Dîvân-ı Hikmet

Divan-ı Hikmet kitabında neredeyse bin yıldır Türk’ün gönül gözünü ışıtan bir ışık saklıdır. Bu ışığın huzmeleri her bir hikmetin satırları arasından süzülerek ruh dünyamızı aydınlatmaya uzun bir zulmet devrinden sonra bütün Türk yurtlarında yeniden başlamıştır. More »

Yesevî Atadan Öyküler

Tarihimizin en büyük isimlerinden biri olan Ahmed Yesevî’nin hikâyeleri yüzyıllar boyunca dilden dile dolaştı. Yüzyıllar önce yaşayan çocuklar bu hikâyelerle büyüdüler, büyükler bu hikâyelerle büyülendiler. Eskiden gönüllerimiz nasıl Ahmed Yesevî ile hayat bulduysa, şimdi de Yesevî’nin hayat dolu nefesi içimizi ısıtacak. More »

Türk Yurtları Üzerine Notlar

Bu kitaptaki yazıların yazılma sürecinde etkin politik-kültürel aktörler olarak yazılarıma konu olmuş -ve bir kısmı ile tanışma şerefine nail olduğum- bazı Türk önderleri, yeryüzündeki fanî hayatlarını tamamlayıp Allah’ın engin rahmetine ve sonsuzluğa tevdi edildiler. Bu çerçevede Azad Bek Kerimî, Ebulfeyz Elçibey, Sadık Ahmed, Rauf Denktaş ve Türk yurtları edebiyatının aşılmaz görünen yüce ismi Cengiz Aytmatov’u rahmetle anmak isterim. More »

İşaret Taşları

Türk yurtlarının ruh dünyasını aydınlatan kutlu kaynaktan birkaç rengi yansıtmak niyetimle yola çıkıyorum. Bu yol boyunca konaklayacağımız her bir ribatta, dergâhta, hankâhda, bir nebze soluklanarak -İnşaallah- “güzel bir yürüyüş“ eyleyeceğiz… Yesi’den, Buhara’dan, Semerkand’dan, Kaşgar’dan güzel kokular taşıyan esintiler getirmeye çalışacağız takatimiz yettiğince… More »

Kafkasyadan Anadoluya Göçler

Geçtiğimiz yüzyılın başlarında Kafkasya’dan Anadolu’ya doğru gerçekleşen ve günümüz Türkiyesi’nin dini, etnik ve kültürel yapısında bile tesirleri süren göçler hakkında çok fazla şey bilinmemektedir. Bu kitap, göç olayını hikaye eden bir eser olmayıp bu ‘muazzam vakıa’nın oluşumunda rol oynayan ve arka planı teşkil eden gerçeklere ışık tutmaya çalışması ile, alanında Türkiye’de yayınlanan ilk eserdir. More »

 

Maneviyat Sahtekârlığı ve Yesevîce Uyarılar

Maneviyat Sahtekârlığı
ve
Yesevîce Uyarılar

Keşkül Dergisi / Yeseviyye Sayısı / 40. Sayı

 

UNESCO tarafından 2016 yılının Hoca Ahmed Yesevî Yılı ilan edilmesi vesilesi ile Ahmed Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi tarafından 28-29 Nisan 2016 tarihinde düzenlenen Uluslararası Hoca Ahmed Yesevî Sempozyumu’nun kapanış oturumunda halkbilim akademisyenlerimizden Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu önemli bir tesbitte bulundu: “Bu tür akademik etkinlikler, adeta bir arkeolojik çalışmaya dönüştü. Güncel meselelere temas edilmeyen ve dolayısıyla toplumun geneli için fayda üretemeyen bir ‘salon gösterimi’ olmaktan öteye de gidemiyor sonuç olarak. Akademi olarak artık bu yaklaşımı sorgulamalı ve toplumsal bir fayda üretmeyen bu tarzı terk etmeliyiz.”

Çobanoğlu’nun bu önemli tesbitinin ne kadar yerinde olduğu aradan üç ay geçmeden acı bir tablo olarak ortaya çıktı. FETÖ/PDY adı verilen bozguncu yapılanmanın Türk milletinin öz evladını, nasıl olup da kendi halkına kurşun yağdırabilen, insanları tanklarla ezip geçebilen gaddar caniler haline getirilebildiği 15 Temmuz gecesinden bu yana tartışılıyor. Bu yapılanmanın odağındaki kişinin yurtdışından verdiği talimatlarla sıkı eğitim süreçlerinden geçmiş kişileri nasıl etkileyebildiği hem ilahiyatçılar hem de psikiyatristler tarafından değerlendiriliyor.

