MİLLÎ KİMLİK OLUŞUMU

 
Yabende
 

Dr. Hayati Bice

20 ŞUBAT 2018

Önceki yazımda İmam Şamil ile ilgili olarak yazdıklarımı noktalarken konunun orada kalmayacağını hissetmiştim. Nitekim yazımın okurlarından bana iletilen birkaç mesaj ‘Şamil’in Tarihî Misyonu’ konusunda izahı gereken konular olduğunu gösterdi.  Bunun için bir başka örnek üzerinden hareketle İmam Şamil’in Kafkasya tarihindeki yerini özetlemek isterim.

Şu günlerde bir tıp tarihi çalışması için Mısır’da Kavalalı Mehmed Ali Paşa döneminde yapılan reformları ve bu reformların bugünkü Mısır’ın şekillenmesindeki etkilerini okuyorum. Ciddi kaynaklara göre yüzbinlere varan bir ordu oluşturan asi vali Kavalalı Mehmed Paşa, Mısırlı kimliği ötesinde Arap milliyetçiliğinin oluşumunda da etkili bir insan olarak kabul ediliyor. Bu konuda zamanında çok haklı olarak zulüm olarak görülen on binlerin Mahmudiye Kanalı inşaatında kazma-kürekle iki yıl boyunca köle olarak çalıştırılması ve Yukarı Mısır’dan toplanan yüzbinlerin zorunlu askerlik hizmeti ile silahaltına alınması etkili olarak kabul ediliyor. Bir başka konu ise 1811’de bir ziyafet için Kahire’deki kalesine çağırttığı Memluk beylerinden 500 kadarını tuzağa düşürerek öldürtmesi de Mısır’da yüzyıllar boyu sürmüş bir güç odağı grubun tasfiyesi ile bölgedeki yerli halkın kendi egemenliğine kavuşmasında önemli bir olay olarak değerlendirilmektedir. (Bu konuda ilgili okurlarıma Bilgi Üniversitesi’nce yayınlanan akademik bir çalışma olarak “Paşanın Adamları” kitabını tavsiye ederim.)

İmam Şamil’in 25 yıl süren cihad sürecinde on binlerce Kafkasyalının hayatına mal olan direnişin sonuçta Kafkasya için bir milli felaket olduğu hep ileri sürülmüştür.  Sovyet döneminde İmam Şamil’in dinî/manevî otoritesini yok etmek isteyen Rus ideologları ve onların dümen suyuna kapılan yerli aydınlardan bazıları Şamil hakkında çok ağır ithamlarda bulunmaktan çekinmemişlerdir. Dağıstan’ın ünlü şairlerinden Rasul Hamzat-ov da bunlar arasındadır. Daha sonra yazdığına pişman olduğunu itiraf ettiği “İmam” başlıklı şiirinde 1952 yılında şu satırları karalamaktan kendisini alamamıştır:

“İngilizler ona itina ile bir sarık sardılar,

Türkler de sakalını dikkatte kınaladılar,

Daha önemlisi Kur’an’ı eline verip

Çelikten bir kılıçla ortaya saldılar.

İşte size dağlıların imamı ki,

O Allah’ın yeryüzündeki vekili.

O ilkin, kılıcıyla Dağıstan evlatlarını biçti.

Dağlı itaatli değildi, Şamil’in önünde kabahatliydi.

Sonra sıra Rus evlatlarındaydı,

“Dinsizleri kesiniz” diye cihad ilan etti.

Ne getirdi İmam’ın hak ve din kılıcı?

Ne kazandırdı, neyi korudu, kimin içindi bu cihad?”
***
Bu satırları yazarken eli titrememiş olan şair, sadece dokuz yıl sonra 1961 yılında yazdığı bir başka şiirine yer verdiği, anılarını yazdığı “Benim Dağıstanım” kitabında yıllar sonra pişmanlığını ifade ettiği bu ifadelerini ve son satırdaki sorusunu kendisi yanıtlayıp şunları yazacaktır:
“Dağıstan’da bugüne dek korunmuş bir taş vardır. Taşın üzerinde şu yazı okunur: “Tutsak Şamil’i teslim alırken Rus komutanı Baryatinski bu taşın üzerine oturmuştur.”

-Bütün karşı koymaların, bütün çabaların boşunaydı-demişti Rus komutan, tutsağına.

