Dîvân-ı Hikmet

Divan-ı Hikmet kitabında neredeyse bin yıldır Türk’ün gönül gözünü ışıtan bir ışık saklıdır. Bu ışığın huzmeleri her bir hikmetin satırları arasından süzülerek ruh dünyamızı aydınlatmaya uzun bir zulmet devrinden sonra bütün Türk yurtlarında yeniden başlamıştır. More »

Yesevî Atadan Öyküler

Tarihimizin en büyük isimlerinden biri olan Ahmed Yesevî’nin hikâyeleri yüzyıllar boyunca dilden dile dolaştı. Yüzyıllar önce yaşayan çocuklar bu hikâyelerle büyüdüler, büyükler bu hikâyelerle büyülendiler. Eskiden gönüllerimiz nasıl Ahmed Yesevî ile hayat bulduysa, şimdi de Yesevî’nin hayat dolu nefesi içimizi ısıtacak. More »

Türk Yurtları Üzerine Notlar

Bu kitaptaki yazıların yazılma sürecinde etkin politik-kültürel aktörler olarak yazılarıma konu olmuş -ve bir kısmı ile tanışma şerefine nail olduğum- bazı Türk önderleri, yeryüzündeki fanî hayatlarını tamamlayıp Allah’ın engin rahmetine ve sonsuzluğa tevdi edildiler. Bu çerçevede Azad Bek Kerimî, Ebulfeyz Elçibey, Sadık Ahmed, Rauf Denktaş ve Türk yurtları edebiyatının aşılmaz görünen yüce ismi Cengiz Aytmatov’u rahmetle anmak isterim. More »

İşaret Taşları

Türk yurtlarının ruh dünyasını aydınlatan kutlu kaynaktan birkaç rengi yansıtmak niyetimle yola çıkıyorum. Bu yol boyunca konaklayacağımız her bir ribatta, dergâhta, hankâhda, bir nebze soluklanarak -İnşaallah- “güzel bir yürüyüş“ eyleyeceğiz… Yesi’den, Buhara’dan, Semerkand’dan, Kaşgar’dan güzel kokular taşıyan esintiler getirmeye çalışacağız takatimiz yettiğince… More »

Kafkasyadan Anadoluya Göçler

Geçtiğimiz yüzyılın başlarında Kafkasya’dan Anadolu’ya doğru gerçekleşen ve günümüz Türkiyesi’nin dini, etnik ve kültürel yapısında bile tesirleri süren göçler hakkında çok fazla şey bilinmemektedir. Bu kitap, göç olayını hikaye eden bir eser olmayıp bu ‘muazzam vakıa’nın oluşumunda rol oynayan ve arka planı teşkil eden gerçeklere ışık tutmaya çalışması ile, alanında Türkiye’de yayınlanan ilk eserdir. More »

 

Hamza Nigârî Sempozyumu Bildirisi / 2014 / Bakü-AZERBAYCAN

Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî

Ve Divân-ı Hikmet Eserindeki Sufîlik Esasları

 

Dr. Hayati BİCE*

 

 

——————————————————————-

ÖZET

 

Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî

Ve Divân-ı Hikmet’te Sufîlik Esasları

 

Hoca Ahmed Yesevî Türk tasavvuf tarihinin en önemli isimlerindendir. Türkistan coğrafyasında Pîr-i Türkistan adı ile tanınır. Divân-ı Hikmet olarak bilinen eserinde yer alan şiirleri ile Türklerin manevi hayatında büyük bir rol oynamıştır. Bu nedenle ölümünden bu yana dokuz yüzyıl geçmesine rağmen halen de etkileri devam etmektedir. Kazakistan’ın Türkistan kentindeki kabri, Türk Dünyası’nın en önemli ziyaret yerlerinden birisidir.

 

Hoca Ahmed Yesevî ‘nin Divân-ı Hikmet olarak bilinen eserinde, tasavvufun esaslarını konu alan birçok hikmet vardır.  Ahmed Yesevî bu hikmetlerinde şeriat-tarikat ilişkisi, mürid-mürşid alâkaları, tasavvufta kemâle ermenin en önde gelen vasıtası olan zikir gibi çok önemli konulara açıklık getirmiştir. Sahte mürşidler ve sufîlikle ilgisi olmadığı halde kendilerini sufî gibi gösterenler, Ahmed Yesevî’nin hikmetlerinde eleştirilere hedef olmuştur.

 

Anahtar Sözcükler

 

Ahmed Yesevî, Pîr-i Türkistan, Divân-ı Hikmet, tasavvuf, sufîlik, şeriat, tarikat, mürid, mürşid.

 

***

ABSTRACT

Great Master of Turkestan Khoja Ahmad Yassawi and Principles of Sufism in Diwan al-Hikmah

Khoja Ahmad Yassawi is an important person of Turkish sufi tradition. He is known as “Great Master of Turkestan”. His poems which are known as “The Book of Hikmahs = Diwan al-Hikmah” have made deep effects on Turkish spiritual life. Therefore, his effects have continued although nine centuries passed after his death. His tomb, which is builded at Turkestan city of Kazakstan, is the most important holy place of all Turkic World.

Diwan al-Hikmah is a book which is written by Hodja Ahmad Yassawi and includes many hikmahs (in English, mysteries or ways for reaching wisdom) about the principles of sufism. Some topics like mureed-murshid and shariah-tariqah relationships and dhikr which is the most required way to reach perfection are explained in detail by Ahmad Yassawi. False murshids and people who introduce themselves as sufis, despite the fact that they are not related to sufism, are also criticised by Ahmad Yassawi in Diwan al-Hikmah.

Keywords 

Ahmad Yassawi, Great Master of Turkestan, Diwan al-Hikmah, sufîsm, shariah, tariqah, mureed, murshid.

——————————————————————

 

 

 

Hoca Ahmed Yesevî’nin Hayatı

 

Ahmed Yesevî, Türk tasavvuf tarihinin en önemli simasıdır.  Ahmed Yesevî’nin hayat hikâyesi hakkındaki gerçeklik unsurlarını taşıyan ve tarîkatının temel unsurlarını yansıtan en önemli yazılı kaynak, hayatının çeşitli kesitlerini dile getiren şiirleri de içeren Dîvân-ı Hikmet’tir. Diğer önemli kaynaklar ise Yesevîyye yolunda Ahmed Yesevî’nin mirascısı olan Süleyman Hakîm Ata, Sûfî Muhammed Dânîşmend, Hüsâmeddin Sığnakî, Safîyyüddîn Orun-koylakî, Sultan Ahmed Hâzinî gibi sûfîlere atfedilen eserlerdir.

Ahmed Yesevî’nin hayat hikâyesini konu edinen tüm metinler temelde halk arasında söylenegelmiş menkıbelere dayanır. Bu menkıbelerin asırlar içerisinde bazı hayâlî unsurlarla genişletilerek -ve hattâ gerçek hikâyeden saptırılarak- yazılı metinlere dönüştürülmüş olması konuya eleştiri gözlüğü ile bakanlar tarafından öne çıkartılmaktadır. Oysa halk söylenceleri konusunda uzman olan bütün bilim insanlarının ortak kanaati,  halk muhayyilesinde anonim olarak oluşturulan menkıbelerin tamamında daima hakikat unsurunun gizlenmiş halde –şu veya bu oranda ancak mutlaka- varlığını sürdürdüğüdür. Bu açıdan bakıldığında menkıbeler, Ahmed Yesevî gibi asırlarca önce yeryüzünden ayak çekmiş herhangi bir tarihî şahsiyetin veya Abdulkerîm Satuk Buğra Han’ın Müslüman oluşu gibi bir vakıanın millî vicdana akseden görüntüsünü yansıtır.

Hazret Sultan Yesevî, bütün Türkistan coğrafyasında Hazret-i Türkistan, Pîr-i Türkistan olarak bilinir. Yesevî’nin ‘Pîr-i Türkistan’ ünvânının bir yakıştırma olmadığını gösteren bir rivayeti “Mantıku’t-Tayr” kitabında kayda geçiren ve böylece tarihe not düşen ünlü sûfî yazar Ferîdüddîn Attâr’dır. [1]

Sadece menkıbeler değil, dönemin tarihî kaynakları da Hoca Ahmed Yesevî’nin büyüklüğünü yansıtan ibâreler ile doludur. Bir örnek vermek gerekirse Türkistan kültür tarihinin en önemli isimlerinden Alî-şîr Nevâî Hazret Sultan Yesevî’den şöyle bahseder: “Türkistan ülkesinin Şeyhu’l meşâyıhıdır. O’nun mezarı, Türkistan’da Yesi denen yerde olup Türkistan halkının kıble-i duâsıdır.”[2]

Hâcegân hanedânı olarak bilinen Nakşibendiyye tarikatının mürşidlerini konu alan Reşâhât kitabının ilk kısmında Ahmed Yesevî ve takipçilerine yer verilmiş olması dikkat çekicidir.[3] Ahmed Yesevî, bu tarihî eserde “ser-halka-i meşâyıh-ı Türk” (=Türk velilerinin kolbaşçısı)  olarak tarif edilir.[4]

Ahmed Yesevî, Batı Türkistan’da, -bugünkü Kazakistan Cumhuriyeti’nin güneyindeki- Çimkent şehri yakınlarındaki Sayram kasabasında dünyaya gelmiştir. Ahmed Yesevî’nin doğduğu yıllarda Sayram, Batı Karahanlılarının egemenliği altında idi. Ahmed Yesevî, “Dîvân-ı Hikmette yer alan iki ayrı hikmetinde doğum yeri ve yurdunu Türkistan olarak bildirmektedir.

Ahmed Yesevî’nin doğum yılı kesin olarak bilinmemekle birlikte kendisine izafe edilen “Fakr-nâme” adlı risalede yer alan 73 yıl yaşadığı ve 1166 yılında öldüğü şeklindeki bilgiler gözüne alındığında 1093 yılında doğduğu kabul edilebilir. Yûsuf Hemedânî (1049–1140)’ye intisabı ve halîfelerinden üçüncüsü olduğu şeklindeki tarihî veriler de dikkate alınırsa miladın 11. yüzyılının ikinci yarısında doğduğuna işaret eden 1093 yılında doğmasının 120–125 yıl yaşadığı (dolayısıyla 1041–1046 yıllarında doğduğu)  şeklindeki rivayetlere göre daha fazla gerçeklik payı olduğu görülür.