Maneviyat sömürüsü ve bu sömürünün yol açtığı toplumsal çalkantılar, konunun uzmanlarının çok iyi bildiği gibi yeni bir durum değildir; üstelik konu sadece İslam maneviyatı ile de ilgili değildir. Yazımın ilk kısmında ayrıntılı olarak okuyabileceğiniz üzerine Batı toplumlarında da insanların manevî ihtiyaçlarını sömürmek için organize edilmiş bir çok grup ve sahte mürşidler ortaya çıkmış ve bunlar hakkında ciddî çalışmalar yapılmıştır.

İslâm dünyasında da tarih boyunca insanları manevi olarak etkileyen ve feci şekilde sömüren birçok sahte mürşid gelip geçmiştir. Tasavvuf geleneğinde insanları manevî olarak sömüren sahte maneviyat odaklarına karşı toplumu dikkatli olmağa davet eden birçok uyarının kayıtlara geçirildiği bilinir. Türk tasavvuf geleneğinin en kadim ekollerinden Yesevîlik yolu ve bu yolun kurucusu Ahmed Yesevî’nin Divân-ı Hikmet eserinde insanları maneviyat sahtekârlığına karşı uyaran pek çok satır kayda girmiştir. Bu yazımda uyarılarının bir kısmını sunarak insanımızı, dokuz asır öncesinden bizleri maneviyat istismarcılarına karşı uyaran Pîr-i Türkistan Yesevî’nin asırlar öncesinde bugüne seslenen hikmetlerine kulak vermeğe davet edeceğim.

 

Sahte Mürşidlerin Analizi

“15 Temmuz Nâkıs Darbesi” sonrasında maneviyat sahtekârlığı üzerinde yoğunlaşan  tartışmalar bana 15 yıl önce Aslı Day’ın akıcı tercümesi ile Türkçe’ye çevrilerek Okuyanus Yayınevi tarafından basılan, ancak hak ettiği ilgiyi görmeyen  “Öteki Peygamberler” kitabını hatırlattı. (Kitabın Türkçe isminin aslına uygun olmadığını ve çok kötü bir tercih olduğunu belirtmeliyim.)

İngiliz psikiyatrist Anthony Storr’un (1920-2001)  özgün ve beğeni toplayan kitaplarından birisi olan bu kitap hem İsa a.s. ve 1584’de Cizvit Katolik tarikatını kuran Loyolalı Ignatius gibi Batı dünyasında saygınlık kazanmış ruhanî liderlerin hem de İnsanlık Tapınağı kültünün kurucusu Jim Jones ve Davidian Tarikatı lideri David Koresh gibi isimleri bugün lanetlenerek anılan sapkın ve cani guruların hayat hikâyelerini, ortak özelliklerini ve çalışma yöntemlerini dile getiriyordu.

Anthony Storr, kitabında “Guru” terimini, “hayatın anlamı üzerine özel bilgi sahibi olduğunu iddia edenler ve bundan ötürü de, başkalarına hayatın nasıl yaşanması gerektiği konusunda söz söyleme hakkı olduğunu hissedenler” olarak tanımlamaktadır. Gurular çeşitli yönleriyle birbirlerinden ayrılsalar da, çoğu, kişisel vahye dayanan, özel, manevi bir iç görüye sahip olduklarını iddia edip takipçilerine, kendilerini geliştirmeleri ve kurtuluş için yeni yollar vaat ederler. Manevi üstünlükleri olduğunu iddia edebilecek kadar kibri olan herkes guru olabilir. Hem yakın hem de uzak tarihten anlaşıldığı üzere, gurulardan bazıları, güçlerini vicdansızca kullanarak müritlerini çeşitli yollarla sömürür veya zaman içinde bu tarz davranışları sergileyen kişilere dönüşürler. Guruların çoğu, saygı duyulmaya lâyık olmayan, sahte mürşidimsiler, deliler, güven sahtekârları veya bağlılarını duygusal, maddi ve cinsel olarak kötüye kullanan vicdansız psikopatlardır. Bu konu ülkemizde neredeyse hiç gündeme getirilmemiştir. Bir istisna olarak önemli konuya 15 Temmuz öncesinde kafa yoran nadir insanlarımızdan psikiyatrist Prof. Dr. Erol Göka, bu tür kişilerin narsisist ve paranoid kişilik bozuklukları ile malûl olduğuna 2014 yılında yazdığı “Mehdilik İddiası ve Psikopatoloji” adlı makalesi ile işaret etmiştir.

