” ummânına karışmaktan söz ederken bile şerîat sınırlarını unutmaz.

“Divân-ı Hikmet”in Önemi

Türk Edebiyatı tarihinde “Divân-ı Hikmet”in önemi, İslâmî Türk Edebiyatının -Kutadgu Bilig’den sonra- bilinen en eski örneklerinden biri ve Türk Tasavvuf Edebiyatının ilk eseri oluşu kadar Türk yurtlarında meydana getirdiği muazzam etkiden kaynaklanır. Divân-ı Hikmet’te yer alan şiirler yüzyıllar boyu -eski devirlerin ozan-baksılarından hemen hiç farkları olmayan- Yesevîhan-müridler tarafından her türlü toplum faaliyetinde okunmuş, dillendirilmiştir. Bugün bile ‘hikmet temelli’ bu şifahi kültürün temsilcilerine bütün Türkistan coğrafyasında rastlamak mümkündür.

Hatta son yüzyılda siyasi baskılar sonucu acı bir kırılma ile hem Batı Türkistan’dan hem de tüm Türk yurtlarından ayrıştırılan Çin işgalindeki Doğu Türkistan’da bile “Yesevîhan” geleneğinin günümüzde de sürdürüldüğü bilinmektedir. Bunun somut bir kanıtı olarak 2010 yılında İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Ahmed Yesevî Sempozyumu’na getirilen bir bildiri kapsamındaki yeni kaydedilmiş bir video ile Doğu Türkistan’da hanım bir Yesevîhanın okuduğu hikmetler izleyicilere sunulmuştur.

“Divân-ı Hikmet” Türk Yurtlarına Nasıl Yayıldı?

İslâmî zâhir ve bâtın ilmine tam anlamıyla vâkıf olan Ahmed Yesevî şeriat hükümlerini, tarikatının esaslarını, sülûk adâbını Arapça ve Farsça bilmeyen Türk dervişlerine anlatmak için, Türklerin halk edebiyatından alınmış şekillerle, hece vezninde hikmetler söyledi. Yanında bulunan dervişleri tarafından kağıt üzerine kaydedilip müstakil yapraklar ve risaleler olarak saklandı. Zamanla özgün bir isim olarak ‘hikmet’ denilen bir edebî türün öncüleri olarak tanınan bu şiirler,–muhtemelen 14. yüzyıldan itibaren-  iki kapak arasında cem edilerek “Divân-ı Hikmet” adı verilen el yazması kitablarda bir araya getirilir.

Divân-ı Hikmet önceleri yazma nüshalar şeklinde, daha sonraları ise basma tekniği ile çoğaltılmıştır. 1880’de Taşkent’de, 1881’de İstanbul’da ve 1887 yılında Kazan şehrinde ilk kez matbu olarak çoğaltılan Divân-ı Hikmet, geçen yüzyıl içinde onyedi kez Taşkent’te, dokuz kez İstanbul’da, beş kez Kazan’da ve bir kere de Buhara’da basılmıştır. Bu baskılarla ulaşılan Divân-ı Hikmet tirajının üç bin nüsha kadar olduğunu tahmin eden Türkistan’ın büyük âlimi merhum Baymirza Hayıt’a göre Yesevî hikmetleri içeren el yazmaları, matbu baskıların başladığı 19.yüzyıl sonlarına kadar sınırlı sayıda üretilebildikleri için halk arasında Ahmed Yesevî düşüncesinin yayılmasında etkili olamamıştır. [2]

Divân-ı Hikmet’in 1880’li yıllarda Türk dünyasının üç kültür merkezinde (Taşkent-1880, İstanbul-1881, Kazan-1887) arka arkaya basılışı sayesinde Yesevî’nin eserini kitab olarak okuyanların sayısı nisbeten çoğalmış ise de Hayıt, Yesevî ve mesajlarının halka ulaştırılması ve fikirlerinin geniş halk kitlelerine yayılmasında en önemli faktörü, yine de hikmetlerin ezberlenerek dinî meclislerde okunması olarak değerlendirmektedir. Dinî meclislerde hikmet okuyuculuğunda Türkistanlı hanımlar erkeklere nazaran daha faal bir rol oynamışlardır. Sovyet döneminde (1917–1991) Türkistan’da Yesevî hikmetleri ezberleme ve dinî törenlerde okuma geleneğinin yeniden canlandırılması, Yesevî mesajlarının o ağır baskı döneminde canlı tutularak yaşatılmasını sağlamış olmalıdır.