Kazakistan’da Emirbek Kurbanoğlu Müminov ile Zikiriya Zamanhanoğlu Candarbekov’un kaleme aldığı bir Neseb-nâme Risalesi’nde; Hazret Sultan Yesevî’nin soykütüğü net olarak ortaya konulmuştur.  Bu şecere Ahmed Yesevî’nin ağabeyi Sadreddin Şeyh’in öz torunu olan ve Ahmed Yesevî’nin vefatından sonra bir süre de Yesevîyye tarîkatının merkez dergâhının post makâmında mürşîd olarak oturan Safiyyüddin Orun-Koylakî tarafından onüçüncü asrın ilk yarısında hazırlanmış ve nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bu şecereye göre Hazret Sultan Yesevî’nin şeceresi Hz. Ali (r.a.)’in oğlu İmam Muhammedü’l-Hanefî b. Aliyyü’l-Murtaza’ya kadar ulaşmaktadır. [5] Bu silsile aşağıda verilmiştir:

Hz. Ali > Muhammed Hanefî > Abdul-Fettah > Abdul-Cebbar > Abdul-Kahhar > Abdur-Rahman >  Kutb-ı Türkistan Hoca İshâk Bâb > Harun Şeyh > Mü’min Şeyh > Musa Şeyh > İsmail Şeyh >  Hasan Şeyh > Hüseyin Şeyh > Osman Şeyh > Ömer Şeyh > Muhammed Şeyh > İftihar Şeyh > Mahmud Şeyh > İlyâs Şeyh > İbrâhim Şeyh > Hazret-i Sultanü’l Ârifîn Hoca Ahmed Yesevî…

Kaynakların üzerinde ittifak edip birleştiği bir rivayete göre Ahmed Yesevî, daha çocuk denilecek kadar küçük bir yaşta iken anne ve babasını kaybederek hem öksüz hem de yetim kalmıştır. Şeyh İbrâhim’in vefatıyla yedi yaşında yetim kalan Ahmed’in, ablası Gevher Şahnâz’ın koruması altında kalması annelerinin daha önce dünyadan göç ettiğinin bir kanıtıdır.

Ahmed Yesevî ilk eğitimini kendisi altı yaşlarında iken vefatına kadar babası İbrâhim Şeyh’den ve Sayram’ın önde gelen âlimi Şehabeddin İsficabî’den almıştır. Divân-ı Hikmet’teki bazı hikmetlere ve bütün menâkıb kitaplarına göre Ahmed Yesevî’nin tasavvuf yolundaki ilk mürşidi Arslan Baba’dır. Arslan Baba, babası İbrâhim Şeyh öldükten sonra Sayram’dan Yesi’ye geldiğinde, yedi yaşında babasından yetim kalan Ahmed Yesevî’nin hem mürşîdi hem de manevî babası olmuştur. Arslan Baba’nın,  bu görevi Hz. Rasûlullah (s.a.v.)’ın manevî işaretiyle üstlendiği de nakledilir.

Ahmed Yesevî, bir yıl süre ile kendisini eğiten Arslan Baba’nın verdiği işaretle Buhara’ya giderek, tanınmış mürşid Şeyh Yûsuf Hemedânî’ye intisab etmiştir. Ahmed Yesevî, Hemedânî’nin ruhanî eğitimi altına girdiği esnada -hikmetlerinden çıkardığımız bir hüküm ile- yirmiyedi yaşındadır.

Ahmed Yesevî’nin gerek kendi hikmetlerinde, gerekse çeşitli kaynaklarda manevî feyz aldığı kaynaklar arasında Hazret-i Hızır (aleyhi’s-selam –buradan sonra a.s. olarak kısaltılacaktır-) da zikredilir.

Şeyh Yûsuf Hemedânî, Alî Şir Nevâî ’nin  ‘Nesâyimu’l-Mahabbe min Şemâyimi’l-Fütüvve’ adlı eserinde, zâhir ve bâtın ilimlerine sahib ‘zül-cenaheyn’ bir âlim, ârif-i billah, ihsan makâmına yükselmiş bir ermiş, kerâmetleri zâhir ve manevî makâm sahibi bir mürşîd olarak gösterilmiştir.[6]

Yesevîyye tarîkatının temelinde yer alan kuralların Hazret Sultan Yesevî’yle ilişkisi ve seyr ü sülûk eğitimi konusundaki özel ilgisi belgelenmiş olan Yûsuf Hemedânî tarafından belirlenmiş olduğu kabul edilebilir. Yûsuf Hemedânî’nin Hâcegân silsilesi de denilen Nakşbendiyye silsilesinde de yer aldığı düşünülürse Yesevîyye ve Nakşbendiyye’nin ‘ortak kurucu’  Pîr’i olarak adlandırılması mümkündür.

Hemedânî’nin ölümünü müteakip ilk iki halîfesi Abdullah Berakî (ölümü: 1161) ve Hasan Endakî (1073–1157)’nin vefatından sonra Hazret Sultan Yesevî bir süre Buhara’da dergâhın sorumlusu olarak irşâd makâmında bulundu. Yesevî’nin Buhara’lı sûfîlere rehberlik ve Mâverâünnehir’deki irşad döneminin ne kadar sürdüğü bilinmemektedir. Buhara’da halkın tasavvufî yönden irşadı ile meşgul olan Yesevî bir süre sonra sonra, bütün dervîşlerini halefi olan Abdul-Hâlık Gucduvânî’ye ısmarlayarak atayurdu olan Türkistan’a dönmüş ve Yesi’ye gelmiştir.  Hazret Sultan Yesevî’nin atayurduna dönüşünün hangi tarihe rastladığına dair bile kesin bilgimiz yoktur.

Ahmed Yesevî bundan sonraki hayatında vefat tarihi olan 1166 yılına kadar Türkistan bozkırlarına ruh verecek olan irşad faaliyetini Yesi merkezli olarak sürdürecektir. Hazret Sultan Yesevî’nin ölüm tarihi, muhtelif menâkıb ve tabakât kitaplarının ortak verilerine göre, H. 562 (M. 1166)’dir. Ahmed Yesevî, vefatından sonra dinî aktivitesinin merkezi olan ve hayatının büyük bir kısmını geçirdiği Yesi şehrinde bulunan dergâhının bahçesinde defnedilmiş ve üzerine mütevazi bir kabir inşa edilmiştir. Hazret Sultan Yesevî’nin vefatından asırlar sonra bu küçük makâmın yerinde Emîr Timur tarafından bugün bütün Asya’nın en görkemli anıt-mezarı olan Yesevî Külliyesi inşa edilecektir.

 

Divân-ı Hikmet

Divân-ı Hikmet, Ahmed Yesevî’nin hayat hikâyesi hakkında ipuçlarını taşıyan ve tarîkatının temel unsurlarını yansıtan en önemli yazılı kaynaktır. Dîvân-ı Hikmet’ten anlaşıldığına göre Yesevî hikmetleri ilahî ilham ile Ahmed Yesevî’nin dilinden dökülmüş ve yanındaki dervîşleri tarafından kağıt üzerine kaydedilerek tesbit edilmiştir.

Yesevîlik ile ilgili akademik çalışmalar, -neredeyse tamamen-,  Dîvân-ı Hikmet araştırmalarına dayanır.  Ahmed Yesevî hikmetlerinde birçok kez dalgıç gibi mânâ denizlerine dalarak hakikat incileri derlemekten söz eder. Bu değerlendirmeyi Dîvân-ı Hikmet için de yapmak ve bir mânâ denizi olarak vasıflandırmak mümkündür. Her bir hikmette yer alan, her bir mısra insanı bazen uçsuz-bucaksız bir okyanusun kenarına kadar götürür ve hattâ okur bir anda sırlar okyanusuna dalar, gider. Divân-ı Hikmet, yüzyıllardır dilden dile; gönülden gönüle aktarılıp Türkistan bozkırlarında asırlarca yaşatılmış ve bugün de yaşatılmaktadır.

Yesevîlik hakkındaki kaynaklar incelendiğinde Yesevî etkisinin dünya üzerinde başlıca üç Türk sahasında yayılmış olduğu görülmektedir: Hazar Denizi’nin Doğu kıyılarından Çin seddine kadar uzanan uçsuz bucaksız Türkistan bozkırları, Doğu Türkistan sahasının kuzeyinde İdil boyunca uzanarak Kazan etrafına kadar giden Kıpçak sahası ve Hazar’ın batısında Azerbaycan’dan başlayıp Anadolu’yu boydan boya içine alarak Rûmeli’ye atlayan Oğuz sahası. Bu durum aynı zamanda bugün üzerinde Türk topluluğu yaşayan hiçbir yeryüzü parçasının Yesevî etkisinden uzakta kalmadığını da ifade eder.

 

Yesevî’nin Divân-ı Hikmet Eserindeki Sufîlik Esasları

Bu bildirimizde Divân-ı Hikmet’ten yola çıkarak Ahmed Yesevî’nin öncelik ve önem verdiği sufîlik esaslarını ele alacağız. Öncelikle tasavvuf teorisinin temel kavramları olan şeriat ile tarikat-hakikat-marifet makamlarının ilişkisi; sufîlik eğitiminde mürşid-mürid kavramlarına Yesevî’nin nasıl yaklaştığı ele alınacaktır. Tasavvufta kemâle erdirme yöntemlerinin birincisi olan zikir kavramı da bir alt başlık olarak işlenmiştir. Dinin tebliğ dilinin Türkçe olmasını savunan ve eleştiri içeren bir hikmetten sonra maneviyat yolunun en büyük engeli olan sahte mürşidler ve sufîler konusunda Yesevî’nin uyarıları nazara verilecek ve son olarak da Divân-ı Hikmet’te kendilerinden söz edilen kişiler gösterilecektir.

A-Yesevi Hikmetlerinde Şeriat-Tarikat-Hakikat-Marifet Kavramları

Tasavvufun anlatımında ilahi gerçeklerin tanımları yapılırken dört aşamalı bir şema kulanılmıştır. Bu aşamalardan geçilmeden ‘Allah’ı’ Tanıma anlamındaki irfan makamına ulaşılımaz. Tasavvuf yolcusunun yaşayıp geçmesi gereken Şeriat-Tarikat-Hakikat-Marifet aşamaları, Yesevî hikmetlerinde büyük bir yer tutar. Bunu göstermek üzere Divân-ı Hikmet’te bu kavramların yer alış sayıları da gösterilmiştir.

1)Yesevi Hikmetlerinde “Şeriat” kelimesi kırk iki kez kullanılmıştır.

 

5 (**)

Kul Hâce Ahmed kırkğa kirdiñ nefsiñi kırk

Munda yığlap âhiretde bolğıl arık

Post-ı imân şeriatdur mağzı tarik

Tarik kirgen Hak’dın ülüş aldı dostlar

 

11

Üçyüz molla yığlab bitti köp rivayet

Şeriatdur men hem bitey bir rivayet

Tarikatda hakikatda hak himayet

Başım berip Hak sırrını bildim mena

 

Kul Hace Ahmed Hak sözini sözlep ötdi.

“Ayne’l-yakîn” tarikatde bozlap ötdi

“İlme’l-yakîn” şeriatnı közlep ötdi

“Hakke’l-yakîn” hakikatdın aydım mena

 

19

Onüçümde gevvas bolub derya çomdım

Marifetni gevherini sırdın terdim

Şemin körüb pervanedek özüm urdum

Bihuş bolub aklım yitti şaştım dostlar

 

Şeriatnıñ bostanıda cevlan kıldım

Tarikatnıñ gülzarında seyran kıldım

Hakikatdın kanat tutub tayran kıldım

Marifetniñ eşigini açtım dostlar.