Storr, kitabının son bölümünde insanları manevî yönden olumlu/olumsuz etkileyen kişilerin ortak niteliklerini özetleyerek insanların manevî ihtiyaçlarını sömürerek bir kötülük imparatorluğuna dönüşen yapılara karşı insanlığı uyarmak gibi insancıl bir görevi yerine getirmeğe çalışmıştı. Storr bir psikiyatrist olarak insanlık düşmanı bir sapkın cani veya saygın manevî önder olarak anılan kişiler arasındaki benzerlikleri bir tablo halinde önümüze koymuş ve aralarındaki farklara dikkat çekmiştir. Storr’un kitabında dinî ve ırkî üstünlüklerini öne sürerek kitleleri etkilemiş Hitler, Stalin gibi ruh hastaları ile birlikte dünyada olumlu bir insanlık mirası bırakmış manevî önderleri de yaşadığı Batı toplumları tarihinden örneklerle etkili bir anlatım ile kaleme almıştır.

“Hiçbir guru, bu niteliklerin hepsini taşımasa bile, en iyisinden en kötüsüne kadar hepsinin sıradan insanlardan ayrılan ortak özellikleri vardır.” diyen Storr’a göre manevî üstünlükleri olduğunu iddia edebilecek kadar kibri olan herkes “ruhanî önder” Batıdaki yaygın tabiri ile guru olabilir.

Storr’un yaptığı analizin “Dini duyguları istismar ederek piyasa yapanlar”ın çoğaldığı günümüz Türkiyesi için faydalı olacağına inanınyorum. 15 Temmuz gecesi ülkemizin başkenti Ankara ve İstanbul’da ortaya çıkan dehşet verici tabloyu hep göz önünde tutarak, sahte maneviyat önderlerinin ortak özelliklerini Storr’un kitabından aktararak tek tek sıralayalım.

 

Sahte Maneviyat Önderlerinin Ortak Özellikleri

Genel olarak sahte gurular güçlerini vicdansızca kullanarak etkileri altındaki insanları hemen her yönden sömürür veya başlangıçta daha masum niyetlerle yola çıkmış olsalar bile zaman içinde yanlış yollara saparak bu tarz davranışları sergileyen zalim kişilere dönüşürler. Tamamen Storr’un “Öteki Peygamberler” kitabındaki verilerden yararlanarak sahte “mürşidimsi”lerin ortak özelliklerini maddeler halinde ele alalım:

1) Sahte mürşidlerin ortak bir özelliği, “güzel, ağdalı ve tumturuklu konuşma becerileri sergilemeleri”dir.

2) Otoriter ve paranoyak olan ‘mürşidimsi’ler potansiyel olarak tehlikeli sayılmalıdır.

3) Sahte mürşidleri ayırd edici bir özellik, yakın halkasındaki kişiler için bile, giderek daha fazla ulaşılamaz hale gelmeleri, insanüstü alana geçmeleridir.

4) Yaşama alanı olarak bir çiftlik gibi izole bir alanda yerleşen ya da sosyal yönden kendilerini soyutlayan bir dini eğilimli grup şüphe uyandırmalıdır. Buna bağlı olarak “rahmanî/şeytanî”, “iyi/kötü”, “onlar/biz” gibi ve benzeri biçimde keskin ve uzlaşmaz sınırlar koyan akımlar maneviyat istismarı yönünden şüphelidir.

5) Sahte mürşidler müritlerinin hayatını değiştirmek adına, okul tercihi, istihdam, iş değiştirme gibi kişinin hayat çizgisini değiştirecek kadar önemli kararlar veriyorlarsa tehlikelidirler.

6) Etki altına aldığı insanların parası, giyimleri, kişisel malları ve evleneceği eşler konusunda denetim sahibi olmayı isteyen ‘mürşidimsi’lerden hemen uzaklaşılmalıdır.