Ancak bugün bütün Türk coğrafyasında büyük denebilecek tirajlarla basılmağa başlanan Divân-ı Hikmet nüshaları sayesinde Yesevîlik geleneğinin naklinde ve korunmasında kitablar önplana çıkmıştır.

Hikmetler Divân’ında Yesevî ile Sohbet

Ahmed Yesevî’nin hikmetlerini yayına hazırlayan bir kişi olarak sık karşılaştığım bir soru şudur: “Bu zamanda Ahmed Yesevî gibi eser veren, sohbeti ile insanları irşad eden bir mübarek zat var mı? Zamanımızda bir Abdulkadir Geylanî, bir Ahmed Yesevî, bir İmam-ı Rabbanî ortada olmadığına göre ne yapmalı?”

Bu soruya sağlam bir yanıt vermenin o kadar kolay olmadığını günümüzde tasavvuf ile ilgili herkes kolayca kabul edebilir. Ta ki sağlam bir kaynakta bu sorunun yanıtına bulana kadar benim için de yanıtlanması zor bir soru idi bu… Genel geçer cevaplar ile geçiştirdiğim bu sorunun yanıtını Hazret Sultan Yesevî’nin mürşidi Yusuf Hemedânî’den öğrendiğimde ne kadar rahatlamıştım.

Ünlü sûfî yazar Ferîdü’d-din Attâr, Tezkiretü’l-evliyâ kitabının önsözünde âriflerin halleri ve sözlerine dâir olan Tezkiretü’l-evliyâ adlı kitabını yazma sebebini anlatırken Hazret Sultan Yesevî’nin mürşidi Yusuf Hemedânî’den naklederek şöyle diyor: “…İmâm Yusuf Hemedânî’ye sordular: Bugünler geçerse ve bu tâife yüzlerine perde çekip göçerse selâmette kalmak için ne yapalım? Dedi ki: Onların sözlerinden her gün sekiz yaprak (16 sayfa) okuyunuz!” [3]

Şimdi yine bana yine “Bu zamanda Ahmed Yesevî olmadığına göre ne yapmalı?” sorusunu soranlara gönül rahatlığı ile hemen şu cevabı veriyorum: “Hazret Sultan Yesevî ile sohbet etmek isteyen Divân-ı Hikmet’i açsın bir hikmeti okuyuversin…”

Gerçekten de yüzyıllar öncesine uzanarak Yesevî dergâhında Pîr-i Türkistan’ın sohbetine katılmak isteyenler, bugün Divân-ı Hikmet’e başvurmalıdır.

Türk’ün gönül gözünü ışıtan ışık

Ahmed Yesevî’nin Divân-ı Hikmet’inde neredeyse bin yıldır Türk’ün gönül gözünü ışıtan bir ışık saklıdır. Bu ışığın huzmeleri her bir hikmetin satırları arasından süzülerek ruh dünyamızı aydınlatmağa uzun bir zulmet devrinden sonra bütün Türk yurtlarında yeniden başlamıştır.
Ahmed Yesevî’den neredeyse 900 yıl sonra bize kadar ulaşan “Hikmetler” Türkler arasında İslâm etrafında örgülenen bir iman birliğinin teşekkül etmesine hizmet etmesi yönüyle Türk dünyasının manevi hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Hazret-i Türkistan’ın dilinden dökülen hikmetleri okurken yüzyıllar önce bu mesajları ilk defa işiten atalarımızdan biri yerine koyun kendinizi…

İşte o zaman Hazret Sultan Yesevî’nin büyüklüğünü daha iyi idrak edeceksiniz.

——————————————

[1] Ahmed Yesevî, Divân-ı Hikmet (Yay. Haz. Hayati Bice], T. Diyanet Vakfı Yay., (6.baskı), Ankara-2010.
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=577230

[2] Baymirza Hayıt, “Türkistan Kadınlarının Yesevîcilik An’anesi”, Milletlerarası Ahmed Yesevî Sempozyumu Bildirileri Kitabı, Kültür Bakanlığı HAGEM Yayınları, Ankara,1992, s.45.

[3] Yusuf Hemedânî, Hayat Nedir, (Yayına Hazırlayan: Doç.Dr. Necdet Tosun), İnsan Yayınları, İstanbul, 2008, s. 91.