 

40

Mel’un la’in şeytânğa siyâsetliğ Muhammed

Şeriatnı yolığa inâyetliğ Muhammed

Tarikatğa rehnema iradetliğ Muhammed

Hakikatğa muktedâ icâzetliğ Muhammed

 

76

Her kim kılsa tarikatnı da’vâsını

Evvel kadem şeriatga koymak kerek

Şeriatnıñ işlerini edâ kılıb

Andın soñra bu da’vânı kılmak kerek

 

Şeriatsız dem urmaslar tarikatda

Tarikatsız dem urmaslar hakikatda

Uşbu yollar yeri bilinür şeriatda

Cümlesini şeriatdın sormak kerek

 

Andın soñra bir er kerek iradetliğ

Bolmış bolsa ol bir erdin icazetliğ

Şeriatda rast muvafık kerametliğ

Oşal erniñetegini tutmak kerek

 

İradetsiz uşbu yolğa kirmediler

İnâbetsiz yolğa kadem koymadılar

İcâzetsiz yarım nefes urmadılar

Mürid bolğan bu sıfatlığ bolmak kerek

 

77

Şeriatnı şeraitin bilgen âşık

Tarikatnı makamını bilür dostlar

Tarikatnı işlerini eda kılıb

Hakikatnı deryasığa batar dostlar

 

83

Âlim uldur şeriatda cevlan kılsa

Tarikatnıñ bazarığa ornıñ salsa

Muhabbetniñderyasıdın gevher alsa

Andağ âlim, âlim bolur dostlarım a

 

84

Allah degen çın aşıklar Burak mindi

Ma’şukıdın mihnet yetse boyun sundı

Tarikatnı bazarında cevlân kıldı

Hakikatnı deryasıdın öter dostlar

 

Hakikatnı deryasıdın algan kişi

Özi muñluğ köñli sınuğ közde yaşı

Hârlık-zârlık meşakkatdur daim işi

Didârını taleb kılıb tapar dostlar

 

Hakikatlığ aşıklarnı nefsi ölük

Üçyüzaltmışdört yüzkırktört hemme sülûk

Sözi şirin hulk u huşı yüz miñtürlük,

Bu dünyanı puçek pulğa satar dostlar

 

Ötti ömrüm şeriatga yetelmedim

Şeriatsız tarikatga ötelmedim

Hakikatsız ma’rifetge batalmadım

Kattığ yoldur pirsiz neçük öter dostlar

 

90

Şeriatda tecriddür dünyâsını terk etmek

Terk etmeyin dünyanı Hakk’nı süydüm demesüñ

 

Tarikatda ten-cânın terk etmek müşküldür

Terk etmeyin ten-cânın tecrid boldum demesüñ

 

Hakikatda harâmdur bir Hüdâdın özgesi

Andağ bolmay âşıklar didâr ârzu kılmasuñ

 

96

Efsânedür şeriat ferzânedür hakikat

Dürdânedür tarikat aşıklarğa münâsib

 

104

Şeriatda mürşid bolğan garib kullar

Şeriatdın alar menzil alur bolğay

Namâzığa şuru kılgan mü’min kullar

Uçmağ üyin ümid tutub turur bolğay

 

Şeriatdın tarikatdın beyân boldı

Hakikatdın Kur’an sözi kelâm boldı

Bu cehaña Muhammedni nurı toldı

Ul nur birle ikki cehan yarur bolğay

 

109

Tarikatga şeriatsız kirgenlerni

Şeytân kelip imanını alur ermiş

Uşbu yolnı pirsiz davâ kılğanlarnı

Sersân bolup ara yolda kalur ermiş

 

Tarikatga siyasetliğ mürşid kerek

Ol mürşidge itikâdlığ mürîd kerek

Hizmet kılıp Pîr rızâsın tapmak kerek

Mundağ âşık Hakdın ülüş alar ermiş

 

Şeriatnı tarikatnı biley deseñ

Tarikatnı hakikatge ulay deseñ

Bu dünyadın dürr ü gevher alay deseñ

Cândın keçken hâsları alar ermiş

 

122

Şeriatı salâhini kiymegünçe

Tarikatnı Burakığa minmegünçre

Cezb ü cünün alemige barmagunça

Hakikatnı meydanige kirse bolmas

 

124

Marifetni minberige minmegünçe

Şeriatnı işlerini bilse bolmas

Şeriatnı işlerini edâ kılmay

Tarikatnı meydanığa kirse bolmas

 

Tarikatde türlük edeb bilmegünce

Nefsi birle muharebe kılmagunça

Işk yolıga özin lâyık etmegünçe

Hakikatnı sırlarını bilse bolmas

 

Şeriatde murad oldur yolga kirmek

Tarikatde murad oldur nefsdin keçmek

Hakikatde aziz cannı feda kılmak

Candın keçmey ışk şarabın içse bolmas

 

125

Şeriatnıñ meydanığa özin salmay

Tarikatnıñ bostanıda cevlan kılmay

Hakikatnıñ deryasıdın gevher almay

Ma’rifet adabını bilse bolmas

 

128

Şeriatsız tarikatga ötüb bolmas

Hakikatsız marifetge yetib bolmas

Pîrsiz hergiz şevk şarâbın tatıb bolmas

Tatsa bolmas pir hizmetin kılmağunça

 

Hakikatnın yollarıda yüz miñ hatar

Belin bağlab yolga kirgen âhir yeter

Sır eşiğin yastanğanlar murad tapar

Tapsa bolmas Pîr hizmetin kılmağunça

 

131

Ol erniñ güli ul şeriatdur

Mevası tatlık lokma-ı tarikatdur

Kim kulunıñ kulı bolsa hakikatdur

Kaf tağın tükel yutsa turlanmaz ul.

 

Kul Hace Ahmed kattığlanıb küysin emdi

İç ü taşıñ ham kalmasuñ pişsin emdi

Dostlar meñe sözni aytsıñ emdi

Yok erse marifetiñ turlanmaz ul.

 

139

Bu âlemde resvâ bolup kan yutmasañ

Şeriatda tarikatda pir tutmasañ

Hakikatda cân u tendin pâk ötmeseñ

Gaflederdin seni ne dep cüdâ kılsun

 

Keçe yatmay hâb-ı gaflet harâm kılsa

Zikr-i kalb u zikr-i sırnı tamam kılsa

Miñ bir atın tesbih etip kelâm kılsa

Bende ne dep dergâhığa hatâ kılsun

 

165

Işk tecelli kılsa kimni vücudında,

Ne kılurın bilmey tün-kün hayran bolur.

Zikri fikri Hak visali bolur müdam,

Yaş oğlan dek ikki közi giryan bolur.

 

Dünya birle kalmas anı zerre işi,

Zikrin aytsa, nurga tolur içi, taşı.

Allah degeç, revan bolur közde yaşı,

Işk otıda küyüb-yanıb, biryan bolur.

 

Şeriatdın tarikatga kadem koygan,

Dünya işin terk eyleben Haknı süygen.

Hakikatniñ esrarıdın mâna alğan,

Marifetni meydanıda üryan bolur.

 

168

Eyâ dostlar, haber berib şeriatdin,

Tarikatda Allah yadın aytıñ, dostlar

Arif canlar haber berür hakikatdın,

Allah teyu Hak zikrini aytıñ, dostlar.

 

Kim ki Allah dedi, anda özin tabtı,

Hakikatniñ sözin sözlar öler vakti.

Neçe yıllar Şeddad, körüñ,  uçmah yaptı,

Kirelmedi, andın ibret alıñ, dostlar.

 

Kul Hoca Ahmed, Hak zikrini aysañ müdam,

Rahmet yağar başıñ üzre aled-devam.

Erenlerniñ hizmetide bolsañ müdam,

Azad kılsa, darus-selâm barur, dostlar.

 

193

Eyâ şeyha, taliblerge yolnı körgüz,

Şeriatnıñ beyanını kılmas musan?

Tarikatda kulavuzsız yolğa kirse,

Hakikatnıñ yollarını aytmas musan?

 

201

Şeriatnıñ şeraitin terk etmeyin,

Tarikatnıñ işlerini eda kılsun.

Tarikatda perhiz kılıb takva kılğan,

Körüb, bilib, helalidin cüda kılsun.

 

Hakikatniñ deryasıdın güher alğan,

Marifetniñ meydanıda cevlan kılğan.

Küyüb-pişib iç bağrını otka salğan,

Andağ âşık elif kaddin duta kılsun.

 

205

Şeriatnı sözledi, tarikatnı izledi,

Hakikatnı közledi, yâ Mustafa Muhammed.

Sabr eyledi kanaat, takva eyleb kılavet.

Keçe-kündüz ibadet, yâ Mustafa Muhammed.

 

211

Arif uldur, Hak emrini pas eylese,

Masivadın nefsin yığıb has eylese.

Şeriat heme beş hurufdur rast eylese,

Andın sonra tarikatge kirmek kerek.

 

Tarikat heme beş hurufdur, eger bilseñ,

Ta’ayyun bilib, şeraitin eda kılsañ.

Beş küçesin seyran kılıb, yeldek ötseñ,

Andın sonra hakikatge kirmak kerek.

 

Ul hem beş harf yahşı bilse Hakk’a yeter,

Maumenlik zamiridin bî-şek keter.

Bilse kılsa, ibâdetge yoktur hatar,

Marifetniñ meydanıga kirmek kerek.

 

Ul beş huruf meydanıda cevlan kılur,

Zahir batın bi-tevakkuf nalan kılur.

Yetti aza közlerini ketan kılur,

Mürşid bolub, iradetge kirmek kerek.

 

Bu yollarnı tay kılmayın mürşid bolsa,

Fasık, câhil mürid bolub, kolın alsa.

Mundağ ef’al tanla anda merdud bolsa,

Mahşergahnı halkı tamam külmek kerek.

 

 

2) Yesevi Hikmetlerinde “Tarikat” kelimesi altmış sekiz kez kullanılmıştır.

 

12

Tarikatnı yollarını ukbası köp

Pak ışkını kolğa almay bolmas yürüp

Didarını körse bolmas tün kün uyup

Heç uhlamay didarını kördüm mena

 

Tarikatnı yolı kattığ turfa şaştım

Başım kattı Pîr-i muğan sarı kaçtım

Pîr etegin tutup bâtın közin açtım

Resva bolup yollar kezip yürdüm mena

 

Tarikatnı yollarıdur kattığ azab

Bu yollarda neçe âşık boldı turab

Işk yolığa her kim kirse hali harab

Erenlerdin yolnı sorap yürdüm mena

 

Tarikatnı yollarıdur turfa uluğ

Ruzi kılgan bendesige bolğay yavuğ

Uçkunige takat kılmas yetti tamuğ

Ey yaranlar aziz candın toydum mena

 

Şeriatdur aşıklarnı efsanesi

Arif âşık tarikatnı dürdanesi

Kayda barsa cananesi hemhanesi

Bu sırlarnı arş üstide kördüm mena

 

 

29

Tarikatnı bilmedim hakikatge kirmedim

Pîr buyruğın tutmadım özri köptür Hâce Ahmed

 

36

Muhammedni biliñ zâtı arabdur

Tarikatnı yolı külli edebdür

 

48

Muhabbetni deryaside gevvas bolup

Marifetni gevherini algum kelür

Tarikatnı meydanıda pervaz kılıp

Ul tubi darahtige kongum kelür

 

Âşık kullar Hak yadıdın hali ermes

Hakikatlığ bu dünyaga meyl kılmas

Çın âşıklar dünya ukbin hergis almas

Men teki bu dünyanı koygum kelür

 

64

Cânâneni tapay deseñ seher turğıl

Aşıklarnıñ meclisige özüñ urğıl

Haknı izleb yığlab yürüb mâtem kurğıl

Mâtem kurmay tarikatga kirer mukin?