7) Sahte mürşidlerin bir diğer özellikleri, kendilerine bağlananlardan, cemaat öncesi hayatlarındaki önceki kimliklerini tamamen bırakmalarını istemeleri, etki altına aldıklarından isimlerini bile değiştirmelerini talep etmeleridir.

8) Bağımlı kılınmış kişilerden talep edilen özel hayatı ile ilişkili değişikliklerin yerine getirilmesinin, grup içine kabul ve sadakatin test edilmesi için zorunlu olduğu durumlar daha tehlikelidir.

9) Bir başka dikkatli olunması gereken nokta, sahte mürşidlerin malî çıkarcılık, sömürü/kokuşma anlamında kolayca bozulmalarıdır.

***

Tekrar dikkatinizi çekmek isterim: Burada dokuz madde olarak sıralanan “sahte mürşid” özellikleri Anthony Storr adlı pskiyatristin Batı’da etkili olmuş maneviyat istismarcılarını incelemesi ile ortaya çıkmış olan “Öteki Peygamberler” kitabından çıkartılmış bir tablodur.

 

Yesevî Dili ile Sahte Âşıklar

Türk tasavvuf tarihinin kurucu pîrlerinden Hoca Ahmed Yesevî, hikmetlerinde maneviyat sahtekârlığına karşı insanları uyarmağa özel bir önem vermiştir.

Yesevîlik adabının temel eseri olan Fakrnâme risalesinin “âhir zamanda ortaya çıkacak maneviyat sömürücüsü sahte şeyhler”i tarif eden şu satırları çok ibret alınasıdır:

“…Bizdin soñra Àhirüz-zamân yakın bolganda andag meşâyıhlar peydâ bolgay kim İblìs, ‘aleyhil-laène, alardın sebak algay ve heme halk alarga muhib bolgay ve mürìdlerini başkaralmagaylar. Ol şeyhler kim mürìdleridin tama’ kılgay ve cânını küfr ü dalâletdin ayırmagay ve ehl-i bid’atnı yahşı körgey (ve ehl-i sünnetni yaman körgey) ve ilm-i şerìat birle amel kılmagay ve nâ-mahremlerga köz salgaylar ve yamanlık pìşe kılıp Allâhu Teâlânıñ rahmetidin ümìd tutgaylar ve meşâyıh işlerini hor körgeyler, mürìdleri red bolgay, özleri (hem) mürted bolgaylar. Ve yene hârlıg zârlıg birle mürìdleriniñ ẹşikide yürgeyler, ol hâlda mürìdleridin niyâz algaylar. Eger mürìdleri nezr ü niyâz bẹrmese, uruşgaylar ve aygaylar ki “mẹn bìzâr mẹn, Hudâ bìzâr”, dẹgeyler.”

 

 “…Bizden sonra âhir zaman yakın olduğunda öyle şeyhler ortaya çıkacak ki İblîs, -Lânet onun üzerine olsun-, onlardan ders alacak ve bütün halk onlara dost olacak ve (fakat) müridlerini idare edemeyecekler.

O şeyhler ki müritlerinden açgözlülükle bir şeyler dilerler ve canlarını küfür ve dalâletten ayırmazlar ve bid’at ehlini iyi görürler ve sünnet ehlini kötü görürler ve şeriat ilmi ile amel etmezler ve nâmahremlere göz salarlar (bakarlar) ve kötülüğü âdet edip Allahu Teâlâ’nın rahmetinden ümitli olurlar ve şeyhlik işlerini değersiz görürler, (onların) müritleri de dinden çıkmış olur, kendileri de dinden çıkmış olur. Ve yine değersiz bir şekilde ve inleyerek müritlerinin eşiğinde dolaşırlar, o halde müritlerinden yardım alırlar.

Eğer müritleri bağış ve yardımda bulunmasa, çıkışırlar ve söylerler ki “Ben usanmışım, Tanrı da usanmıştır.” derler.”[Türkiye Türkçesine Aktaran: Kemal Eraslan]

 

Maneviyat sahtekârlarının halkın eline bakmasını baştan sona sahte mürşidleri eleştirerek hicveden hikmetinden aldığım şu satırlara bakalım:

119

Sûfî bolmay neylesün üyde kılurğa işi yok,

Sûfiliğ da’vâ kılur halkga berürge aşı yok,

“Âh” ü “vâh” derler, yene közide katre yaşı yok,

Sufî-nakş boldung veli hergiz müsülman bolmadıng.