-Hayır, hiç de boşuna değildi-demişti Şamil de. -Bu savaşın anısını halkımız sonsuza dek yaşatacaktır. Bu savaş pek çok kanlıyı kardeş yaptı, birbirinin canına susamış pek çok köyü birleştirip dost etti, insanlarımızın, ulusumuzun toplumsal bilincini pekiştirip tek bir Dağıstan halkı yarattı. Yurt duygusunu, tek bir Dağıstan ülküsünü kazandık biz bu savaşla, az şey midir bunlar?” (Rasul Hamzatov, “Benim Dağıstanım” s. 340-342)

***
Dağıstan’daki cihad savaşı sırasında Mısır’da adeta egemenlik kazanması ile tüm İslam ülkelerinin olduğu gibi Dağıstan’daki İmam Şamil’in de dikkatini çeken Kavalalı Mehmed Ali Paşa’dan kendilerine ulaşacak yardımı dahi bekleyen Şamil’in bu sözlerinin benzerinin Mısır’ın milli kimliği ötesinde Arapların millet olma bilincine kavuşmasındaki etkisini okumak beni oldukça düşündürdü.

300 yıl Memluklu Türkleri, bir 300 yıl da Osmanlı egemenliği altında yaşayan Mısırlı köylülerin, zorla ve baskı altında aynı çalışma kamplarında, aynı kışlalarda yaşamaları kendi aralarında bir dayanışma ruhunun ve aynı topluma aidiyet duygusunun gelişmesine yataklık etmiştir. Bugün gerçekçi değerlendirmelerde bulunan Toledano gibi Arap olmayan çağdaş tarihçiler Mehmed Ali Paşa’nın sadece kendi ailesinin otoritesini sağlama almak için uyguladığı tedbirlerin beklenmedik bir şekilde Arap milliyetçiliğinin gelişiminde öncülük ettiğini kaydetmektedirler.

Benzer şekilde Dağıstan’da da İmam Şamil öncülüğünde Ruslara karşı çeyrek yüzyıl süren cihad, sonuçta yenilgiyle sonlansa bile Dağıstan’da milli bilincin gelişiminde birincil faktör olmuştur. Kafkasya dağlarını süsleyen şehid kanları, onlarca kuşak sonraki torunlarının Kafkasya’nın en istikrarlı toplumunu oluşturmalarını sağlamıştır.

Kim demiş “Şamil insanları boşu boşuna öldürttü” diye!

***
Rasul Hamzat-ov’un İmam Şamil’in ruhaniyetinden özür dilediği ikinci şiirinden birkaç satır ile noktalayalım:

Çeyrek yüzyıl boyunca atalarımız

Elde kılıç yere serdiler düşmanı

Oysa ben şaşırıp çocukça bir şiirde

Düşmanın adamı diye gösterdim kahramanı.

 

Geceleri her yerde O’nun ayak sesleri

Işığı söndürdüm mü pencerede görünen O

Ahulgo’nun yiğit savunucusu oluyor kimi kez,

Gunib’li bir ihtiyar ya da, giriyor içeri.

 

“Çok savaşlar yaşadım” diyor, “çok kanım aktı

Tam on dokuz kez yaralandım

Yirminci yarayı sen açtın bana

Sen açtın ağzı süt kokan çocuk.”

“Hançer yaraları aldım, kurşun yaraları aldım

Ama senin açtığın yara çok daha büyük acı verdi

İlk kez bir Dağlı’dan yara aldım

Bundan daha büyük aşağılanma yoktur bir Dağlı için.”

 

“Gazâlarımı bugün belki hafife alıyorsun

Ama bu, dağlar bu gazâlarla savunuldu.

Ben de görüyorum, silahım oldukça eskimiş

Ama özgürlük dağlara bu hançerin ucundan geldi.”

“Durup dinlenmeksizin savaştım o Dağlı inadımla

Şölenler, keyif meclisleri nedir bilmedim

Ozanlara kamçıyı çaldığım da oldu

Âşıklara acımasız davrandığım da.”

“Onlara sert davranırken yanılıyordum belki

Gem vuramazken öfkeme belki haksızdım

Ama senin gibi kara çalıcıları gördüm mü

Hoşgörülü olamadım diye kendimi kınamıyorum…”

 

Sabaha dek böylece oturuyor, sitemle bakıyor bana:

Odayı dolduran gece yarısı karanlığı da olsa

Kınalı sakalını görüyorum, görkemli

Papağının üzerinde sımsıkı sarığı.

Ne yanıt vereyim O’na ve sana ey halkım

Suçum bağışlanacak gibi değil ki…

***
Ruhu şad olsun.

__________________________________________
(*) Rasul Hamzatov’un İmam Şamil hakkındaki iki şiirinin tam metni ile Benim Dağıstan’ım kitabındaki İmam Şamil değerlendirmelerini “Kafkasyadan Anadoluya Göçler” kitabımdan okuyabilirsiniz. Türkiye Diyanet Vakfı yayınıdır.

http://yabende.com.tr/?p=25840