 

66

Tarikatnı bâzârıda sevdâ kılsam

Mansur-yañlığ “Enel-Hakk”nı gavğa kılsam

Hizmet kılıb derdi hâlet beyân kılsam

Köksümdeki kürrelerin açar mukin?

 

74

Zahidlerge zühd ü amel takva kerek

Riyâzetlik aşıklarga fetva kerek

Ul tarikat er bolgaña da’va kerek

Seherlerde kobub taat kılgum kelür

 

81

Didâr üçün cânnı kurbân kılmagunça

İsmâil dek didâr ârzu kılmañ dostlar

Cândın keçip tarikatga kirmegünçe

Aşıkmen dep yalğan davâ kılmañ dostlar

 

Menlik birle tarikatga kirmediler

Cândın keçmey yolğa kadem koymadılar

Nefs öltürmey teslim fenâ bolmadılar

Ham tamalığ birle yolğa kirmeñ dostlar

 

Mürşidlerni hizmetini kıl ihtiyâr

Özlügümdin yolğa kirdim deme zinhâr

Yahşı bilseñ tarikatnı hatarı bar

Kılavuzsız uşbu yolğa kirmeñ dostlar

 

102

Muhabbetni Burâk’ını minip yürgen

Andağ âşık tarikatda cevlân kılgan

Sır şarâbın içip ezel rûhı kañan

Işk bâbıda nida kılıp yürür bolğay

 

107

Eyâ dostlar kabsab keldi karanğuluk

Ümidim bar ol İzimdin hem yaruğluk

Tarikatnı bazarıdur hem kuruğluk

Niyazlık kul kirib sevda eter ermiş

 

123

Candın keçib baş oynamay halis bolmas

Tirik ölmey mecaziğe rast sözlemez

Hakikatnı şahı birle raz etelmez

Halis bolmay dünya ukbin salsa bolmas

 

Tarikatnı şevki, zevki küymek-yanmak

Hakdın kaçgan nâcinslerdin kaçıb tanmak

Yüz miñtürlük cefa tegse boyun sunmak

Boyun sunmay ışk dükanın kursa bolmas

 

135

Ol makâmnı bildürgeni rehber kerek

Tarikatnı pişeside safder kerek

Uşbu yolnı zabt eylegen server kerek

Andağ mürşid uçmağ mülkin tayrân kılur

 

136

Tarikatnı lezetidin tatkan kişi

Dünyasını din yolıda satkan kişi

Keçe-kündüz közde yaşı akkan kişi

Bu dünyanı kadrini kaçan bilür

 

138

Tarikatdur bu yol atın bilse derviş

Marifetni metâ’ıdın alsa derviş

Özge yollar bâd-ı hevâ sansa derviş

Hakikatnı meydânıda er ol bolur

 

153

Aşıklarğa ışkın berib âşık kıldı,

Rahman İgem öz yolığa sadık kıldı,

Çın talibni dergâhığa layık kıldı,

Layık bolub tarikatga kirdim mena.

 

155

Kiçiklikde kılğan işdin emdi yandım,

Tevbe tonın kiydim, tevfik kurın tandım.

Nefs kâfirni merkeb kılıb, tepib mindim,

Andın tegdi tarikatnı yeli meñe.

 

158

Tarikatnıñ bostanıdur huş gulistan,

Talibleri bülbül sıfat kılur cevlan.

Müyesser bolğaymu deb dürrü mercan,

İhlaslık kul mahrum bolub kalganı yok.

 

163

Tarikatnıñ yolı uzak kılsañ sefer,

Kimi yeter, kimi yetmes, kimge hatar.

İzlegenler erenlerge âhir yeter,

Er nazarı tekken kişi merdan bolur.

 

173

Pîrni lutfı Haknı lutfı tarikatde,

Hak inâmı pirge yeter hakikatde.

Hadiy bolub yolğa salğan marifetde,

Eşitib, ukub, hizmet kılıñ, dostlarım a.

 

202

Tarikatga kirgen âşık Haknı izler,

Ne sözlese hâl ilmini sözin sözler,

Seherlerde yadın aytıb arşnı közler,

Bâyeziddek bir kün özüm satkum kelür.

 

Hakikatnı deryasığa çomğan âşık,

Ul deryadın güher alıb çıkkan âşık,

Güher alğan dergâhiğe bolur layık,

Layık bolub güher alıb çıkkum kelür.

 

203

Eyâ dostlar, tarikatda bazar kördüm,

Rahtım tabıb ul bazarda dükan kurdum.

Gâfil köñlüm, özüm anda bidar boldum,

Razi berse, tün-kün sevda kılğum kelür.

 

 

3) Yesevi Hikmetlerinde “Hakikat” kelimesi elli dört kez kullanılmıştır.

 

11

Señe ceza Yaratkan’ga yalbarmadıñ

Allah deban tünler turub iñrenmediñ

Hakikatdın sözler aydım işitmediñ

Zalimlerni elkin uzun kıldım mena

 

12

Hakikatnıñ manasige yetgen kişi

Bihud bolup küyüb yanar içi taşı

Kanlar akar közleridin akkan yaşı

Köz yaşımnı tuhfe kılıb bardım mena

 

Hakikatlik aşıklarnı rengi sonuk

Ayinege nazar kılsa andın tanuk

Özi hayran köñli veyran közi yaşluk

Kudretige hayran bolup kaldım mena

 

Hakikatlığ çın aşıkga tuhfe bergüm

Ruzı mahşer neçüksen dep halin sorgum

Şefi’ bolup şefaatnı özüm kılgum

Rahmetiñdin ümid tutub keldim mena

 

17

Köñil közi yarutmayın tâat kılsa

Dergâhığa makbul emes bildim mena

Hakikatdan bu sözlerni pâk örgenip

Lâ-mekânda Hakdın sebak aldım mena

 

59

Eyâ dostlar yürek bağrım boldı kebab

Hakikatlığ âşık cândın ötti bolğay

Işk pertevi köñül mülkin kıldı harâb

Ul sebebdin aklu huşum ketti bolğay

 

71

Rehnemâdur Hace Ahmed gülistanı marifet

Sözler sözi hakikat açar köñül mülkini

 

73

Emr-i Hakk’a barça halk-ı âlemin boldı rızâ

Ol hakikat bendeler dâim rızâdur dostlarım

 

77

Didârını körüb bolmas tün-kün uyub

Pak ışkını kolga almay bolmas yürüb

Hakikatnı deryasını hatarı köb

Hiç uhlamay didarını körer dostlar

 

78

Muhabbetni meydanıda cevlan kılgan

Hakikatnı deryasıdın gevher algan

Marifetni meta’ını içke salgan

Yürse tursa dürr ü gevher saçar dostlar

 

99

Hakk kulları dervişler hakikatnı bilmişler

Hakk’a âşık bolğanlar Hakk yolığa kirmişler

 

127

Marifetniñ bostanıda cânıñ bergen

Muhabbetniñ meydânıda baş oynağan

Hakikatnıñ deryâsıdın gevher alğan

Gevvâs yañlığ ol deryâdın çıkmaz bolur

 

174

Hakikatlık bendelerge rozi berür,

Yeyib-içib nimetlerin yadın aytur.

Atın eşitib, edeb kılıb ta’zim kılur,

Ta’zim kılıb, didar körüñ,  dostlarım a.

 

176

Dost tilegen ul bostanda karar kılmas,

Hakikatlik aşıkları ışksız bolmas.

Köñül mülkin berse aña közge ilmes,

Takva kılur içer nebat şerbetide.

 

217

Ne mundadur roze-namaz, ne hayr, ihsan u niyâz,

Yok hakikat, hayrı niyâz, men yığlamay kim yığlasun?

 

4) Yesevi Hikmetlerinde “Marifet” kelimesi ise otuz kez kullanılmıştır.

 

7

Elligtörtde vücüdlarım nâlân kıldım

Marifetni meydânıda cevlân kıldım

İsmâil dek aziz cânım kurbân kıldım

Bir ü Barım didârıñnı körermen mü?

 

50

Muhabbetni asasını kolğa alıp

Saadetni hırkasını teñe salıp

Muhabbetni yungı birle kanatlanıp

Marifetni butağige kongum kelür

 

116

Marifet meydanı içre bu köñülni şâd etib

Dünyasın terk eylegenler Hak birle sevda eter

 

166

Ey dostlarım, arifler halis suhbet eterler,

Ul suhbetde marifet dürlerini saçarlar.

Suhbet vakti hazır bol, erenlerge nâzir bol!

Ul Haletde erenler, erge nazar kılurlar.

 

Halet vakti erenler deryalarğa yüzlense,

Tabanları nem bolmay, deryalarnı keçerler.

Mürid bolsañ mürşidge, mehkem bolğıl, ey talib,

Müridlerin mürşidler her bab bilen sınarlar.

 

179

Marifetniñ bostanıda bülbül bolub,

Hak yadıda daim müdam meşğul bolub.

Kulluk kılsam hazretiğa çın kul bolub,

Bu haletde rihlet tanı atar mukin?

 

195

Şeyhmen teyu marifetni kıldı beyan,

Zâhir-bâtın , evvel-âhir kılsa âyân.

Şunkar yañlığ ruhı anıñ kılsa teyran,

Mundağ bolub mürîd yolğa salmas musan?

 

204

Kaldın keçmey hal tilini bilse bolmas,

Muhabbetni şarabıdın içse bolmas.

Marifetni bazarıga kirse bolmas,

Kaldın keçib bostan içre kirgüm kelür.

 

B-Divân-ı Hikmet’te Mürşid, Mürid

 

Tasavvufî geleneğin nesilden nesile intikalinde insandan insana eğitim esasdır. Öğretici pozisyonundaki mürşid ile çevresinde halkanan müridler tasavvuf yolundaki eğitimin ana unsurlarıdır. Yesevi Hikmetlerinde tasavvuf terminolojisinin temel kavramlarından  “Mürşid” kelimesi 17 ve “Mürîd” kelimesi ise 15 mısrada işlenmektedir.

 

1)Mürşid kelimesine yer verilen hikmetler:

 

76

İradetsiz icâzetsiz mürşid bolmas

Tarikatnıñ yollarını hergiz bilmes

Mübtedidür iradetge layık ermes

Andağlardın yırağ-yırağ kaçmak kerek

 

81

Mürşidlerni hizmetini kıl ihtiyâr

Özlügümdin yolğa kirdim deme zinhâr

Yahşı bilseñ tarikatnı hatarı bar

Kılavuzsız uşbu yolğa kirmeñ dostlar

 

Mürşidlerge hizmet kılsañ nefsge âfet

Tegme nâdân bu yollarda kılmas tâkat

Sâdık kullar bu yollarnı bilür râhat

Tirig ölmey didâr ârzu kılmañ dostlar

 

147

Ey mü’minler, oşal şeyhni beyanını,

Men aytayın, yahşi tiñlen ayanını,

Kıyametde yükler mürid günahını,

Sırat üzre titreb-kakşab turar ermiş.