 

Sûfî olmayıp neylesin evde yapacak işi yok,

Sûfîlik iddiası eder halka vermeğe aşı yok,

“Âh-vâh” derler, yine gözünde damla yaşı yok,

Sûfî-nakş oldun veli, asla müslüman olmadın.

 

Sûfî bolub nefs üçün her dem eşikge bakasen,

Nezr alıb keldi mu deb her dem kişige bakasen,

Allahnı la’netin boynungga her dem takasen,

Sufî-nakş boldung veli hergiz müsülman bolmadıng.

 

Sûfî olup nefs için her dem kapıya bakarsın,

Adak alıp geldi mi deyip her kişiye bakarsın,

Allah’ın lânetini boynuna her dem takarsın,

Sûfî-nakş oldun veli, asla müslüman olmadın.

 

174

Ümmetmen deb tilde aytur, dilde yalgan,
Nefsi üçün öz cânını otga salgan.
Şeyhmen teyu kişi malın zorla algan,
Nezrin almay dîdâr körüng, dostlarım â.

 

Ümmetim deyip dilde söyler, kalbde yalan,

Nefsi için öz canını ateşe salan.

Şeyhim diye kişinin malını zorla alan,

Nezrini almayıp dîdâr görün, dostlarım ey.

 

201

Halk içinde tesbih kolga alıb yürgen,
Şeyhmen teyu nâdânlarga va’zın aytgan.
Nezrin alıb kelgey mu deb karab turgan,
Pîr ol turur zâhir, bâtın sefa kılsun.

 

Halk içinde tesbihi ele alıp yürüyen,

Şeyhim diye câhillere vaazın söyleyen,

Adağını alıp gelir mi deyip bakıp duran,

Pîr odur ki, zâhir, bâtın sefa kılsın.

 

211

Bu yollarnı tay kılmayın mürşid bolsa,
Fasık, câhil mürîd bolub, kolın alsa,
Mundağ ef’al tanla anda merdud bolsa,
Mahşergâhnı halkı tamam külmek kerek.

Bu yolları geçmeden mürşid olsa,

Fasık, câhil mürid olup, elini alsa,

Böyle işler yarın orada reddedilse,

Mahşer yeri halkının tamamı gülmek gerek.

 

Beş kün öter dünya üçün kolın alsa,
Körüb-bilib nefsi üçün otka salsa,
Yol tabmagan nezrin alıb kolın alsa.
Vâ-hasretâ , nedâmetler demek kerek.

 

Beş gün geçer dünyâ için elini alsa,

Görüp-bilip nefsi için ateşe koysa,

Yol bulmayan nezrin alıp elini alsa,

Vâh hasret ey, nedâmetler demek gerek.

 

220

Kollarığa uçı tığlığ asâ alıb,

Başlarıga destarını kette kılıb,

Sahrâ kezib, halâyıknı nezrin alıb,

Helâl, haram fark etmeyin yürerler-â.

 

Ellerine ucu tığlı asâ alıp,

Başlarına sarığını büyük sarıp,

Sahada gezip, ahalinin nezrini alıp,

Helal, haram fark etmeden yürürler ha.

 

223
Bu dünyâda yamannıng yamanlıgı yukadur,

Yalgançı pir anıngdur müridleri bükâdur.

Andağ şeyhning aldıda türlük-türlük âdemler,

Birisi koyub, birisi aldıga hem baradur.

 

Bu dünyâda kötünün kötülüğü yukadır,

Yalancı pirin müridleri ağlamaklıdır.

Öyle şeyhin önünde türlü-türlü âdemler,

Birisi çekilip, birisi önüne hem varmaktadır.

 

Pîr-i Türkistan hikmetlerinde kendilerine “şeyhim” diyerek “halka şeyhlik satan”ları da ele verir ve özellikle de Fakr-nâmede söz ettiği gibi âhir zaman fitnelerine dikkat çeker:

129

Tatavvu’ rûze tutar halklarga şeyhlik satar,

İlmi yok amidin beter âhir zaman şeyhleri.

 

Nafile oruç tutar, halklara şeyhlik satar,

İlmi yok âmâdan beter, âhir zaman şeyhleri.

