İSLÂM’LA KAFAYI BOZANLAR

Dr. Hayati Bice

 
26 ARALIK 2017

Önceki yazımda “islamofobi” konusunda yazdığım yazıyı, fobi nesnesini bir üst düzeye çıkartarak “muslimofobi” olarak yeniden kurgulayan odakların yeni planlarını konu alarak ilerlemek isterken sosyal medyada gördüğüm bir kavramı, sıcağı sıcağına hemen ele almak ihtiyacı hissettim.

Twitter hesabında “Bahreyn Dışişleri Bakanı” olduğu yazan Halid bin Ahmed adlı kişi, İngilizce olarak paylaştığı peşpeşe iki mesajında “Theo-Fascist” ifadesini kullanmıştı. Bu mesajlarda hedefe konulan ülkenin İran olduğu anlaşılıyordu. (*)

Bunda 10 yıl önce, ülkemizdeki iktidarı hedef alarak İslam ile faşizmi bir arada kullanan çevrelere dikkat çekerek “İslamofaşizm Otopsisi” başlıklı bir yazı yazmış ve İslâm ile faşizmin bir arada kullanılmasının imkânsızlığına dikkat çekmiştim. O yazımın başında konunun ne şekilde gündem yapılmaya çalışıldığını ve faşizm adlı ideolojinin özelliklerini şöyle özetlemiştim:

“Son birkaç aydır önce A.B.D.’nin neo-con kalemlerine dolanan bir terim olarak gündeme gelen “İslamofaşizm” terimi ve “İslamcı Faşistler” suçlaması A.B.D. Başkanı George W. Bush’un diline kadar uzanınca gözardı edilemeyecek; yok sayılamayacak bir kavram olarak Türk medyasının da adeta kucağına düştü. (**)

İslamofaşizm; Türkiye’nin ezici çoğunluğunun inanç aidiyeti olan “İslam” ile son yüzyıl tarihinin bilindik kirli ideolojilerinden “faşizm”in zoraki izdivacı ile “türetilmiş” bir deyim. Bu türedi terimin son birkaç aydır medyamızda dolaşımı artmış olsa da politik arenada 1979 yılında kayda geçmiş ilk kullanımı İran İslam Devrimi günlerine kadar gidiyor. Bilindiği kadarıyla İslamofaşizm terimini siyasi anlamda ve İran İslam Devrimi ile gelen yönetimi tanımlamak üzere ilk kez kullanan kişi Maxime Rodinson(***) adlı bir sosyalisttir.

Faşizmin Temel Varsayımları:

* Tek başına bir insan teki olarak önemsiz bir şey olan “birey” devlet olmaksızın bir hiçtir. -Birey-Devlet ilişkisinde disiplin, emre itaat, uyum ve düzen anahtar kelimelerdir.

* “Devlet”in organik bir niteliği vardır, bireyler devleti oluşturma çabası ile bu organik yapının şekillenmesine katkıda bulunurlar. (İlk varsayım ile çelişir.)

* Toplum önderliği “mutlak liderlik” ile sağlanır.

* Tarih boyunca savaş her zaman haklıdır; ilerleticidir ki bu kabule bağlı olarak sonuçta şiddet kutsanır, yüceltilir. Kitle gösterileri ile faşizmi benimseyen kitlelerin disiplinize edilmesi yanında şiddetin kutsanması sağlanır.

Faşizmin Karakteristik Özellikleri :

İnsanlığın yaşadığı faşizm uygulamaları paramilitarizm üzerinden taşkın, saldırgan ve “etnik temizlik”çi bir devletçilik çılgınlığıdır. Ünlü sosyolog Michael Mann bu tanımın ırkçılık, devletçilik, saldırganlık, temizlikçilik, paramilitarizm şeklinde mutlak gereken beş unsuru olduğunu ve bu özelliklerin her birinin tek başlarına başlarına “faşizm”i açıklayamayacaklarına işaret etmiştir.