 

Kolın tutsañ dünya mehri dildin keter,

Halkasıda ma u menlik cümle keter,

Nazar kılsa, ikki alem işiñ biter,

Andağ mürşid lâ-mekânda yürer ermiş.

 

163

Gevvas kerek ul deryağa özin salsa,

Karmak salıb nehenglerin sayd eylese,

Dürri maksud andın keyin kolga alsa,

Andağ mürşid halk içinde pinhan bolur.

 

169

Pîri mürşid kılsa müdam emri Ma’rûf,

Mürüvvetlik, şirin sözlik, yahşi hoyluk,

Keçe-kündüz riyazetni çekse ul hob,

Andağ pirni hizmetide yürüñ,  dostlar.

 

2) Yesevi Hikmetlerinde “Mürîd”

 

50

Merdan erür Hak yolını başçıları

Mürid birle Hüda ara elçileri

Vahdaniyet deryasını yolçıları

Astanede barıb derban bolgum kelür

 

80

Ey birâder mürid sözi yalğan aytmas

Dini süstrak münâfıklar neler demes

Ol ezeldin tire-bahtdur özge kelmes

Çın ümmetsen iştib Dürûd aytıñ dostlar

 

89

Müsülman müsülmannı kıldı katil

Nâhak tutub hak işlerin kıldı batıl

Mürid pirge kılmaydılar yüz ü hatır

Aceb şumluğ zamaneler boldı dostlar

 

130

“Ricalün la tulhihim” deb aytdı Hudâ

Oşal merdân mâsivâdın bolur cüda

Zikrin aytıb her nefesde olsa revâ

Tapar her dem Gavsü’l-ğıyas celâletin

 

Lâhed arâ mürid eger makam tutsa

Dervişlikde kırk tört makam andın ötse

Şeyhmen teyu binâ koyub otnı yutsa

Bimeşakkat tapmaz iman halâvetin

 

166

Halet vakti erenler deryalarğa yüzlense,

Tabanları nem bolmay, deryalarnı keçerler.

Mürid bolsañ mürşidge, mehkem bolğıl, ey talib,

Müridlerin mürşidler her bab bilen sınarlar.

 

173

Pîriñ gassal, mürid mürde sözleyelmes,

Köñül bergen pirdin özge közleyelmes.

Haknı tabgan Hakdın özge izleyelmes,

Eşitib, ukub, hizmet kılıñ, dostlarım a.

 

175

Muhabbetniñ şarabın içgen âşık nişanı,

Vale bolğan bülbüldek, feryad kılur daima.

Mürid mürde, pir gassal, okub yürür hasbi hal,

Körey deban ul cemal, cevlan kılur daima.

 

Müridlerin terbiyet, künde yüz min hasiyet,

Özlerin çopan sıfat, çopan kılur daima,

Halka kurub erenler, Hu zikrini başlasa,

Ul Zikriya payğambar hazır bolur daima.

 

183

Ukay deseñ, pir etegin mehkem tutkıl,

Tevbe kılıb dünya malın artka salğıl,

Urub nefsni şeyhiñ üçün özüñ satkıl,

Şundağ pirge mürid özin satmadı mu?

 

Hakikatlık er sözini nâdân bilmes,

Kil u kaldın söz sözlese, mecaz imes.

Yança çabsañ, kılıç bolsa, taşka ötmes,

Layğa çabsañ, kılıç aña ötmedi mü?

 

 

C-Divân-ı Hikmet’te Zikir-Zâkir

 

Tasavvufta manevî eğitimin temel aracı Zikir’dir. Arabca bir kelime olan zikir “anma, hatırlama” anlamına gelir. Allah’ın “Mezkûr” (zikrdilen) olduğu zikir eyleminde tasavvuf yolcusu Zâkir (zikreden, anan, hatırlayan anlamında) olarak aktif rol alır. Divân-ı Hikmet’te Zikr kelimesi 151, Zâkir kelimesi ise 53 yerde geçer.

 

1)    Yesevi Hikmetlerinde “Zikr”

 

1

Yetti yaşda Arslan Bâbğa kıldım selâm:

“Hak Mustafâ emânetin kılıñ inâm”

Uşal vaktda miñ bir zikrin kıldım tamam

Nefsim ölüp lâ-mekânğa aştım mena

 

Nefsim meni yoldın urup hâr eyledi

Telmürtürüb halâyıkka zâr eyledi

Zikr aytturmay şeytân birle yâr eyledi

Hâzırsın dep nefs başını sançtım mena

 

2

Rahîm içre peydâ boldum nidâ keldi

Zikr ayt dedi azâlarım titrey berdi

Ruhum kirdi süngeklerim Allah dedi

Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge

 

Zikrin tamam kılıp öttüm divâneğe

Hakdın özge heç sözlemey bigâneğe

Şemin izlep şâgird kirdim pervâneğe

Ahker bolup küyüp yanıp öçtim mena

 

Beş yaşımda belim bağlap ta’at kaldım

Tatavvu ruze tutup âdet kıldım

Keçe kündüz zikrin aytıp râhat kıldım

Ol sebebdin altmış üçde kirdim yerge

 

3

Her subhidem nidâ keldi kulağımda

Zikr ayt dedi zikrin aytıp yürdüm mena

Işksızlarnı kördüm erse yolda kaldı

Ol sebebdin ışk dükânın kurdım mena

 

Onsekkizde çil-ten birle şarab içtim

Zikrin aytıp hâzır turup kögsüm teştim

Ruzî kıldı cennet kezip hurlar kuçtım

Hak Mustafâ cemallerin kördim mena

 

On tokkuzda yetmiş makâm zâhir boldı

Zikrin aytıp iç ü taşım tâhir boldı

Kayda barsam Hızr Babam hâzır boldı

Gavsu’l-gıyâs mey içürdi toydum mena

 

4

Yazuk birle yaşım yetti yigirme beş

Sübhân Igem zikr ögretip kögsümni teş

Kögsümdeki girihlerim sen özüñ yeş

Ol sebebdin Hakk’a sığnıp keldim mena

 

8

Elveda deb yer astıga kadem koydum

Yaruğ dünya haram kılıb Hak’nı süydüm

Zikrin aytıb yalguz bolub yalguz küydüm

Mustafa’ga matem tutub kirdim mena

 

15

“Fezkürûllah kesiran” dep ayet keldi

Zikrin aytıb zari kılıb yürdüm mena

Didarını aşıklarga vade kıldı

Işk yolıda canım berip yürdüm mena

 

18

Işkka kadem koyğanlar Hak dîdârın körerler

Mûsâ-sıfat mahşerde Hak’dın seval sorarlar

Sermest bolup vaslıda Hû zikrini kurarlar

Arslan Babam sözlerin işitiñiz teberrük

 

Yetti yaşda Arslan Bâb Türkistanğa keldiler

Başım koyup yığladım hâlim körüp küldiler

Miñ bir zikrin örgetip mihribânlığ kıldılar

Arslan Babam sözlerin işitiñiz teberrük

 

19

Cebrail vahiy keltürdi Hak Rasûlğe

Ayet keldi zikr etgin deb cüz vü küllge

Hızr babam saldı meni uşbu yolğa

Andın soñra derya bolub taştım dostlar

 

20

Sübhân İgem bir katre mey kılsa inâm

Zikr-i sırnı ayta ayta kılsam tamam

Hur u ğılmân cümle melek aña gulâm

Uçmah içre harîr tonlar biçer dostlar

 

21

“Ente’l-Hâdi Ente’l-Hakk” nı zikrin aytsam

Hadi bolsañ egri yoldın rastka kaytsam

Hû zikrini tilge alıb na’ra tartsam

Kolum tutub yolğa salgıl “Ente’l-Hâdi”

 

“Ente’l-Hâdi Ente’l-Hakk”nı zikri kavi

Pîr-i muğan sözleridin alsa fetvi

Bâtınları revşen bolup bolur yahşi

Kolum tutub yolğa salgıl “Ente’l-Hâdi”

 

22

Bende bolsañ zikrin ayğıl koluñ alsun

Yoldın azsañ rehber bolup yolğa salsun

Seherlerde zârı kılğıl rahmi kelsün

Kolum tutub yolğa salgıl “Ente’l-Hâdi”

 

“Ente’l-Hâdi Ente’l-Hakk”nı zikr-i Allah

Hakk zikrini ayğıl tınmay bolguñ âgâh

Rahîm Mevlam nazar kılsa olur nâgâh

Kolum tutub yolğa salgıl “Ente’l-Hâdi”

 

“Ente’l-Hâdi ente’l-Hakk”nı zikri dilde

Bilmes nâdân zikrin aytıb zâhir tilde

Menmen degen şeyh-i zaman âbu gilde

Kolum tutub yolğa salgıl “Ente’l-Hâdi”

 

“Ente’l-Hâdi Ente’l-Hakk”nı zikri uluğ

Hakk zikrini vird eylegen köñli sınuğ

Vird eylemey şeyhmen dese câyı tamuğ

Kolum tutub yolğa salgıl “Ente’l-Hâdi”

 

39

Ahmed muradı sensen, zikri-yu yadı sensen

İşler küşadı sensen ya Mustafa Muhammed

 

49

Hak Mustafa bihuş bolup özdin ketdi

Cibril kelip Hak Mustafa başın tuttı

Subhan İgem kudret birle zikr ögretti

Ümmet bolsam men hem zikrin aygum kelür

 

Kul Hâce Ahmed dünya körseñ zinhar kaçgıl

Zikrin aytıb tarikatnı yolun açgıl

Ayet hadis sözi birle dinar saçgıl

Erenlerdin dürr ü gevher algum kelür.

 

53

“Fezkürûni” zikrini aytgan kullar daima

Cümlesin hemrah behişt-i adn’de kördüm

 

Tüni küni uhlamay Hu zikrini aytganlar

Melâyikler hemrâhı arşnı üstide kördüm

 

54

Yolğa kirgen erenlerdin yolnı sormay

Yığlamay mu ey dostlarım hatâ kıldım

Hak zikrini keçe-kündüz vird eylemey

Eyâ dostlar öz cânıma cefâ kıldım

 

Allah aytur “Aşıklarım burâk-suvâr

Hak zikrini aytganlarga rahmet yağar

Köp yığlağan didarımnı bî-şek körer

Rûz-ı mahşer didarımnı âtâ kıldım”

 

Hakdın korkup mâl u pulnı süymegenni

Haknı aytıb bir dem yatıp uymagannı

Yatsa kopsa Hak zikrini koymagannı

Açtım bâtın közlerini binâ kıldım

 

56

Kul Hâce Ahmed kulluk içre sâbit bolsam

Zikrin aytıp zâkir bolup “Rabbi” desem

Zikrinde şevklenib küyüb yansam

Bu iş birle yâ Rab seni tapkay mu men?