 

Belige fota çalur özüni kişi sanur,

Arasatda oktanur âhir zaman şeyhleri.

 

Beline kuşak bağlar, özünü adam sanır,

Arasat’da bırakılır âhir zaman şeyhleri.

 

Başığa destar orar ilmi yok nege yarar,

Okı yok yayın kurar âhir zaman şeyhleri.

 

Başına sarık vurur, ilmi yok neye yarar,

Oku yok yayını çeker, âhir zaman şeyhleri.

 

147
Âhir zaman şeyhleridin sözleyin,
Îman-İslam bilmey şeyhlik kılar ermiş,
İlm örgenmey, amel kılmay, ma’ni ukmay,
Âhiretda kara yüzlük bolar ermiş.

 

Âhir zaman şeyhlerinden söz edeyim,

İman-İslâm bilmeden şeyhlik kılar imiş.

İlim öğrenmez, amel eylemez, mânâ anlamaz,

Ahiretde kara yüzlü olur imiş.

 

Şeyhmen teyu mihrab içre olturgaylar,
Halka içre halkğa zahmet yetkürgeyler,
Hayy ü Hû deb sermestliğin bildürgeyler,
Andağ câhil kandağ şeyhlik kılar ermiş.

“Şeyhim” diye mihrab içre otururlar,

Halka içre halka zahmet yetirirler,

Hayy ve Hû deyip sermestliğin bildirirler,

Öyle câhil nasıl şeyhlik kılar imiş.

 

193

Şeyhmen teyu uluğ tutdıng özing daim,
Köngling kibr u menlik bilen, tiling sâim.
Nefsing üçün uzun tünler turub kâim,
Okub Kur’an heç özüngge kelmes misen?

 

“Şeyhim” diye ulu tuttun özünü dâim,

Gönlün kibir ve benlik ile, dilin sâim,

Nefsin için uzun geceler durup kâim,

Okuyup Kur’an hiç özüne gelmez misin?


Şeyhmen teyu zâlimlerge hizmet kıldıng,
Mülazemet pişe eyleb izzet kıldıng.
Nimet berse cânıng birle hürmet kıldıng,
Câhil bolub zâlim sıfat bolmas musan?

 

“Şeyhim” diye zâlimlere hizmet kıldın,

Göz yumarak değerli eyleyip izzet kıldın,

Nimet verse canın ile hürmet kıldın,

Câhil olup zâlim sıfat olmaz mısın?

 

219

İşan, şeyh, hoca, mulla dünyâ izler,

Ol sebebdin padşâhlarga yalgan sözler,

Âyet-hadis tefsir kılıb, malnı közler,

Işk yolıda hergiz mihnet tartkanı yok.

 

İşan, şeyh, hoca, molla dünyalık arar,

O sebepden sultanlara yalan söyler,

Âyet-hadis tefsir kılıp, malı gözler,

Aşk yolunda asla mihnet çektiği yok.

Âhir zaman şeyhleri işi heme riyâ,

Rûzi mahşer riyâları bolgay güvâh,

Şeyhmen deyi munça riyâ, munça hevâ,

Allah üçün zerre sevab etgeni yok.

 

Âhir zaman şeyhlerinin işi hep riyâ,

Mahşer günü riyâları olacak tanık,

Şeyhim diye bunca riyâ, bunca hevâ,

Allah için zerre sevab ettiği yok.

 

Maneviyat sahtekârlarını “yalgan âşık”,“yalgan derviş” (sahte sûfî, sahte derviş) olarak tanımlayan Yesevî, Divân-ı Hikmet’inin birçok yerinde bu sahtekârları deşifre ederek insanların manevi yönden sömürülmelerini engellemeyi hedeflemiş olmalıdır.

Yesevî’nin sahte derviş ve yalancı sûfileri kınayan satırlarını görelim:

 

2
Arş üstide namaz okup tizim büktüm,

Razı aytıp Hakk’a bakıp yaşım töktüm,

Yalgan âşık yalgan sûfi kördüm sögtüm,

Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge.

 

Arş üstünde namaz kılıp dizimi büktüm;

Dileğimi deyip, Hakk’a bakıp yaşımı döktüm;

Sahte âşık, sahte sûfî gördüm, kötüledim,

O nedenle altmış üçte girdim yere.