Aradan 10 yıldan fazla süre geçtikten sonra dünya siyasetindeki yeri ve değeri belli olan bir Körfez Emirliği Dışişleri Bakanı’nın “teofaşizm” şeklinde bir birleştirme ile aynı konuyu gündeme taşıması tesadüf değildir. Sözkonusu kişinin “islamofaşizm” terimini ilk kullanan kişi olan Rodinson gibi İran ile ilişkili olarak kullanması da dikkat çekicidir.

Ancak bu terimin -siyaset gündeminde kalıcı olarak yer alması başarıldıktan sonra- “mutlak liderlik” ile tanımlanabilecek her kişi için ve itaat ve disiplin isteyen her hareket için kullanıma sokulması çok kolay olacaktır. Bu başarıldığında ülkemizdeki İslâmî duyarlılıklı ve milliyetçi her eğilimin kolayca bu şekilde etiketlenmesi beklenebilir. İslâm dünyasını teşkil eden ülkelerin yönetim ve liderlik kadrolarını düşünürseniz bunun ilk uygulama alanlarından birisinin, içeriden-dışarıdan sürekli olarak yıpratılmaya çalışılan ülkemiz olacağı fark edilmelidir. Bahreyn gibi “müslüman bir ülke”den İslâm ile din anlamındaki “theos” kelimesine yer değiştirterek yapılan açıklamalar asla küçümsenmemelidir. Kudüs ile ilgili son tartışmalarda da görüldüğü üzere Batı emperyalizminin ‘think-tank’larında üretilen ve gerektikçe ambalajı değiştirtilerek yeniden tedavüle sürülen kavramlar bütün İslâm dünyasının olduğu kadar özelde Türkiye’mizin de istikbali konusundaki hesapların bir parçasıdır. Körfez ülkelerinden gelen ve ABD’nin büyükelçiliğine Kudüs’e taşıma kararından sonra ortaya çıkan gerilim sırasında “Kudüs Yahudilerin tarihî mirasıdır” diyebilen seslerin yarın Türkiye’yi hedef alacak fiilî saldırılara kimbilir hangi gerekçelerle destek verir? Bunu tahmin etmek hiç de zor değildir.

Bu sitedeki nitelikli okurlarım, Medine Müdafii Fahreddin Paşa ve ondan hareketle T. C. Cumhurbaşkanı hakkında yine Körfez ülkelerinin birisinden (B.A.E.), üstelik de yine yetkili bir isminden gelen aşağılık yaftalamayı hatırlarlarsa kendileri de bunu rahatlıkla değerlendirebilecektir. Ülkemizin ve Türk Milleti’nin istikbalini tehdit eden bu türden sıcak gündemler sözkonusu iken tasavvufî inceliklerden söz etmek güç oluyor. Yine de hatırlayıp/hatırlatmak isterim ki, kim ne derse desin Allah’ın dediği olacak.

_______________________________

(*) İlgili mesaj için bkz: https://twitter.com/khalidalkhalifa/status/943845540344631296 (**) Dışişleri Bakanı, Bush’un ‘islamofaşist tehdit’ sözüne tepkili: Din ile terörü beraber göstermek doğru değil. Terörist her yerden çıkabilir. Radikal, 13/08/2006, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=195674

(***)Maxime Rodinson : ( 26 Ocak 1915 – 23 Mayıs 2004 ) Fransız marksist tarihçi,sosyolog ve oryentalist olarak bilinirse de köken olarak Rusya-Polonya orijinli Yahudi bir ailedendir. 1937 yılında Fransız Komünist Partisi’ne resmen üye olmuştur. En tanınmış eseri Rasulullah-s.a.v.- in hayatını konu alan “Muhammad” adlı biyografi kitabıdır. Yahudi kökenli olmasına rağmen İsrail’in politikalarına karşıt oluşu -bilhassa yerleşim stratejisi- dikkat çekicidir. İslamofaşizm terimini (le fascisme islamique) kalıbı ile ilk kez Humeyni’nin 1978’de gerçekleştirdiği devrim hakkında kullanmıştır.

http://yabende.com.tr/?p=17297