 

58

Zâkirleri cem bolub tüzülmişde

Zikrü semâ’dın tosunı kurulmışda

Boyın ukbâ dünyâsıdın urulmışda

Köñil kuşı Hazret tabâ uçtı bolğay

 

60

Hakk Te’ala pertev saldı canım küydi

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

Seher vaktde Pîr-i muğan bakıb sordı

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Zâkirlerge va’de kıldı Kadir Hüda

Gor içinde âtâ kıldı hur u likâ

Zâkirlerni turar câyı darül-bekâ

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Zâkir bolsa, şakir bolsa yeri cennet

Kanlar aksa közleridin kılmas minnet

Ümmet bolsañ zikrin aytmak sizge sünnet

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Zâkirlerge Hüda özi va’de kıldı

“Fezkürûni ezkürküm” ayet keldi

Firdevs atlığ cennetidin mahzar keldi

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Zâkirleri her nefesde zikrin aytar

Tevbe kılıb egri yoldın râstga kaytar

Zikrin aytsa asta âstâ şevki artar

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Zâkirleri halka içre pertev körer

Anıñ üçün halka içre özin urar

Ma’şukını körgen zaman canın berer

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Yalğan âşık ma’şukıdın canın ayar

Ukba yolın arka taşlab dünya süyer

Hu halkasın kurğan yerdin eyler firar

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

“El kezzâbu la ümmeti” dedi Server

Bu sözlerge yol bergüvçi Hâdi rehber

Yalğançını ümmet demes ol Peyğamber

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Rahmân İgem çın âşıknı yolın açar

Muhabbetni şevki birle yaşın saçar

Allah teyu kayda barsa şeytan kaçar

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Zâkirleri zikrin aytıb nâle kılur

Köz yaşını sarığ yüzge jâle kılur

Biyâbanlar kezib özin vâle kılur

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Zâkir kullar Hakk fermânın mehkem tutar

İhlâs birle Allah teyu kanlar yutar

Halka içre kirgen vaktde candın öter

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Bi-tehâret zikr aytğañ a la’net yağar

Oşal küni bolğan ferzend şeytan tuğar

Öler vaktde evvel kelib şeytan bakar

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Bî-tehâret zikrin aytgan imân etmes

Öler vaktde Hak Mustafa kolın tutmas

Sübhan İgem günahını hergiz ötmes

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Mü’min bolsañ bi-tehâret zikrin aytma

Kerâmetler aytıb halkga diniñ satma

Müslümanlığ da’va kılıb kâfir ketme

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Zâkir bolsañ zikrin aytmay hergiz yatma

Nadân birle nâ-cinslerge hiç söz katma

Münâfıklar haldın sorsa bir söz aytma

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

Kul Hâce Ahmed yamanlarnı yamanı sen

Barça buğday el tutmagay samânı sen

Yoldın azğan gümrâhlarnı nâdânı sen

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

 

61

Çın âşıklar keçken ermiş cânın taşlap

Edhem-sıfat berhem urup mâlın taşlap

Hu Hu teyü Hak zikrini aytıp hoşlap

İmân tasdik kılıp bağrın kebâb etti

 

64

Hakk vaslığa yetey deseñ zâri kılğıl

Zikrin aytıb erenlerge yârı bergil

Cefâ tartıb erenlerdin ülüş algıl

Uluş almay didârını körer mukin?

 

65

“Yâ Rabbenâ” zikrin aytıb zâkir bolsam

Sansız mihnet başga alıb şâkir bolsam

Yahşilarnı sohbetide hazır bolsam

Miskin bendeñ feyz u fütuh alar mukin?

 

66

Yol astıda aziz başım tufrak kılsam

Cân u dilim Hakk yolığa şeydâ kılsam

Zikrin aytıb murdar tenim âfak kılsam

“Elest” hamrın miskin bendeñ içer mukin?

 

78

Âşık uldur Hakk’a canın kurban kılsa

Zikrin aytıb çarzarb urub seher tursa

Erenlerdin feyz ü fütuh tola alsa

Sultan bolub dürr ü gevher saçar dostlar

 

79

Yaratkan Bir ü Bar’ım yolın izleb

Şeytan la’in yollarıdın kaytıñ dostlar

İhlas birle muhabbetni camın içip

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Hayy zikrini aytıb içgen cam-ı şarap

Yol üstide aziz başı misli turab

Allah içün hali harab bağrı kebab

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Astanege başım koyup zari kılsam

Halka kurup kim zikr aytsa yarı bersem

Zikrin aytıb ol suhbetdin dürler tersem

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Amel kılmay âlim ilmin basıp yürgey

Ölüp barsa tar lahedde canı küygey

Allah, Rasûl diniñ kim dep haybet kılgay

Can u dilde Hayy zikıini aytıñ dostlar

 

Münker-Nekir “Men rabbük” dep seval kılgay

Kâl ilmidin bir nuktası kâr kılmagay

Va hasreta amelsizler neçük kılgay

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Allah degen kend u esel peyda kıldı

Ahiretde Allah birle sevda kıldı.

Amel kılgan çın âlimni dânâ kıldı.

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Kalıñ çırağ haliñ pilte yağı yaşıñ

Neçe aytsam behre almas köñli taşıñ

Yol üstide tufrak bolsun aziz başıñ

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Essiz âlim amel kılmay yolda kalur

Okup okmay dünya malın kolga alur

Menmenlikdin essiz ömrün zayi kılur

Can u dilde hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Zâhir buzub bâtın tüze âlim bolsañ

Ruz-ı mahşer koluñ tutgay tañ la barsañ

Va veyleta nedamet dep yolda kalsañ

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Âlim uldur namaz okub ta’at kılsa

Hak’dın korkub ahiretni gamın yese

Kur’an okub Hak’dın korkub zar iñ rese

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Andağ âlim ikki közi giryan bolur

Seherleri erte kopub nâlân kılur

Hak yolıda küyüp yanıb biryan bolur

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Hârlık tartgıl kafr nefsiñ başı katsun

Daim müdam bu dünyadın yığlab ötsün

Tufrak bolgıl alem seni basıb ötsün

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Harlık tartıb Hak Mustafa Ümmet dedi

Asi cafi ümmetlerin gamın yedi

Anıñ üçün ümmetleri kuvvet aldı

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Ümmet üçün bağrıda yok zerre bütün

Ümmet dese dimağıdın çıker tütün

Hak Te’ala kılgay mu dep bizni otun

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

Kul Hâce Ahmed alay deseñ Hak’dın ülüş

Bâyezid dek nefsiñ birle tün kün uruş

Ey bihaber ümmet erseñ buldur reviş

Can u dilde Hayy zikrini aytıñ dostlar

 

82

Keçe kündüz bi-gam yürdüm zikrin aytmay

Cehd eyleben tüni küni fikrin etmey

Muhabbetni bâzârıda özni satmay

Nefsim meni yüz miñ taâm tiler dostlar

 

Eyâ gâfil Hak zikrini tildin koyma

Dünyâlıkdın bir zerreni kolğa alma

Erenlerni arkasıdın hergiz kalma

Yolğa kirgen âhir murâd tapar dostlar

 

Didâr körey degen kullar bidâr bolur

Yürse-tursa, yatsa-kobsa zikrin aytur

İçi taşı andağ kulnı nurğa tolur

Allah nurın andağ kulğa saçar dostlar

 

85

Kulmen degen tınmay zikrin aytar

Işk otığa bağrı küyüb feryad eter

Bîhaberler ömrün bilmey yelge satar

Gaflet birle cehennemge keter dostlar

 

93

Kul Hâce Ahmed sâati bir zerre yok tâatı

Zikri cânnı râhatı seher vakti bolğanda

 

98

Derviş Haknıñ manzurı zikri turur gülzârı

Haknı yâdı esrârı hub edebliğ dervişler

 

102

Bul hevesni teni küyse canı küymez

Ol sebebdin ışk kadriğe yetib bolmas

Erenler sohbetiğe kaçıb kelmez

Zikr dua riya kılıb yürür bolğay

 

103

Cünun içre başın yarğan kanı câri

Zikrin aytsa Allah özi Bir ü Barı

Seherlerde kan yığlamak kâr u bârı

Aşıkları her kün yüz miñ gâzi bolğay

 

108

Keliñ yığlıñ zâkir kullar zikr aytaylık

Zâkirlerni Hudâ bî-şek süyer ermiş

Işksızlarnı imânı yok ey yârânlar

Duzah içre tınmay dâim küyer ermiş

 

Muhabbetdin haber algan cânnı bilmes

Başı ketse tâ yârı yok cânnı bilmes

Işk kelâmı zevk taâmı nânnı bilmes

“Hu-Hu” teyü zikrin aytıp yürer ermiş

 

113

Bu Yesevi Miskin Ahmed hayran kalıb

“La İlahe İllallah”nı tilge alıb

Hak zikrini canu dilge vâsıl kılıb

Uç kuşını lâmekânda körer ermiş

 

114

Allah yâdı nurın kimge atâ kılsa

Nefs u heva menmenlikdin kalur ermiş

Bende eger zâkir bolub Allah dese

Tutmış köñül zengârını açar ermiş.

 

“Fezkürûni ezkürkum” iştib nidâ

Zikrin aytıb emrin tutub müşahedâ

Kirib gorga tartıb türlük mücahedâ

Âşık canlar sır şarabın içer ermiş.

 

127

Hakk yâdıdın zerre gâfil bolmağanlar

Yatsa kopsa Hak zikrini koymağanlar

Vallâh-billâh dünyâ harâm almağanlar

Gor içinde ol kul hergiz ölmez bolur

 

128

Uşbu yolğa kadem koyğan candın keçti

Zikr-i kalbin ayta ayta köksin teşti

Andın soñra cânân bakıb eşik açtı

Açsa bolmas Pîr hizmetin kılmağunça

 

133

Zâkir bolup zikrin aytsa kelgey nidâ

Şeytan-la’in yetmiş ferseñ bolğay cüdâ

Derdi bolsa Hak derdige bergey devâ

Andağ kulnı özi izlep cânan kılur

 

Kul Hâce Ahmed bendemen dep urmagil lâf

Riyâ birle kılğan tâat barça gezâf

Şeriatda tarikatda kârıñ hilâf

Ahiretde kezzâblarnı üryân kılur

 

137

Tañ atkunça zikrin aytkıl canıñ birle

Tağ u çölnü bostân kılgıl kanıñ birle

Taşdan kattığ taşka yatkıl yanıñ birle

Yoldın azğan yüz miñ gâfil merdân bolur

 

Zikrin aytğıl kanlar aksun közleriñdin

Hikmet aytğıl dürler tamsun sözleriñdin

Güller unsun her bir baskan izleriñdin

Gülge baksañ gül açılıp bostan bolur

 

140

Hakk zikrini mağzı cândın çıkarmasañ

Üç yüz altmış tamurlarıñ tebretmeseñ

Törtyüzkırktört süngekleriñ kul kılmasañ

Yalğançıdur Hakk âşık bolğanı yok

 

143

Behişt aytur: “Men artuk zâkir kullar mende bar

Zâkirlerni köñlide zikr ü fikr-i Sübhân bar”

 

146

Aşıkları zikrin aytıb hormas ermiş,

Barğan sarı yigit bolur, kormas ermiş.

Halka tapsa, âşık işge hormas ermiş,

Kehf itidek ârif sangıdın kalmas ermiş.

 

Âşık kullar iñreyürler tün-kün tınmay,

Zar iñreben na’ra urar bağri tolmay,

Zâkir kullar erra tartar daim harmay,

Suhbet tapsa can oynatıb harmas ermiş.

 

160

Ruhi halet zikrullah, la ilahe illallah,

İsmi a’zam hüvallah, bu halkanıñ içinde.