 

4

Men yigirme ikki yaşda fenâ boldum,

Merhem bolup çın derdlikke devâ boldum,

Yalgan âşık çın âşıkka güvâh boldum,

Ol sebebdin Hakk’a sığnıp keldim menâ.

 

Ben yirmi iki yaşta fâni oldum;

Merhem olup gerçek dertliye devâ oldum;

Sahte âşık-gerçek âşığa tanık oldum;

O nedenle Hakk’a sığınıp geldim ben işte.

 

12
Çın köngilde küygenlerge dîdâr atâ,

Yalgan âşık yolga kirse hemme hata,

Çın âşıknı közi yaşlık kaddi düta,

Düta bolup yer astığa kirdim menâ.

 

Tam gönülden yananlara cemâl armağan,

Sahte âşık yola girse yanlış herşey,

Gerçek âşığın gözü yaşlı, bükük beli,

Belimi büküp yer altına girdim ben işte.

 

60

Yalgan âşık ma’şukıdın cânın ayar,

Ukba yolın arka taşlab dünya süyer,

Hû halkasın kurgan yerdin eyler firar,

Keling yığlıng zâkir kullar zikr aytaylık.

 

Sahte âşık sevgilisinden canını esirger,

Âhiret yolunu arkaya atıp dünyâyı sever,

Hû halkasının kurulduğu yerden eyler firar,

Gelin yığılın zâkir kullar zikir söyleyelim.

 

108

Haknı süygen âşıkları taptı murâd,

Yalgan âşık bolup yürme tangla uyat,

Kılıçdın tiz, kıl köfrügni atı sırât,

Yalgan da’vâ kılgan ötmey kalar ermiş.

 

Hakk’ı seven âşıkları buldu murat,

Sahte âşık olup yürüme, sabaha ayıp,

Kılıçtan keskin kıl köprünün adı Sırat,

Yalan dâvâ eyleyen geçemeyip kalır imiş.

 

133
Kimni körseng bu yollarda yalgan âşık,

Zâhir sûfi bâtın içre ermez sâdık,

Anıng üçün ma’şûkığa bolmas lâyık,

Yalgançını rûz-ı mahşer sersân kılur.

 

Kimi görsen, bu yollarda sahte âşık;

Zâhir sûfi, bâtın içinde değil sâdık;

Onun için sevdiğine olmaz lâyık,

Yalancıyı mahşer günü şaşkın eyler.

Derviş bolsang tâat kılgıl kılma riyâ,

Her guşede tâat kılgıl Tengrim güvâh

Yalgan derviş kayda barsa zevk ü da’vâ,

Âdil pâdşah tâatların isyân kılur.

 

Dervîş olsan, ibâdet eyle, eyleme riyâ;

Her köşede ibâdet eyle Rabbim tanık,

Sahte dervîş nereye gitse, zevk ve iddia;

Adil padişah ibâdetlerini isyan eyler.

 

140

Işk da’vâsın menge kılma yalgan âşık,

Âşık bolsang bağrıng içre köz kanı yok.

Muhabbetni şevki birle cân bermese,

Zâyi keçer ömri anı yalganı yok.

 

Aşk dâvâsını bana kılma, sahte âşık;

Âşık olsan, bağrın içinde göz kanı yok.

Muhabbetin şevki ile can vermese,

Boşa geçer ömrü onun, yalanı yok.

 

157
Işksız yürüb tâat kılur nâdân zahid,
Bituz aşdek tâatingni mezesi yok,
Âşıkman deb da’vâ kılur yalgan âşık,
Vallah-Billah, çın âşıknı hevâsı yok.

 

Aşksız yürüyüp taat kılar nâdân zahid,

Tuzsuz aş gibi taatinin mezesi yok,

Âşıkım deyip dâvâ kılar sahte âşık,

Vallah-Billah, gerçek âşıkın hevâsı yok.

 

159

Yalgan derviş beyanını aytar sanga,
Kolda tesbih, dilde hîle, fikri tenge,
Âkil erseng, ihlas kılma zinhâr anga,
Ol nâdândın hiç kim behre alganı yok.

 

Sahte dervîş beyanını söyler sana,

Elde tesbîh, gönülde hile, fikri para,

Akıllı isen, ihlâs kılma zinhar ona,       

O nâdândan hiç kimsenin behre aldığı yok.