Her kimige zevk hale, bolsa bolur bu vale,

Sakiy sunar piyale, bu halkanıñ içinde.

 

162

Fikru zikri Hak İgemni senâsıdur,

Didar taleb kılıb yürgen gedasıdur,

Haknı zikri cümle derdni devasıdur,

Dünyalığdın kolga zerre almas bolur.

 

Kul HocaAhmed, âşık bolsañ, zari kılğıl,

Halka kurub kim zikr aytsa, yarı bargıl.

Zikrin aytıb, suhbet içre dürler tergil,

Güher alğan hergiz gâfil bolmas bolur.

 

169

Allah degen bendelerni inayeti,

Talebide yürgen bende Hak rahmeti,

“Fezkürûni ezkürküm” Hak ayeti,

Dem ğanimet, Allah zikrin aytıñ, dostlar.

 

170

Eyâ dostlar, âhir boldı zamanemiz,

Heç kalmadı bu dünyada nişanemiz.

Haber berdi “aduvven” deb Cananemiz,

Allah zikrin tınmay aytıb yürüñ,  dostlar.

 

172

Koyğıl dünya fikrini, kılğıl Haknı zikrini,

Buzgil şeytan mülkini, zâkir bolğıl her zaman.

 

175

Mürîdlerin terbiyet, künde yüz min hasiyet,

Özlerin çopan sıfat, çopan kılur daima,

Halka kurub erenler, Hu zikrini başlasa,

Ul Zikriya payğambar hazır bolur daima.

 

178

Yahşılarnı suhbetide kâim bolsam,

Hu-Hu teyu zikrin aytıb daim bolsam.

Aşıklardek çarh uruban canım bersem,

Dergâhıda Hocam kabul kılar mukin?

 

180

Erenler uşbu yolda candın keçti,

Zikrin aytıb seherlerde bağrın teşti,

Cefa tartıb bu dünyanıñ zehrin içti,

Andağ âşık rahat bilen yeter mukin?

 

Eyâ dostlar, seherlerde nale kılğıl,

Köz yaşıñnı akuzuban jale kılğıl,

Hak zikrini aytıb özüñ vale kılğıl,

Vale kılğan Hak vaslige yeter mukin?

 

181

Tilim bilen Allah zikrin cariy kılsam,

Seher vaktda kobub yığlab zari kılsam.

Himmet kılıb keçe-kündüz karı kılsam,

Dergâhide Hocam nazar salğay mukin?

 

Ya Rabbena, yadıñ bilen bolsam müdam,

Barı ümrüm zikriñ bilen bolsa tamam.

Ruze tutub namaz okub her subh u şam

Taleb kılsam hacet reva bolğay mukin?

 

Kul HocaAhmedni uşbu sözi arzu erür,

Arzusığa yetelmeyin kayğu yeyür.

Taklid kılıb Hu zikrini aytıb yürür,

Hu-Hu desem sahibdilan bolğay mukin?

 

182

Cehanğa etimad etme, tiliñ Hak zikridin koyma,

Bu dünya ayşını sürme, bolursan namdar emdi.

 

184

Kul Hoca Ahmed, koyğıl emdi dünya fikrin,

Cehd eylegil, tınmay ayğıl Hak’nı zikrin.

Hazır bolub öleriñni emdi bilgin,

Emdi izleb, yâ Rab, seni taparman mu?

 

188

Kul HocaAhmed, bu dünyada bi-gam ötdüñ,

Hak’dın korkmay tan atkunça kopub yatdıñ.

Dünya tileb Hak zikrini taşlab atdıñ,

“Tubu ileyh” okuy-okuy ölmeyin mü?

 

194

Mü’min degen bolur daim tefekkürde,

Fikr eyleb zikrin aytur uzak tünde,

Bolmas menlik bir zerre vücudında,

Andağ erni etegini tutmas musan?

 

203

Aşıkları özi birle bazar kılur,

Câhil kullar mü’min köñlin azâr kılur.

Gâfillerdin Huda, Rasûl bizâr bolur,

Hazır bolub, Hak zikrini ayğum kelür.

 

207

Didar üçün canın fida kıldı erse,

Tüni-küni Hak zikrini aydı erse,

Kul HocaAhmed, bu gurbetge tüşti erse,

Eşitiñ, dostlar, ölmeslikke imkan bar mu?

 

210

Eyâ dostlar, tün-kün tınmay zikrin aytıñ,

Zikrin aytıb kulluğında bolmak kerek.

Kulluk kılıb tekbir aytıb suhbet kursa,

Herne barı bolsa Hakdın körmek kerek.

 

Sahralarda çar-zarb urub zikrin başla,

Hay u heves, maumenlik yırak taşla.

Keçe-kündüz tekbir aytıb tinmey işle,

Zikrin aytıb sıdkı birle turmak kerek.

 

2)    Yesevi Hikmetlerinde “Zâkir”

 

10

Çın zâkirge Hüda özi kıldı rahmet

Tañla barsa cennet içre berür hil’at

Ruz-ı mahşer didar körüb sorgay devlet

İşitib okup yerge kirdi Kul Hâce Ahmed

 

13

Zâkir bolup şâkir bolup Haknı taptım

Dünya ukbâ harâm kılıp yançıp teftim

Şeydâ bolup resvâ bolup cândın öttim

Bi-gam bolup yer astığa kirdim mena

 

18

Zâkirmen dep zar urar çıkmas köziden yaşı

Dilleride ğamı yok nâgeh ağrığay başı

Mekr ü hîle kılurlar malûm Hudâğa işi

Arslan Babam sözlerin işitiñiz teberrük

 

33

Hâs ışkıñnı körset meñe şâkir bolay

Erre koysa Zekriyâ dek zâkir bolay

Eyyüb-sıfat belâsığa sâbir bolay

Her ne kılsañ âşık kılğıl Perverdigâr

 

56

Tınmayın hazretiñde Allah desem

Zâr iñreben zâkir bolup “Rabbi” desem

Kulı bolup kullugıñda boyun sunsam

Bu iş birle yâ Rab seni tapkay mu men?

 

59

Aşıklarnı ağzı handan dili lerzân

Allah üçün közde yaşı bağrı biryan

Cânı zâkir, köñlü şâkir, fıkri cânan

İnşaallah kıl köbrigi ötti bolğay

 

63

Yahşilerniñ sohbetide zâkir bolsam

Her ne cefâ tekse meñe şâkir bolsam

Eyyüb sıfat belâsığa sâbir bolsam

Dostlar Hâcem meni bendem degey mukin?

 

87

Tili köñli sarı birle zâkir bolub

Üçyüz altmış tamırları kanğa tolub

Yazu kışın bülbüldeyin vâle bolub

Sayra kılıb şahdın şahga konar dostlar

 

91

Didârını taleb kılsañ ey zâkirler

Cândın keçip halka içre körüñ didâr

Şevkiñ birle Allah aytıp râstğa kaytıp

Tün uykusun harâm eylep bolğıl bidâr

 

95

“Lailahe illallah” dep zâri kılgıl

Hakk zikrini her kim aytsa yarı bargıl

Pîr-i muğan hizmetine yügrüp yürgil

Hakk cemâlin körsetmese damen bolay

 

Zâkir bolub şâkir bolub Hakk’nı süygil

Seher vaktde kopub nefsiñ közüñ oygıl

Bâyezid dek âşık bolub dünya koygıl

Hakk cemâlin körsetmese damen bolay

 

Yürseñ-tursañ, yatsañ-kopsañ Hakk’nı aytsañ

Zâkir bolub şâkir bolub candın ötseñ

Vallâh-Billâh dünya haram taşlab atsañ

Hakk cemâlin körsetmese damen bolay

 

Pîr-i muğan etegini muhkem tutgıl

Marifetni bazarıda özüñ satgıl

Mey nuş etip sema kılıb zikrin aytgıl

Hakk cemâlin körsetmese damen bolay

 

Derd-i halet peydâ kılıb yolğa kirgil

Pervane dek şem’ni körüb özüñ urgıl

Kayda barsañ zikrin aytıb dükan kurgıl

Hakk cemâlin körsetmese damen bolay

 

Muhabbetni meydanıda baş ornatsañ

Hû-Hû teyü zikrin aytıb can kıynasañ

Didar tileb kan yaş töküb zâr iñ reseñ

Hakk cemâlin körsetmese damen bolay

 

Ey nâ-insaf dünya fâni Hakk’a yanğıl

Bende bolsañ Hakk zikrini tınmay aytğıl

Pîr-i muğan hizmetide cefa tartgıl

Hakk cemâlin körsetmese damen bolay

 

175

Andın sonra Hak nurın zâkirlerge saçarlar,

Melaikler saf tolub, erre başlar daima.

Muhabbet şarabını kolga alıb Muhammed,

Zâkirlerge sunuban, sakiy bolur daima.

 

178

Allah için merdanevar canım bersem,

Zâr iñreyüb zâkir bolub Rabbim desem.

Ehl u iyal, hanumanım yetim kılsam,

Dergâhıda Hocam kabul kılar mukin?

 

202

Aşıklarnı devasıdur Haknı yadı,

Zâkirlerni muradıdur Hak didarı,

Keçe-kündüz yığlab kılur Hakk’a dadı,

Çın derdlikdin derd ü mihnet tartkum kelür.

 

 

D-Eleştiri İçeren Hikmetler

 

Tasavvuf ile ilgili eleştirilerin önemli bir kısmı, tasavvufî eserlerin eleştirel bir bakıştan yoksunluğu ve çokça seslendirilen bir söylemle sadece “gül-bülbül” edebiyatı olması ile ilgilidir. Yesevî hikmetleri arasında yer alan aşağıdaki hikmet Yesevî’nin Türkçe hikmet söyleme duyarlılığına yönelen eleştirlere verilen bir yanıt olması ile dikkat çekicidir. Bu hikmet aynı zamanda dinî söylemlerin, muhatabın aklına hitap etmemesi halinde faydalı olamayacağına işaret edişi ile de önem taşır.

 

71

Huşlamaydur âlimler sizni aygan Türki’ni

Âriflerdin eşitseñ açar köñil mülkini

 

Ayet hadis ma’nası Türki bolsa muvafık

Ma’nasıga yetgenler yerge koyar börkini

 

Kazı müfti mullalar şeriatda râhnı

Ârif âşık alıbdur tarikatnı arkını

 

Amel kılğan âlimler dinimizni çırağı

Burak miner mahşerde egri koyar börkini

 

Amel kılsa âlimler din u ayın yarukı

Körse bolur alarnı rengi ruyı körkini

 

Amel kılmay “kâl” ilmin okuy bilmey kalğanlar

Arkasığa köterür kırk eşekni yükini

 

Hâcemen dep laf urma uşbu dünya bîpayan

Bilemen dep aytma sen köñüldegi çirkini

 

Rehnemâdur Hâce Ahmed gülistanı Marifet

Sözler sözi hakikat açar köñül mülkini

 

Miskin zaif Hâce Ahmed yetti puştiñe rahmet

Farsi tilini biliben hub aytadur Türki’ni.

 

 

E- Divân-ı Hikmet’te Sahte Şeyhler ve Sahte Dervişler

 

Tasavvuf lieratüründe ‘maneviyat yolunun istismarcısı’ olarak tarihte kayda girmiş kötü örneklerden hiç söz edilmemiş olduğu iddiası da kayda değer bir konudur. Günümüzde de manevî istismarın, -araçları değişse bile- olanca şiddetiyle devam ediyor olması, konunun önemini ortaya koyar. Divân-ı Hikmet eleştirel içerikli bir söylemi taşıdığı gibi, Yesevî hikmetlerinde insanların manevî duygularını sömüren sahtekârlara yönelik mısralar önemli bir hacim teşkil eder.

 

129

Tatavvu’ roze tutar halklarğa şeyhlik satar

İlmi yok amidin beter âhir zaman şeyhleri

Belige fota çalur özüni kişi sanur

Arasatda oktanur âhir zaman şeyhleri

 

Başığa destar orar ilmi yok nege yarar

Okı yok yayın kurar âhir zaman şeyhleri

Alayıdın al kılur ma’mileni mal kılur

Essiz ömrin yel kılur âhir zaman şeyhleri

 

Şeyhlik uluğ turur Hazret’ge eltgen işturur

Aş bermes bağrı taş turur âhir zaman şeyhleri

Miskin Ahmed kandasen Hakk yolıda nedesen

İlmiñ yok ne sandesen âhir zaman şeyhleri

 

147

Âhir zaman şeyhleridin sözleyin,

İyman-islam bilmey şeyhlik kılar ermiş,

İlm örgenmey, amel kılmay, ma’ni ukmay,

Ahiretda kara yüzlük bolar ermiş.

 

Şeyhman teyu mihrab içre olturğaylar,

Halka içre halkğa zahmet yetkürgeyler,

Hay u Hû deb sermestliğin bildürgeyler,

Andağ câhil kandağ şeyhlik kılar ermiş.

 

Mundağ şeyhniñ kıyametde yüzi kara,

Nâdânlıkda şeyhlik kılur, işi riya,

Ruzi mahşer resva bolur, közi a’ma,

Evvel-âhir delalatde bolar ermiş.

 

Şeyh bolmakğa cem’ül-cem edna makâm,

Hazır bolub, agâh bolsañ aled-devam,

Pîr hizmetin neçe yıllar kılsa tamam,

Yok erse, zalu muzill bolar ermiş.

 

Ami şeyhler kulak, dumsız himar bolğay,

Himmetleri dünya malın yığar bolğay,

Halâyıknı yol azğurub keter bolğay,

Andağ şeyhler behayimdin beter ermiş.

 

Özlerini halklar ara tutkay uluğ,

Bâtınları içre yoktur zerre furuğ,

Men artuk, deb yürgenlerni cayı tamuğ,

Duzah içre kattık azab tartar ermiş.

 

Aybın aytsa, aççığlanıb uruşkaylar,

Özi bilmey yaman işge yürüşgeyler,

Kara yüzlük mahşer küni turuşkaylar,

Nedametde başı katıb yürür ermiş.

 

Ey mü’minler, oşal şeyhni beyanını,

Men aytayın, yahşi tiñlen ayanını,

Kıyametde yükler mürîd günahını,

Sırat üzre titreb-kakşab turar ermiş.

 

Mundağ şeyhniñ akılını degil ahmak,

Âmilikde şeyhlik kılur ermiş mutlak.

Bâtın içre aña tegar daim tokmak,

Kıyametda hasret kılıb yürer ermiş.

 

Çın şeyh bolsa, dünya malın süymes, bilin,

Tenle barsa, dûzah içre küymes, bilin,

Allah deban keçelerde uymas, bilin,

Yüzin körsen, tolğan aydek bolar ermiş.

 

Kolın tutsañ dünya mehri dildin keter,

Halkasıda ma u menlik cümle keter,

Nazar kılsa, ikki alem işiñ biter,

Andağ mürşid lâ-mekânda yürer ermiş.

 

Şeyhlik atın aña kılmak erur vebal,

Can bererde iymaniğa havf u zeval.

Ahiretde aña bolur her dem nekal,

Rahmân İgem mundağ kuldın bizâr ermiş.

 

Âdem erseñ, toğrı yolda yüre körgil,

Peyğamberni kılmışların kıla körgil,

Can u dilde tabiatın ayta körgil,

Bu yol yürgen maksudiğe yeter ermiş.

 

Kul Hoca Ahmed, eger bolsa aklıñ selim,

Kuruk otka takya kılmak hunı azim.

Tevbe kılsañ, şayed kabul kılğay Rahîm,

Tevbe kılsañ, Hûda rahmet kılar ermiş.

 

119

Ey köñül kıldıñ günâh hergiz püşeyman bolmadıñ

Sufîmen deb laf urub tâlib-i cânan bolmadıñ

Hayf ömrüñ ötti bir lâhza giryân bolmadıñ

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufîliğ şundağ mudur dâim işiñ gaflet birle

Dâne-i tesbih koluñda tilleriñ ğıybet birle

Selle-i çilpeç urarsen nefsi bed izzet birle

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufî bolsañ saf bolğıl cürm ü isyân bolmasun

Tâat u takvâ kılıb köñlüñ perişân bolmasun

Cân u dilde yığlağıl mahşerde yalğan bolmasun

Sofı nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufîlik şartıdurur tünler kobub kan yığlamak

Her cefağa sabr etüben belni mehkem bağlamak

Tâlib-i Allah bolub her yahşi sözni sözlemek

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufî ya tâat kılursan bârçası ucb u riya

Cân u dil dünyâğa mağrûr tilleriñde âh ü vâh

Cân berürde bolğuñ nûr-ı imândın cüdâ

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufî bolmay neylesün üyde kılurğa işi yok

Sofıliğ da’va kılur halkga berürge âşı yok

Ah ü vâh derler yene közide katre yaşı yok

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufî bolub nefs üçün her dem eşikge bakasen

Nezr alıb keldi mu deb her dem kişige bakasen

Allahnı la’netin boynuñga her dem takasen

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufîmen deb laf urarsen söz ü efğanıñ kanı

Aşkı surh u roy zerdü çeşmi hunbarıñ kanı

Mürşid-i kamil-i mükemmel rah-ı merdanıñ kanı

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufî ya biğam yürersen dane-i tesbih alıb

Dünyağa mağrur bolub din işini arka salıb

Korkgıl emdi korkgıl emdi Hüdağa yalbarıb

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufî bolub malıkes almak üçün kıldıñ cedel

Zâhiriñ sufinemâdur bâtınıñ dûn ü dağal

Ey bi-haber, ey bi-haber şermendesen ruz-ı ezel :

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Dâne-i tesbih alıb el közige hob sufisen

Nefs-i bedni aldıda tersa, cuhudni tovfisen

Bendeliğ kılıñ Hüdâğa yoksa segi kufisen

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufî ya öz tavrıña yalğız Hüdağa bendesen

Aslıña baksañ eger alem içinde kendesen

Pür-günâh ü pür-hatar hem âsîyu şermendesen

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufî ya kıldıñ muhabbet da’vasın divâne bol

Malu mülk ü hanümândın keçgil u bigâne bol

Kim Hüda deb sözlese miñ örgülüb pervâne bol

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Sufî ya da’vayı ışk kıl bârçadın bîzâr bol

Uykunı eyleb haram tünler kobub bîdâr bol

Derdi yok biderdni körseñ kaçgıl u âzâr bol

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ

 

Ahmedâ sen sufi bolsañ sufiliğ âsân emes

Hak Rasûl sufi bolub dünya malın süygen emes

Dünyânı süygen kişi bî-şek biliñ insân emes

Sufî nakş bolduñ veli hergiz müsülman bolmadıñ.

 

 

________________________________________________

 

(*) Araştırmacı-yazar.

bicehayati@gmail.com

RTÜK, Bilkent-Ankara-Türkiye.

 

(**)Buradan itibaren hikmet dörtlükleri başında yer alan rakamlar tarafımdan yayına hazırlanan Ahmed Yesevî’nin Divân-ı Hikmet’inin Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayınlanan nüshasında hikmetin sıra numarasıdır.


[1] Ferîdüddîn Attâr (1136-1221), Mantıku’t-Tayr kitabında Türkler’in efsânevî pîri olarak “Pîr-i Türkistan” diye tanımladığı Ahmed Yesevî’yi işaret etmesi zamanın iletişim imkânları göz önüne alınırsa önemlidir. Attâr’ın işareti, Yesevî’nin vefatından daha yüz yıl bile geçmeden Hazret Sultan Yesevî’nin tasavvuf dünyasında ulaştığı şöhretin bir göstergesidir. Söz konusu beyit şöyledir.

 “Pîr-i Türkistan kendinden haber verdi

Dedi ki: En çok iki şeyi severim… “

Ferîdüddîn Attâr, Mantıku’t-Tayr, Çev. Yaşar Keçeli, Kırkambar Yay., İstanbul, 1998, s. 227-228.

[2] Alî-şîr Nevâi, Nesâyimu’l-Mahabbe min Şemâyimi’l-Fütüvve, (Haz. Kemal Eraslan, I-Metin), Türk Dil Kurumu Yay., Ankara, 1996, s.383.

[3] Safi, Mevlana Ali İbn Hüseyn, Reşâhât min Aynül-Hayat, Yay. Haz., Necip Fazıl Kısakürek, Âlem Yay., 4. Baskı, İstanbul, 1998, s.11.

[4] Şuşud,  Hasan Lütfi, İslam Tasavvufunda Hâcegân Hanedânı, İstanbul, 1958s.12.

[5] Orun-Koylakî Safiyyüddin, Neseb-nâme (Haz. A.K. Müminov, Z.Z. Candarbekov), Türkistan 1992. s.40-42.

[6] Alî-şîr Nevâi, a.g.e., s. 440-441.

________________________________________________________

KAYNAKÇA:

Ahmed Yesevî : Divân-ı Hikmet ;(Yay.Haz. Dr. Hayati Bice) ; Türkiye Diyanet Vakfı Yay. (6. Baskı); Ankara,2010.

 

Ahmed Yesevî : Divân-ı Hikmet’ten Seçmeler ; (Yay.Haz. Prof. Dr. Kemal Eraslan); Kültür Bak. Yay. Ankara,1983.

Attâr, Ferîdüddîn , Mantıku’t-Tayr, Çev. Yaşar Keçeli, Kırkambar Yay., İstanbul,1998

Hemedânî Yusuf: Hayat Nedir? ; (Yay.Haz. Doç. Dr. Necdet Tosun); İnsan Yay.; İstanbul,1998.

Köprülü, Fuad;  Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar; Diyanet İşleri Başk. Yay. ; Ankara,1966.

Nevâi, Alî-şîr, Nesâyimu’l-Mahabbe min Şemâyimi’l-Fütüvve, (Haz. Kemal Eraslan, I-Metin), Türk Dil Kurumu Yay., Ankara, 1996.

Nurmuhammedoğlu Na’im-Bek: Hoca Ahmed Yesevî Türbesi; (Yay. Haz. Dr. Hayati Bice) ; Kültür Bak. Yay., Ankara,1991.

Seyfeddin Aziz; Satuk Buğra Han; (Çev. Rukiye Hacı) Kaynak Yay., İstanbul,2000.

***