 

162

Damlar koyub halâyıknı yoldın urgan,
Yalgan âşık bolub davu dükân kurğan.
Keçe-kündüz işret kılıb devran sürgen,
Dünya malın körüb közi toymas bolur.

 

Tuzaklar koyub halkı yoldan vuran,

Sahte âşık olup aldatıcı tezgâh kuran,

Gece-gündüz işret kılıp devrân süren,

Dünyâ malını görüb gözü doymaz olur.

 

221

Yalgan âşık âşıkman deb da’vâ kılgay,

Rûzi mahşer yüzi kara bolıb turgay,

Yalgançıdin Rahman İgem yüz ögirgey,

Cehennemga taşlab atar, dostlarım-â.

 

Sahte âşık, âşıkım diye iddia edecek,

Mahşer günü yüzü kara olup duracak,

Yalancıdan Rahmân Melik’im yüz çevirecek,

Cehenneme bırakıp atar, dostlarım ha.

 

222

Yalgan derviş mecâziga ta’zim kılgay,

Halklar bilen duâ kılıb, nezrin algay,

Esiz derviş, öz cânını otka salgay,

Dûzah içre tilin dağlar, dostlarım-â.

 

Yalan derviş taklidine tazim eyleyecek,

Halklar ile duâ kılıp, nezrini alacak,

Bilinçsiz derviş, öz canını ateşe koyacak,

Cehennem içinde dilin dağlar, dostlarım ha.

 

240

Cahim üzre tartıglığdur pûl-i sırât,

Yalgan âşık bolub yürme anda uyat,

Lutf eyleben Hak Teâlâ bergey necât,

Lutf etmese, kattık azab-vahşeti bar.

 

Cehennem üzerine çekilecektir sırat köprüsü,

Sahte âşık olup yürüme orada ayıplı,

Lutfeyleyip Hakk Teâlâ verecek necât,

Lutfetmese, sert azap, vahşeti var.

 

243

Tili bilen zikr etgenler tabmas sevab,

Halka içre tâ bolmasa bağrı kebab,

Yalgan âşık nâ-insâfdur, misli hûbâb,

Munda yığlab, ahiretde külmes müsen?

 

Dili ile zikr edenler bulmaz sevab,

Halka içre tâ olmasa bağrı kebab,

Sahte âşık insafsızdır misli hubab,

Burada ağlayıp, âhirette gülmez misin?

 

256

Yalgandın ul âşık bolub, da’vâ kılgan,

Tama’ kılıb, kişi malın nezrin algan,

Meşayihler işlerige münkir bolgan,

Kıyamet kün anıng halin bilelmesmen.

 

Yalandan o âşık olup, iddia eden,

Tamah edip, kişi malını adağını alan,

Mürşidler işlerine inkârcı olan,

Kıyamet gün onun halini bilemem.


Bu yollarda yalgan âşık yürür kezzâb,

Eyâ nâdân, taating yok, barçası laf,

Âşıklarnıng ahı erür, bilseng, tâ Kaf,

Eyâ âşık, ne bolganın bilelmesmen.

 

Bu yollarda sahte âşık yürür yalancı,

Ey nâdân, taatın yok, hepsi laf,

Âşıkların ahı ulaşır, bilsen, tâ Kaf dağına,

Ey âşık, ne olduğunu bilemem.

 

Sonuç

Maneviyat sahtekârlığının ülkemizin geleceğini tehdit eder hale geldiği açık bir gerçektir. Bu tehdidin giderilmesi için gerek T. C. Diyanet İşleri Başkanlığı ve gerekse üniversitelerimizin ilahiyat fakülteleri çok acil tedbirler geliştirmek üzere harekete geçmelidir.

Tasavvufun sahtekârlar eli ile yıpratılmasına karşı ise tasavvuf yolunun yolcusu olan gerçek erenlere büyük bir sorumluluk düşmektedir.

Bunun için asırlar öncesinden Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî’nin yaptığı gibi yanlışlıkların düzeltilmesi için elimizden-dilimizden geleni yapmak zorundayız. Bu hem bir millî görev hem de Hazret Sultan gibi manevî önderlerimiz önünde boynumuzun borcudur.

 

________________________________

(*) Hikmet kıtalarının başında yer alan rakamlar tarafımdan hazırlanan ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayınlanan Divân-ı Hikmet baskısındaki hikmetlerin sırasını işaret etmektedir.